Takvim
GÜMRÜK DÜNYASI DERGİSİ / Sayı 40 / Makaleler
Yazar : Coşkun ŞENOL / Gümrük Kontrolörü
Sayı : 40
Konu : ULUSLARARASI TİCARET VE ULUSLARARASI PAZARLAMA

ULUSLARARASI TİCARET VE ULUSLARARASI PAZARLAMA

GİRİŞ

Firmaların uluslararası pazarlarda yürüttükleri işletme faaliyetlerinin başarılı olabilmesinin temel şartı uluslararası pazarlara uyum sağlayabilme gerekliliğinde yatmaktadır. Dış pazar yapılarının sahip olduğu farklı karakteristiklerin dikkate alınmaması veya ihmal edilmesi, uluslararası pazarlara girmeyi hedefleyen firmalar için önemli düş kırıklıklarına ve kayıplara yol açacak düzeyde ciddi sorunlar teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda; uluslararası pazarlama faaliyetlerine katılan her firma, politikasını yurt içindekinden farklı bir biçimde belirlemek durumundadır. Dış pazarlardaki müşterilerin arzu ve ihtiyaçları farklı bir çevreye mensup olmaları nedeniyle çoğunlukla yurtiçinden çok farklıdır. Dolayısıyla iç pazar için üretilen mal veya hizmetlerin yutdışındaki müşterilerin arzu ve ihtiyaçları ile aynı olacağını varsaymak, ihracatta yapılan hataların en büyüğüdür. Genellikle bu ve benzeri sorunlarla uluslararası pazarlarda deneyimsiz firmaların sıkça karşılaştıkları gözlemlenmektedir. Kimi zaman tecrübesizlik kimi zamanda kendine fazla güven, ihmal edilmemesi gereken uluslararası pazarların farklı yapılarına gereken önemin verilmediğinin kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. İhracatta başarılı olabilmek için her şeyden önce, yurt dışındaki müşterilerin ihtiyaçlarının farklı olabileceğini düşünmek, varsa bu farkları belirlemek ve onlara cevap veren bir mal veya hizmet bileşimine sahip olmak gerekir. Tüketici ve müşterilerin talebini karşılama özelliğinden yoksun olan mal ve hizmetler, dış pazarlarda da tutunamazlar.

Uluslararası pazarlama, işletme amaçlarına ulaşmayı sağlayacak mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin olarak birden çok ülkede yapılan planlama ve uygulama sürecidir.

Uluslararası pazarlama kavramını uluslararası ticaretten ayırmak gerekir. Uluslararası ticaret ise, malların ve sermayenin ulusal sınırlar dışına akışı ile ilgilidir ve konuların analizinde odak noktası, ödemeler dengesi ve kaynak transferlerinin sınırlar ötesine akışını etkileyen ticari ve parasal şartlardır. Bu durum işletmelerin pazarlama çabalarını ihmal eden, ulusal düzeyde bir makro pazar görüntüsü verir. Uluslararası pazarlama ise mikro düzeyde pazarlarla ilgilidir ve analiz birimi olarak işletmeyi ele alır.

ULUSLARARASI TİCARETİN TARİHSEL SÜRECİ

1960'lı ve 1970'li yıllarda ithal ikameci kalkınma modelleri revaçta iken, 1980'li yıllardan itibaren dışa açık, ihracata dayalı ve yabancı sermayeyi özendiren kalkınma politikalarına ağırlık verilmiştir. Bunda, kapalı ekonomik modellere dayalı sistemlerin zayıflayarak, soğuk savaşın 1990'lı yılların başında liberal ekonomik düzenin lehine sonuçlanması rol oynamıştır.

Uluslararası ticaret, ulusları ekonomik bakımdan birbirlerine bağlama özelliği ile küreselleşme tartışmalarının odak noktasında yer almaktadır. Uluslararası ticaret sayesinde dünyanın farklı kıtalarında üretilen ürün ve hizmetler, bir başka kıtada kıyasıya rekabet etmektedir. Bu rekabet, iş güvencesi, gelecek endişesi gibi kavramları günlük hayatın bir parçası haline getirmiştir.

1950'lerde uluslararası ticaret dünya gayri safi hasılasının %7'si iken, bu oran 1999'da %23'ü bulmuştur. 1948 ile 1997 yılları arasında dünya mamul mal ticareti 14 kat artmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları payı son 15 yılda %20'den %25'e yükselmiştir. Bu oran, mamul mal ticaretinde %10'dan %15'e ulaşmıştır. Bu eğilim sürdüğü takdirde, anılan oranın 2020 yılında %50'yi aşacağı öngörülmektedir.

ULUSLARARSI TİCARET YAPILMASININ NEDENLERİ

Tarihsel perspektiften konuya bakıldığı zaman ulusların karşılıklı ticaret yapmalarının temelinde yatan neden, ekonomik olarak farklı yapı ve zenginliklere sahip olmaları olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan gücünün niteliği ve kalitesinden, sahip olunan teknolojik bilgi birikimine, yer altı ve üstü zenginliklerden yetiştirilen ürünler gibi bir çok alan ilk anda akla gelen farklılıklardır

İlk toplumlardan günümüze değin uluslararası ticaretin tarihsel gelişimine bakıldığı zaman ülkeleri ticaret yapmaya iten nedenler şöyle sıralanabilmektedir.

1. Yerel Üretimin Yetersizliği: Dış ticaretin önemli nedenlerinden birisi belirli malların ülkelerde hiç üretilmemesi ya da yerel üretimin ulusal ihtiyaçları karşılamaya yeterli olmamasıdır. Doğal kaynakların yeryüzünde dengesiz dağılımı, teknik bilgi ve ileri derecede uzmanlaşmış işgücü yetersizliği, ekonomik gelişme farklılıkları yerli üretim farklılıkları yaratmaktadır.

2. Uluslararası Fiyat Farklılıkları: Bazı ülkeler bazı malları üretmede daha etkindir., dolayısıyla bu malları daha ucuza mal ederler. Bu verimlilik farkları yüzünden her ülke fiilen üretebildikleri ucuz malları dışarıya satarak, nispeten pahalıya yapabildiklerini de yurt dışından ithal edecektir.

3. Farklılaştırılmış Mallar: Bir endüstriye bağlı firmaların ürettikleri mallar birbirinin benzeri olmakla birlikte bütünüyle aynısı değildir. Bunlar arasında dış görünüş ve ambalajlama yönünden olabileceği gibi kullanış özellikleri açısından da farklar bulunabilir.

Bu nedenlerin yanı sıra ülkeler, endüstriyel yapı, perakende ticaret, yabancı sermaye, pazar yapısı, rekabet, dağıtım, talep düzeyleri, ülke içindeki farklı gelir ve pazar dilimleri, üretim ve mal çeşitleri, ulusal gelir ve ulusal gelir dağılımı vb. gibi ekonomik koşullar bakımından farklılık gösterirler. Özellikle endüstriyel yapı ve gelirler bu ülkelerin gereksinim duyacakları mal ve hizmetleri büyük ölçüde etkiler. Bu durum ülkelerin üretemedikleri ürünleri dışarıdan talep etmelerine neden olmaktadır.

Uluslararası pazarlar, ulusal pazarların bazı niteliklerine sahip olmakla beraber, onların uzantıları olmaktan uzaktırlar. Bunlar, çok daha karmaşık yapıya ve boyutlara sahiptirler. Bu nedenle uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren işletmeler hayli değişik ve yeni sorunlarla karşılaşırlar.

Her şeyden önce, doğal koşullar, refah düzeyleri ve dolayısıyla tüketicilerin yaşam ve tüketim biçimleri, mevcut pazarlama kurumları, devletin çeşitli sınırlamaları ve genel olarak tüketicilerin davranışları ülkeden ülkeye hayli farklıdır. Ayrıca uluslararası pazarlar, her biri kendine özgü pazarlama nitelikleri olan birimlerden yani ulusal pazarlardan oluşmaktadır. Bu yüzden uluslararası pazar olarak her pazar, ayrı ele alınıp, özellikleri öğrenilmelidir.

TİCARİ MALLAR AÇISINDAN FARKLILIKLAR

Az Gelişmiş Ülkelerde Ürün Özellikleri

- Standartlaşmanın bulunmaması

- Basit mallar üretilmesi

- Çok değişik ve tutarsız kalite seviyesi

- Yerel stil ve dizaynların kullanılması

Gelişmekte Olan Ülkelerde Ürün Özellikleri

- Bazı mallarda standartlaşma gidilmesi

- Basit ve komplike ticari malların üretilmesi

- Tutarlı kalite seviyesi

- Ulusal stil ve dizaynlara yönelinmesi

Gelişmiş Ülkelerde Ürün Özellikleri

- Yüksek düzeyde standartlaşma bulunması

- Sofistike ticari mallar üretilmesi

- Homojen, güvenilir, standart kalite seviyesi,

- Ulusal ve uluslararası stil ve dizaynlara yönelme

ULUSLARARASI TİCARETİN BOYUTLARI

İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda uluslararası ticareti özendirmek amacı ile kurulan GATT (General Agreement on Tariffs and Trade) faaliyete geçtiği 1947'de 55 milyar dolar olan toplam dünya ihracatı, 1980 yılında 1.998,2 milyar dolara, 1992 yılında 3.662,4 milyar dolara 2000 yılında ise 6.364 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakamın %72'si sanayileşmiş ülkelerce, %28'i gelişmekte olan ülkelerce gerçekleştirilmiştir. İlk 50 ülkenin toplam içerisindeki oranı ise %95 seviyesindedir.

2000 yılında dünya mal ithalatı ise 6.669 milyar dolar olarak gerçekleşirken ilk 50 ülkenin toplam içerisindeki oranı ise tıpkı ihracatta olduğu gibi %95 seviyesindedir.

İthalatta ve ihracatta ilk üç sırayı, A.B.D., Almanya ve Japonya almakta olup Almanya dışında AB ülkelerinden 4'ü (İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda) ilk on içerisinde bulunmaktadır. İhracatta ilk 50 üye arasında yer almayan AB üyeleri ise Yunanistan ve Lüksenburg'tur.

Dünya Ticaret Örgütü'nün 25 Ekim 2001 tarihinde yayımlanan "Uluslararası Ticaretler İstatistikleri-2001" başlıklı Raporuna göre;

Türkiye, 26 milyar dolarlık ihracat ve 53.5 milyar dolarlık ithalat ile sırasıyla 24 ve 41. sıralarda yer almaktadır. Bu durumda, ülkemiz ihracat sıralamasında AB üyesi ülkelerden sadece 3 ünü geride bırakırken, ithalatta bu sayı 7 ye yükselmektedir.

2000 yılında dünya hizmet ticareti hacminin, mal ticareti hacminin %20'leri seviyesinde seyrettiği görülmekte olup, buna ilişkin veriler incelendiğinde mal ticaretinde yüksek paya sahip ülkelerin hizmet ticaretinde de söz sahibi oldukları görülmektedir. Bununla birlikte AB üyesi ülkelerden İspanya mal ihracatındaki düşük performansına oranla hizmet ihracatında yakaladığı 53 milyar dolarlık performansıyla 7. sırada bulunmaktadır.

Ülkemiz ise 19 milyar dolar seviyesindeki hizmet ihracatı ile dünyada ilk 20 ülke arasında yer alırken 7.6 milyar dolarlık değer ile hizmet ithalatı bakımından 35. sıradadır.

ULUSLARARASI PAZARLARA YÖNELMENİN AVANTAJLARI

1. Mukayeseli Üstünlük İmkanından Yararlanmak : Ülkelerin ve işletmelerin yurtdışından daha fazla kazanç sağlamalarının bir nedeni de üstünlük avantajları fikrini benimsemeleridir. Bunun anlamı, nisbi üstünlüğe sahip oldukları mal veya hizmetleri (örneğin daha iyi kaynaklar, spesifikasyon, mekanik veya iklim) daha az başarılı oldukları mal veya hizmetle değiştirmeleridir.

2. Rekabeti Koruyabilmek veya Rekabetten Kaçmak : Uluslararası pazarlarda genişlemek, yurt içindeki rekabetten kaçışın en etkin yoludur.

3. Vergi Avantajı Elde Etmek : Çoğu ülke, ticareti teşvik amacıya, dışa açılan firmalara vergi avantajı sağlar. Bu şekilde, uluslararası pazarlarda büyük miktarlarda kazanç sağlanması durumunda bile düşük oranlı vergi alınır.

4. Ürün Yaşamını Uzatmak : Ulusal pazarda önemini yitiren mal ve hizmetler, ihracatla yeni pazarlarda önem kazanabilirler.

5. Karları Artırmak : Üstünlükleri kullanan, rekabetten kaçan, düşük vergi veren ve modası geçmiş mal ve hizmetlerin yaşam süresini uzatan uluslararası şirketler, iç pazarda faaliyet gösteren diğer şirketlere göre karlarını daha fazla artırırlar.

İŞLETMELERİN ULUSLARARASI PAZARLAMAYA KATILMA

DERECELERİ

1. Tesadüfi İhracat: Bu, işletmede ulusal veya yurt içi pazarlamanın hakim olduğu bir aşamadır. Tesadüfen ve seyrek olarak yurtdışından gelen siparişler kabul edilir. Uluslararası pazarlamaya gerçek bir katılım yoktur.

2. Aktif İhracat: Bu durumda mamulde ve genelde pazarlama çabalarında önemli değişiklik yapmaksızın yurtdışı satışlarına da yönelme söz konusudur. Mevcut mamuller için dış pazarlar bulmaya ve dış satışlara çaba sarfedilir, gerçekte yapılan ihracat satışı niteliğinde dar kapsamlı "ihracat pazarlamasıdır"

3. Uluslararası Pazarlama: Bu aşamada ülke sınırları dışındaki pazarlar da hedef Pazar olarak düşünülür. Uluslararası pazarlama faaliyetleri artık stratejik işletme planlamasının ve stratejik pazarlama planlamasının bir parçası olarak kabul edilir.

Burada karşımıza çokuluslu pazarlama kavramı karşımıza çıkmaktadır.

Çokuluslu pazarlama, uluslararası pazarlamanın hayli gelişmiş ve kompleks bir şekli olup, bunda işletme, ana ülke dışında pek çok ülkede pazarlama faaliyetine girişir. Her ülkede ayrı programlar uygulanır. Ve ülkeden ülkeye ayrı pazarlama karmaları geliştirilir. Mamulün adaptasyonu, reklam kampanyaları, fiyatlandırma ve dağıtım kararları yerel pazarlara uygun olarak yürütülür.

4. Global (Küresel) Pazarlama: Bu pazarlama anlayışına sahip işletmeye global şirket adı verilmektedir. Böyle bir işletme standart bir mamul geliştirip, güvenilir kalite elde edip mamulünü tüm dünyada uygun fiyatla satma çabası ile ölçek ekonomisini sağlayacak global pazarlama stratejisi izler. Bu anlayışta temel varsayım, zevklerin, tercihlerin birbirine benzeme yönündeki değişme eğilimidir. Bu işletme dünyayı tek pazar olarak alır ve pazarlama programını tüm dünya ölçeğinde uygular.

ULUSLARARASI PAZARLARA GİRİŞ YÖNTEMLERİ

Uluslararası pazarlara girmeyi düşen işletmenin karşısından birden çok pazara giriş seçeneği mevcuttur. Hangi yöntemin izleneceğinde mamulün niteliği, girilmesi düşünülen pazarla ilgili çevresel faktörler ve işletmenin kaynaklarını ne ölçüde buraya bağlayacağı gibi hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Bir işletme uluslararası pazarlara girerken şu yöntemleri kullanabilir:

1. İhracat

a. Dolaylı İhracat

b. Direkt İhracat

2. Anlaşmalar

a. Lisans Anlaşmaları

b. Teknik Anlaşmalar

c. Hizmet Anlaşmaları

d. Üretim Anlaşmaları

3. Ortaklıklar

4. Yatırım

1. İhracat: Uluslararası pazarlar girmenin en basit ve en fazla kullanılan yolu olan ihracat, işletmenin üretiminin bir kısmının yurt dışına gönderilmesi ve orada satılmasıdır. Üretici işletme bazen mamulünü hiç değiştirmeden, bazen de gideceği yere göre bazı değişiklikler yaparak bu yola gider. Bu yol, dışarıda yatırıma gitmeden, işletmenin yapısında ve hedeflerinde değişiklik yapmadan veya çok az değişiklikle, dolayısıyla minimum risk ile dışa açılma şeklidir.

İhracat; dolaylı ve direkt ihracat olmak üzere ikiye ayrılabilmektedir.

Dolaylı ihracatta; işletme dış pazarlara açılmada, dış ticaret şirketlerinden (dış ticaret sermaye şirketleri ve sektörel dış ticaret şirketleri) yararlanmaktadır. Özellikle, dış pazara yeni açılan firmalar için, gerek riskin az olması, gerekse dış pazar bilgisi, dış ilişkiler ve yatırım miktarı gibi yönlerden fazla bir şey gerektirmemesi bu yöntemin avantajları olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu kez, iyi ve aktif çalışacak bir aracı firma bulmanın güçlüğü ve ihracatçı şirketle ihracattan dolayı, bu yoldan çok az pazar bilgi ve tecrübesi kazanılması ise dolaylı ihracatın dezavantajlarıdır.

Belirli bir büyüklüğe ulaşan işletme, dolaylı ihracatın dezavantajlarından kurtulmak için direkt (doğrudan doğruya) ihracata yönelir. Bu taktirde gereken harcama ve katlanılan risk artsa da ihracattan sağlanacak kar artacağı gibi, bu yolun izlenilmesi ile ihracat ile ilgili bilgi ve tecrübede artacaktır.

2. Lisans Verme: Yabancı ülke işletmesine lisans veren (lisansör) işletme, bir üretim sürecini, markayı, patenti, ticari sırrı ya da herhangi değerli bir şeyi girilen ülkedeki işletmeye belirli bir bedel karşılığı sağlar. Lisansı satın alan yabancı işletme (lisansiye) böylelikle bir üretim tekniği ya da becerisini veya tanınmış bir mamulü ya da markayı elde etmiş olur. Ana üretici firmanın, üretim tesisleri kurmadan, büyük yatırımlara ve riske katlanmadan kolayca dış pazara girmesi dolayısı ile pazar potansiyelini artırması bu yolla mümkün olmaktadır. Lisans verilen işletme üzerinde denetimin az olması, o işletmeni çok başarılı olması halinde önemli kar fırsatlarının kaçırılması ile lisans anlaşmasının bitimi sonrasında üretim tekniği ve becerisini öğrenmiş rakip bir işletme ile karşı karşıya kalınması önemli dezavantajlardır.

Lisans verme anlaşmasına benzer diğer anlaşmalar içerisinde "yönetim sözleşmesi" kavramı da bulunmaktadır. Yönetim sözleşmesi; işletmenin otel, hastahane veya benzer kuruluşları yönetmek üzere hizmet satışıdır. Bu yolla dış pazarlara hizmet olarak yönetim teknik bilgisi satılmaktadır.

3. Ortak Girişimler (Joint Ventures): Çin gibi bir kısım ülkeler ülkelerinde %100 yabancı işletme yatırımına izin vermemektedir. Bazen de özellikle büyük yatırım tutarı gerektirmesi ve ülkenin mevzuatının bilinmemesi ve çeşitli risklerin minumum düzeye indirilmesi gibi amaçlarla da yerel ülke yatırımcıları ile mülkiyeti ve denetimi paylaşarak ortak bir iş oluşturma yoluna giderler. Ortak mülkiyetli yatırım ve iş kurma, bir dış ülkede yerel işletmeye katılma, hisse alımı veya yepyeni bir firma oluşturma gibi şekillerde gerçekleşebilmektedir.Ortak girişimin en önemi sakıncası, tarafların yatırım, pazarlama ve diğer işletme politikaları üzerinde anlaşamama olasılığıdır.

4. Direkt Yatırım: Dış pazarlara girme de bir diğer yol, dış kaynaklı montaj veya üretim tesisleri kurmak için direkt yatırım yapmaktır. Direkt yatırım; ülkelerarası sermaye transferlerinin bir ülkedeki bir firmadan diğer bir ülkedeki firmaya, arada bir piyasa işlemi olmadan yapılması şeklinde tanımlanabilir. İşletme ihracat yaptığı bir pazarda deneyim kazanmışsa ve Pazar yeterince büyükse orada üretim tesisleri kurmağa yönelebilir. Bunun avantajları; ucuz işgücü veya hammadde ile dış ülkenin yatırım teşvikleri, girilen ülkede iş ve istihdam imkanı açmanın sağlayacağı olumlu imaj, yatırımlar üzerindeki denetim gücünü tamamen elinde tutma ve bu sayede üretim ve pazarlama politikalarını, uzun vadeli uluslararası amaçlara hizmet edecek şekilde geliştirme olarak sıralanabilir. Direkt yatırımın en önemli sakıncaları; yatırımın yapıldığı ülkedeki ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, yatırımın millileştirilmesi, ve o ülkede pazarın kötüye gitme riski olarak sayılabilir.

ULUSLARARASI PAZARLAMADA YASAL KISITLAMALAR

1. Gümrük Vergileri

En yaygın araçlardan biri olarak karşımıza çıkan gümrük vergileri, ithal ürünlerin ülke sınırlarına girişinde devletçe alınır. "Tarife" deyimi ise değişik uygulanacak vergi oranlarını belirtmektedir. Gümrük vergilerinin uygulanmasındaki en yaygın iki amaç hazineye gelir sağlamak ve yerli üreticileri dış rekabetten korumaktır.

2. Kotalar

Hükümetlerin ülkeye giren ve ülkeden çıkan mal hacmi üzerine fiziki veya değer olarak koyduğu sınırlamalara kota denir. Kotalar gümrük vergilerinden sonra en etkili yasal sınırlamalardır. Kotalar ithalat kotaları ve ihracat kotaları olmak üzere ikiye ayrılabilir.

a. İthalat Kotaları

İthal edilecek ürünlerin sınırlandırılmasıdır. Ülkeler, ithal edilen ürünlerin miktarını azaltmak suretiyle yerli üreticileri koruma altına alır. Rakip ürünler engellendiğinden yerli üreticiler pazar paylarını ve fiyat seviyelerini korurlar. İthal kotlarının konmasının diğer bir nedeni de uluslararası işletmelerin birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak böylece tüketicileri düşük fiyatlardan yararlandırmaktır.

b. İhracat Kotaları

Hükümetler kendi iç pazarlama veya dünya konjektörüne göre belirli ürünlerin ihracatına kota koyabilir. Bu yasaklamalar siyasi, askeri veya ekonomik faktörlere göre gerçekleştirilir. Ayrıca yurtiçinde kıt olarak üretilen her türlü hammadde, yarımamül ve mamul madde ile gıda maddeleri ihracatını ülke içindeki ekonomik istikrarı bozmamak için kısıtlayabilir. Hammadde üretiminde etkin olan bir ülke bu maddenin ihracatını yasaklayarak bu maddeden üretilen diğer ürünler üzerinde de etki kurmak veya ihracatı kısarak daha fazla kar elde etmek için girişimlerde bulunabilir.

3. Sübvansiyonlar

Sübvansiyonlar yerli üretici işletmelerin ürünlerini gerçek maliyetlerinin altına satabilmeleri için devletin para, mal veya hizmet şeklinde yaptığı karşılıksız yardımları ifade eder.

Sübvansiyonlar izlenen kamu politikalarının sonucu olarak bir malın tüketici tarafından normalde ödenmesi gereken fiyattan daha düşük, üreticiler tarafından alınan fiyattan ise daha yüksek belirlenmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Genel olarak sübvansiyonlarla ilgili olarak iki temel gerekçe öne sürülmektedir. Bunlardan birincisi; sübvansiyonların gelir dağılımının yeniden düzenlenmesinde araç olmasıdır. İkincisi ise; sübvansiyonların değişik şekillerde piyasa mekanizmasının aksaklıklarını gidermede kullanılmasıdır.

Diğer bir sübvansiyon uygulaması ise ihracata verilen sübvansiyonlardır. İhracat sübvansiyonu en basit şekli ile belli bir ürünün ihracatı karşılığı devletin ihracatçı işletmeye yaptığı bir ödeme olarak tanımlanabilir. Burada ürünün ihracat edilen kısmının sübvanse edilmesi işletmeleri ürünlerini yurtiçinden çok yurtdışına satma yönünde özendirecektir.

4. Damping

Bir ürünün ihracatçı ülkede tüketme konu olan benzer bir ürünün karşılaştırılabilir fiyatından daha düşük bir fiyatla diğer bir değişle, normal değerinin altında bir fiyatla ihraç edilmesi damping olarak kabul edilebilir.

Damping bazı ülkelerin piyasalarının kazanılması veya mevcut piyasayı genişletme ya da çeşitli nedenlerle küçülmesini önleme, bir rakibin saf dışı bırakılması isteği, üretim fazlası malların elden çıkarılması, modaya uygun olmayan malların sürümü, iç piyasayı bozmaksızın nakit sıkıntısının ortadan kaldırılması gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

5. Kambiyo Rejimi

Bir ülkenin dış ticaretinin ya da genel anlamda dış ekonomik ilişkilerinin parasal yönlerini düzenleyen sisteme kambiyo rejimi denir. Bu rejim çerçevesinde dış ödeme araçlarının ülkeye girişine, kullanılmasına ve dış ödemeleri sağlamak üzere ülkeden çıkarılmasına ait esaslar belirlenir. Kambiyo rejimleri döviz işlemlerinde belirli bir serbestliği ya da resmi bir denetimi öngörebilir.Eğer ülkenin ödemeler bilançosu açık vermiyor ve dış ödeme olanakları kuvvetli ise bu gibi ülkelerde serbestliğe ağırlık veren gevşek bir kambiyo rejimi söz konusudur. Oysa ödemeler bilançosu açık veren, dış ödemeler olanakları zayıf ülkelerde ise kambiyo denetimine ağırlık veren sıkı rejimler görünmektedir.

ULUSLARARASI ENTEGRASYONLAR

Ülkeler arasındaki ilişkilerin içeriklerine göre değişik sınıflandırmalar oluşturan ekonomik işbirliği entegrasyonları aşağıdaki gibidir.

Tercihli Ticaret Anlaşmaları

Ekonomik işbirliğinin temelini ticaret anlaşmaları oluşturmaktadır ve en dar kapsamlı ekonomik işbirliği örneğidir. Bu anlaşmaların genel amacı iki veya daha fazla ülke arasındaki ticari ilişkileri kuvvetlendirmek ve ticaret hacmini artıracak işbölümü ve uzmanlaşmanın ekonomik avantajlarından yararlanabilmektir.Anlaşma, taraf olan ülkelerin anlaşmaya konu olan mallar üzerideki gümrük tarifelerini tek taraflı veya karşılıklı olarak kaldırmaları şeklinde gerçekleşir.

Serbest Ticaret Bölgesi

Serbest ticaret bölgesi, iki ya da daha çok ülke arasında malların ve hizmetlerin serbest dolaşımındaki engelleri; gümrük tarifeleri ve miktar kısıtlamalarını kaldırmakta ancak anlaşmaya üye olmayan ülkelere karşı her ülke bağımsız tarifelerini uygulayabilmektedir. Ekonomik entegrasyonun bu türünde uyulması zorunlu tek bir dış tarife sistemi bulunmamaktadır. ABD'nin Kanada ve Meksika ile (NAFTA) ve ayrıca İsrail ile yaptığı serbest ticaret anlaşmaları örnek olarak verilebilir. En iyi bilinen serbest ticaret bölgelerinden bir diğeri de Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA)'dır.

Gümrük Birliği

Gümrük Birliği, ekonomik entegrasyonda bir sonraki aşamadır ve serbest ticaret bölgesinin ileri safhasını ifade eder. Üye ülkeler kendi aralarında gümrük tarifelerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırmanın yanı sıra üye ülkeler dışında kalanlara ortak dış tarife koyma konusunda da anlaşmışlardır.

Avrupa Birliği ortak pazara geçmeden önce bir gümrük birliği idi. 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle de AB ve Türkiye iki taraflı ticaret seviyesini yükseltmek amacıyla Gümrük Birliği başlatmıştır.

Gümrük Birliği'nin Etkileri

1. Gelir Dağılımı Etkisi: Gümrük Birliğinin kurulması üretim ve tüketim yapılarını değiştirmektedir. Ekonomik entegrasyonlara dünya ülkelerinin sadece bir kısmı katılabildiği için dünya gelir bölüşümünde bu entegrasyonlara katılanların lehine bir durum ortaya çıkmaktadır. Belli ülkeler arasında gerçekleşen gümrük birlikleri, gümrük içi üretimi, büyüme hızını, bunların beklenen sonucu olarak da bu ülkelerin gümrük birliği dışı ülkelere oranla gelir seviyesini artıracaktır.

2. Ticaret Etkisi: Gümrük Birliğinde, birlik dışı ülkelere uygulanan tarifeler kısa dönem için birlik dışı ticareti azaltıcı, birlik içindeyse artırıcı olabilir. Uzun dönemde düşünüldüğünde ise birlik ülkeleri birliğin kurulmasıyla artan bir büyüme gösterip gelirleri fazlalaşmışçasına ticaret hacmi büyüyecek ve ithalat talepleri de artacaktır.

3. Üretim Etkisi: Gümrük Birliğine dahil ülkeler, birlik kurulduktan sonra bir takım girdileri ucuza alabilir. Böylece maliyetlerin azalması sonucunda üretim de artabilir. Fakat bazı sanayilerde ise, azalan birik dışı ticaret ile maliyet yükselebilecektir. Bu da bu alanlarda üretimin azalmasına neden olabilecektir.

4. Tüketim Etkisi: Gümrük Birliğine girilmesiyle birlikte üye ülkelerden kaldırılan veya üye olmayan ülkelere uygulanan gümrük tarifeleri tüketilecek malın fiyat yapısında değişiklik yaratacaktır.

5. Gümrük Birliğinin Diğer Etkileri: Gümrük Birliğinin kurulması büyük piyasalara yönlenmesine neden olacaktır. Büyük piyasaların etkilerine dinamik etki adı verilmektedir. Bu dinamik etkiler, piyasanın büyümesi sonucu iç ve dış ekonomilerin oluşmasını, daha ileri teknoloji kullanılmasını, uzmanlaşmanın artmasını, yatırımcılar için belirsizliğin azalmasını kapsamaktadır. Bu etkilerin sonucunda da birlik içindeki ülkelerin verimliliği artacaktır.

Ortak Pazar

Ekonomik entegrasyonlarda gümrük birliğinden sonraki aşama ortak pazardır. Ortak Pazar anlaşması üye ülkeler arasında iç ticarette tüm tarifeleri ve diğer kısıtlamaları kaldırır, ortak dış tarifeler koyar ve üye ülkeler arasına emek ve sermaye ve bilgiyi içeren üretim faktörlerinin bölge içinde serbest dolaşımı üzerindeki tüm engelleri kaldırır. Bu yüzden sadece mal ve hizmetler için değil aynı zamanda işgücü, sermaye içinde ortak bir pazar yeridir.

Avrupa Ortak Pazarı örneğinde ekonomik birliğe geçiş, önce bir tek pazar oluşturulması yönündeki önlemleri kapsamaktadır. Bu ise ortak standartların benimsenmesini, başka bir değişle farklı ulusal düzenlemelerin ortak bir standarta dönüştürülmesini gerektirir.

Ekonomik Birlik

Ekonomik entegrasyon hareketlerinin en ileri biçimidir. Entegrasyon iç tarife engellerinin kaldırılması, ortak dış engellerin konması ve faktörlerin serbest dolaşımı üzerine kuruludur. Sermaye, emek, mal ve hizmetlerin ülkeden ülkeye serbest dolaşımını sağlamak için birlik içinde ekonomik ve sosyal politikaların koordine edilip uyumlaştırılması gerekmektedir.Bir iktisadi birliğin tam olarak oluşturulması birleştirilmiş bir merkez bankası yaratılması, tek bir para biriminin kullanılması, tarım, sosyal hizmetler, refah, bölgesel gelişim, ulaştırma, vergilendirme, rekabet ve başkalarıyla birleşme konularında ortak politika izlenmesini de içerir.

SONUÇ

Tarihsel gelişim açısından bakıldığında ülkelerin karşılıklı olarak ticaret yapmalarının temelinde ülkelerin ekonomik olarak farklı yapı ve zenginliklere sahip olmaları yatmaktadır. Buna bağlı olarak da ülkelerin uluslararası ticaret yapmalarının ana nedenleri arasında yerel üretimin yetersizliği, uluslararası fiyat farklılıkları ve farklılaştırılmış mallar bulunmaktadır.

Uluslararası ticaret zaman içerisinde büyük bir gelişme göstermiş 1947 yılında 55 milyar dolar civarında iken 2000 yılında 6 trilyon doları aşmıştır.

Ülkemizde de 1980 li yıllarla birlikte ihracata dayalı bir büyüme modeli benimsenmiş ve buna paralel olarak da yıllar itibariyle ülkemiz ihracatında önemli artışlar kaydedilmiştir. İhracat artışı yanında ülkemiz ithalatında da sürekli bir artış gözlemlenmiştir. 2003 yılı sonunda Türkiye'nin toplam dış ticareti 100 milyar doları geçmiştir.

Bu çerçevede ülkemiz ihracatının daha da artırılabilmesi için hem makro-ekonomik düzeyde gerekli koşulların oluşturulması, hem de firmalar bazında gereken çabanın gösterilmesi şarttır.

En önemli ekonomik koşullar:

- Gerçekçi bir kur politikasının izlenilmesi

- İç maliyetler üzerinde etkileri görülen enflasyonun düşürülmesi

- İhracatın finansmanının uygun maliyetlerde sağlanmasına olanak sağlanmasıdır.

2003 yılında enflasyonun düşmesi iç maliyetleri olumlu yönde etkilemiş, bu durum da TL değerinin yükselmesine karşın ihracatın artışında önemli bir etki sağlamıştır.

Bu kapsamda uluslararası pazarlara girişin en kolay yolu olan ihracatın artırılmasında işletmelere de önemli görevler düşmektedir. Buna göre de bu işletmeler;

- Düşünce ve görüşlerini iç pazarlardan dış pazarlara yöneltmelidirler.

- Uluslararası pazarlamanın gerekleri olan pazar araştırması, ürün araştırma ve geliştirmesi, bilinçli stratejilerin saptanıp uygun örgütün oluşturulması, ürünün dış pazarlarda tanıtımı, sistemli bir şekilde yerine getirilmelidir.

- Bu konuda yetenekli personel eğitilmelidir.

Diğer taraftan günümüzde uluslararası entegrasyonlar büyük ölçüde önem kazanmıştır.

Ülkemiz de Avrupa Birliği'ne giriş öncesinde 1996 yılı itibari ile gümrük birliğine girmiş bulunmaktadır. Bu çerçevede de ülkemiz işletmeleri gümrük birliği kapsamında uluslararası araneya çıkmaktadır. Bu dönemde, stratejik hedefi olan, değişen koşullara uyum gösterebilen, rekabet gücünü sürekli artıran ve çağdaş kalite standartlarını yakalayan işletmeler ayakta kalabilecektir. Bunun yanında işletmelerin, toplam kalite yönetimini benimsemeleri, reengineering çalışmaları ile üretim süreçlerinin yeniden kurulması, müşteri odaklı olarak hareket etme, personel yönetimi kavramı yerine insan kaynakları olgusuna önem verme, araştırma ve geliştirme (AR-GE) çalışmalarının artırılması gibi stratejik yaklaşımların gözardı edilmemesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

AKAT, Ömer, "Uluslararası Pazarlama Karması ve Yönetimi", Bursa, 2001.

GEGEZ, Ercan, "Uluslararası Pazarlama Çevresi", İstanbul, 2003.

KARAFAKIOĞLU, Mehmet, "Uluslararası Pazarlama Yönetimi", İstanbul, 1997.

KOZLU, Cem, "Uluslararası Pazarlama", Ankara, 1998.

MUCUK, İsmet, "Pazarlama İlkeleri", İstanbul, 2001.

"Uluslararası Ticaretler İstatistikleri-2001", Dünya Ticaret Örgütü Raporu, 25 Ekim 2001.

Gümrük Kontrolörleri Derneği Web Sitesi - 2011 - Her Hakkı Saklıdır - Tasarım İnfosoft