ULUSLARARASI HUKUKTA KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE
I.GENEL OLARAK
Suç faaliyetlerinden doğan, kaynağı yasadışı olan para karapara dır.
Karapara kavramı, ilk başlarda, uyuşturucu ve psikotrop maddelerin satışından elde edilen kazanç olarak ele alınmıştır. Daha sonra bu tanıma başka örgütlü suçlar da dahil edilmiştir. Artık kavram bir çok ülkede, her türlü ağır suçlardan elde edilen kazançları kapsar hale gelmiştir . Ancak tarihi gelişim uyuşturucu suçlarına bağlı bir süreç izlemiştir.
1925'teki Cenevre Anlaşması ve 1961 TEK Sözleşmesi ile uyuşturucu maddelerin geniş çapta yasaklanmasından sonraki yıllarda, karaparanın varlığı dünya ölçeğinde bir problem olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu tarihlere kadar ki uyuşturucu kullanımı sınırlı bir nitelik taşımaktaydı . Bu nedenle, 1974 dünya ekonomik bunalımına kadar uluslararası nitelikte gerçek bir karapara probleminden bahsedilemez. Bunda iki kutuplu dünya yapısının da önemi vardır. Çünkü bu yapı nedeniyle ülkeler arası ulaşım, taşıma ve iletişim imkanları günümüzdeki kadar gelişmemişti.
Ancak, uyuşturucu kaçakçılığının başlıca uluslararası suç örgütlerinin en önemli gelir kaynağı haline geldiği 1974'lerden itibaren karapara ve buna paralel aklama işlemleri dikkat çekici bir yaygınlık kazanmıştır.
1985-1995 yılları arasında ise narko dolar yığınının hızlı artışına paralel olarak, mali küreselleşme ve serbestleşmenin aklayıcılara sunduğu yeni imkanlarla karapara aklama eşi görülmemiş bir artış göstermiş uyuşturucu ticareti ve organize suçluluğun can damarı haline gelmiştir.
1980'li yılların sonundan itibaren Dünya çapında örgütlü suçluluğun diğer bir ifadeyle mafyalaşmanın artışı karapara trafiğini hızlandırırken, teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmeler de aklama yöntemlerini çoğaltmıştır.
Bazen sadece "aklama" ya da "para aklama" da denilen " karapara aklama , " Suç yoluyla elde edilen para veya başka türlü değerlerin yasadışı kaynağını gizlemek ve meşru ekonomiye katılmasını sağlamak amacıyla meşru değerlere dönüştürülmesidir ."
Yasadışı işlerden sağlanan "kirli para" ya yasallık sağlama, yani karapara aklama ihtiyacı, suç ve suçlulukla özdeş bir tarihi geçmişe sahiptir. Zira aklama pratikte, çıkar sağlayan her türlü suç faaliyetinin mantıki neticesidir. Karaparanın aklanması teriminin kullanması ise nispeten yenidir.
II.KARAPARA AKLAMANIN ULUSLARASI HUKUK BOYUTU
Kara para aklamanın suç sayılması ilk olarak, organize suçluluğun tehdidiyle en fazla muhatap olan ABD ve İtalya'da başlamıştır. Diğer ülkelerde ve bu arada ülkemizde bu süreç, uluslararası hukukun harekete geçirmesiyle gerçekleşmiştir. Bu alanda, uluslararası hukuk temel ilke ve tanımları koymuş, devletler de bunları iç hukuklarına yansıtmışlardır.
Uluslararası hukuk alanında, kara para aklamaya ilişkin önemli bir uluslararası kurallar çerçevesiyle karşılaşılmaktadır. Bu çerçevedeki bir dizi belge kara para aklamanın önlenmesi ve cezalandırılması konusunda yol gösterici özellik ve tavsiye niteliği taşır. Örnek olarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 27 Haziran 1980 tarihli R(80)10 sayılı Tavsiye Kararı, Basle Komitesi'nin Aralık 1988 tarihli İlkeler Bildirisi ve Malî Eylem Görev Grubu (FATF) nun 40 tavsiyesi.
Ayrıca, Taraf Devletleri bağlayıcı nitelik taşıyan 4 temel uluslararası metin mevcuttur. Bunlar ortak ve uyumlu bir karapara aklamayla mücadele suç politikasının hukuki temellerini ve kurallarını oluşturmaya yöneliktir.
İlk olarak, uyuşturucu gelirlerinin aklanması alanında Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı 1988 BM Sözleşmesi (Viyana Sözleşmesi olarak da bilinmektedir) .
İkincisi ise, tüm ağır suç gelirlerinin aklanmasını suç sayan Avrupa Konseyi bünyesinde 8 Kasım 1990'da Strazburg'da kabul edilen Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, Zaptedilmesi ve Müsaderesine İlişkin Sözleşme (Strazburg Sözleşmesi olarak da adlandırılır)
Üçüncüsü, AB ülkeleri yönünden 4 Kasım 2001 tarih ve 2001/97/CE sayılı direktifle değişik 1991 tarihli AB Konsey Direktifi.
Son olarak, organize grupların sürdürdüğü suç faaliyetlerinin tamamını kapsayan global bir yaklaşım getiren 2000 tarihli Sınıraşan örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesi (Palermo Sözleşmesi) . Sözleşme 30 Ocak 2003 tarih ve 4800 sayılı Kanunla onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası haline getirilmiştir.
Ayrıca, OECD'nin 1997 tarihli Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, Avrupa Konseyi'nin 1999 tarihli Yolsuzluğa Karşı Ceza Sözleşmesi ile 2000 tarihli Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi uluslararası rüşvet ve yolsuzluk alanlarında karapara aklamaya ilişkin hükümler içermektedirler.
1. Viyana Sözleşmesi
Sözleşme uyuşturucu kaçakçılığına bağlı örgütlü suçları uluslararası düzeyde cezalandırmayı ve karapara aklama gibi yeni suçlar getirmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla Viyana Sözleşmesinin kara para tanımı uyuşturucu gelirleri ile sınırlıdır. Ancak sözleşmenin 3. maddesindeki kara para aklama suçu tanımı, hem Strazburg ve Palermo Sözleşmeleri ve AB direktifi hem de çoğu ülke mevzuatınca benimsenmiştir. Nitekim Türk yasa koyucusu da 4208 Sayılı yasanın 2/b fıkrasında ,"Kara para aklama suçu" nun tanımında 1988 Viyana Sözleşmesi'nin "Suçlar ve Yaptırımlar" başlıklı 3. maddesinin 1(b) (i), (ii) ve (c) (i) paragraflarından esinlendiği görülmektedir . Dolayısıyla karapara aklama alanında ilk defa zorlayıcı hükümler getiren Sözleşme bu alanda uluslararası mevzuatların artarak uyumlaşmasının hareket noktası olmuştur.
Sözleşme ayrıca, Devletleri kara para aklamayı suç saymaları ve kolluk birimlerinin suç gelirlerini araştırmalarına ve kaynağını belirlemelerine imkan veren yasalar çıkarmaları mecburiyetini getirmektedir. Bu yasalar sayesinde kanun uygulayıcı makamlar önlerindeki soruşturma ve davalar çerçevesinde yasadışı gelirlere el koyabilecek, müsadere kararı verebilecek ve şüphelilerin malî dosyalarını inceleyebileceklerdir. Ayrıca, bir ülkede alınan uyuşturucu kara parasının zapt ve müsaderesine ilişkin karar kara paranın bulunduğu ülkede adli yardımlaşma yoluyla infaz ettirilebilecektir .
Uluslararası işbirliği alanında, Sözleşme temel olarak taraf Devletlerin muhataplarına azamî karşılıklı adlî yardım sağlamaları yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca taraf ülkeleri şiddetli biçimde teşvik etse de ihtiyarî iki hüküm daha içermektedir: İlki devletlerin aralarında yapacakları bir anlaşmaya göre müsadere edilen malvarlıklarını aralarında paylaşmaları, ikincisi de müsadere edilen malvarlığının ya da bir bölümünün uyuşturucu ve psikotrop maddelerin suiistimali ve kaçakçılığı alanında uzmanlaşmış kurumlara devri hususudur.
Anılan sözleşme uyuşturucu maddelerle mücadele alanındaki uluslararası işbirliğinin en önemli belgesini oluşturmaktadır.
Ayrıca sınıraşan suç örgütleri ve onların en çok kazanç getiren faaliyetlerinden biri olan uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele alanındaki en baskıcı ve zecrî belge olma niteliği taşımaktadır.
Viyana Sözleşmesi suç gelirlerine ilişkin elkoyma, bloke etme ve müsadere alanında çok önemli bir madde içermektedir. Sözleşme imzacı tarafları kendi yetki alanlarında suç gelirlerine elkoyma, bloke etme ve müsadere etmeye imkan veren kanunlar çıkarmaya mecbur tutmaktadır. Sözleşmeye taraf bir Devlet Sözleşmeye taraf diğer yabancı ülkelerin taleplerini kabul etmek ve müsadere kararlarını uygulamak zorundadır. Öyleyse, yabancı müsadere kararlarına ve uygulanmalarına dayalı bir uluslararası işbirliği şekli söz konusudur.
1.7.2004 tarihi itibariyle 168 Ülke taraftır. Türkiye Viyana Sözleşmesine 22.11.1995 tarihinden itibaren taraftır.
2. Strazburg Sözleşmesi
Strazburg Sözleşmesine gelince, kara para aklamanın suç sayılması ve kara paranın müsaderesi sözleşmenin ana konusunu oluşturmaktadır. Sözleşmenin uygulama alanı sadece uyuşturucu gelirleriyle sınırlı değildir. Zira, Sözleşme kapsamında kara para tüm ağır suç gelirlerini içermektedir.
Sözleşmenin kaynağında iki girişim bulunmaktadır: Bir taraftan Pompidou Grubu tarafından, özellikle Stazburg'da 1983 Kasımında ve 1985 Mart'ında gerçekleştirilen iki özel teknik Konferans, diğer yandan Uyuşturucu Suiistimali ve Kaçakçılığının Cezaî Boyutları Hakkında Avrupa Adalet Bakanları Konferansı'nın (Oslo, Haziran 1986) akabinde Adalet Bakanları "Suç Sorunları Komitesi (CDPC)' ne konu hakkındaki BM çalışmalarını dikkate alarak, yasadışı kaçakçılık gelirlerinin izlenmesi, dondurulması ve müsaderesi hakkında adlî ve polisiye makamlar arasında etkili bir uluslararası işbirliği temin etmek için uluslararası kriter ve kurallar kaleme almayı incelemesini tavsiye ettikleri bir karar aldılar. Sözleşme tasarısı bu Komite tarafından 1990 Nisan ve Ekim ayları arasında hazırlandı. 1990 Eylülünde Bakanlar Komitesi, Sözleşme tasarısını benimsedi ve 8 Kasım 1990'da imzaya açıldı. Müsadere sözleşmenin ana konusunu oluşturmaktadır.
Sözleşmeyi hazırlayan dar katılımlı komite tüm tanımların mümkün olduğu ölçüde Viyana Sözleşmesi ile uyumlu olmasını arzu etmiştir. Bu tutum, sözleşme kapsamında yargılanması gerekecek çok sayıda davanın uyuşturucu madde suçları ile bağlantılı olması ile açıklanmıştır.
Sözleşmeye 1. 7. 2004 itibariyle 44 Devlet taraftır. Türkiye Sözleşmeyi 27.9.2001 tarihinde imzalamıştır.
3.Palermo Sözleşmesi
15 Kasım 2000'de İtalya'nın Palermo kentinde imzalanan "Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi," BM'nin konuyla ilgili ilk yasal belgesidir. Sözleşmenin amacı, sınıraşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğini geliştirmektir.
Sözleşme suç olarak dört ayrı eylemi öngörmektedir: örgütlü bir suç grubuna üye olma, karapara aklama, yolsuzluk ve adaletin engellenmesi.
Sözleşmede örgütlü suç grubunun tanımı yapılmış, suçluların iadesi, karşılıklı adli ve idari yardım, ortak soruşturmaların nasıl yapılacağı, özel soruşturma yöntemlerinin neler olduğu; tanıkların korunması, mağdurlara yardım ve koruma sağlanması, örgütlü suçların mahiyetine ilişkin bilgilerin toplanması, değişimi ve analizi, eğitim ve teknik yardım konularında düzenlemeler yapılmıştır.
Sözleşme 30 Ocak 2003 tarih ve 4800 sayılı Kanunla onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası haline getirilmiştir. 1.7.2004 tarihi itibariyle 147 ülke imzalamış 63 ülke ise onaylamış bulunmaktadır.
4. AB Konsey Direktifi
Karapara aklanması ile mücadelede Topluluk ortak eyleminin olmayışının üye ülkelerin tek pazarın tamamlanması ile çelişkili olabilecek önlemler benimsemesine ve aklayıcıların aklama faaliyetlerini kolaylaştırmak için sermayenin serbest dolaşımından yararlanmaya çalışacakları gerçeğinden hareketle 10 Haziran 1991 tarihinde mali sistemin karapara aklanması amacıyla kullanılmasının önlenmesine yönelik Konsey Direktifi kabul edilmiştir. Kendinden önceki iki uluslararası metne (Viyana ve Strazburg Sözleşmeleri) geniş ölçüde gönderme yapan Direktif bu iki sözleşmenin temel hükümlerini topluluk hukukuna yansıtmaktadır.
Direktifin amacı; sermaye akışını ve mali hizmetlerin sunulmasını sınırlamadan mali sistemin karapara aklanmasında bir araç olarak kullanılmasını engellemektir.
Direktif, uyuşturucu kaçakçılığı ve genel olarak organize suçlara karşı yürütülen mücadelenin can alıcı bir parçası olan karaparanın mali sisteme girişinin engellenmesinde üye ülkelerin çabalarına bir temel oluşturmuştur.
Direktif, mali kurumlara (döviz büroları ve para transferiyle uğraşanlar da dahil) özellikle hesap açılması ve kiralık kasa hizmetleri sunulması, tek ya da birbirine bağlantılı işlemler sırasında söz konusu işlemlerin 15.000 Euro'yu aşması durumunda müşteri kimlik tespiti yapmak ve kayıtları saklama ile karapara aklama ile mücadele programları oluşturmaları yükümlülüğü getirmektedir. En önemlisi gerektiğinde banka gizliliği kuralının askıya alınması ve herhangi bir karapara aklama şüphesinin varlığı halinde bunun derhal yetkili birimlere bildirilmesi yükümlülüğü getirmesidir .
Gerçekte bu Direktif AB üyesi olmayan ülkeler için de karapara aklanmasına karşı önlem almalarında bir referans olmuştur. Topluluk müktesebatının (acquis communautaire) önemli bir parçası olan AB karapara aklamayla mücadele kuralları gerek ülkemiz gibi Birliğe aday ülkeler ve gerekse bu alanda AB ile birlikte çalışan diğer ülkeler için standartlar ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan çoğu üye ülke mevzuatı gerek daha düşük para limiti ve gerekse mali kurumlar dışındaki diğer kurum ve meslek gruplarının yükümlüler arasında sayılması bakımından halen mevcut Direktifin gerekliliklerinin çok daha ötesinde hükümler kapsamaktadır.
AB'de bu Direktifin benimsenmesinden bu yana hem karapara aklama tehdidi hem de bu tehdide karşılık alınacak önlemler yavaş yavaş gelişmiştir. Zaman zaman üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu bu son derece önemli alanda AB çabalarının genişletilmesi ve güçlendirilmesi gerektiğini dile getirmişlerdir. Konsey, Komisyon ve Avrupa Parlamentosunun organize suçlara karşı daha katı önlemler alınması yönünde çabalarına tanık olunmuştur.
1991 tarihli Konsey Direktifinin 17. maddesi, gerektiğinde ve her üç yılda bir Komisyon tarafından bu Direktifin uygulanması ile ilgili olarak bir rapor hazırlanmasını gerektirmektedir.
Bu madde gereğince Komisyon, 91/308/EEC sayılı Direktifin uygulanmasına yönelik ilk raporunu 3 Mart 1995'te ve ikinci raporunu ise 1 Temmuz 1998 tarihinde Avrupa Parlamentosu ve Konseye sunmuştur.
Her iki Raporda da ortak olarak Direktifin, üye ülkelerin karapara aklanması ile mücadele hakkında ulusal mevzuatlarını oluşturmalarında etkili olduğu, ancak üye ülkeler arasında özellikle idari, polis ve adli alanlarda koordinasyon ve işbirliğinin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Komisyon tarafından hazırlanan raporlar, karapara aklama ile mücadelede AB'nin çabalarını yansıtmaktadır. Komisyonun ilk raporuna göre Direktif üye ülkelerce tam olarak uygulanmaktadır ve mali sektör özellikle bankalar suç kaynaklı paranın mali sisteme girişini engellemeye yönelik yoğun çaba harcamaktadırlar.
Komisyonun ikinci raporu Direktif gereğince yapılan şüpheli işlem bildirimine ilişkin bazı istatistikleri de içermektedir. Ayrıca söz konusu Rapor, genel olarak bankalarca alınan sıkı tedbirler nedeniyle aklayıcıların suç kaynaklı paralarının kaynağını saklayabilecekleri alternatif yollar arayışına girdiklerini de göstermektedir. Diğer taraftan bütün üye ülkelerin direktifi ulusal mevzuatlarına dahil etmeleri Direktifin yeterli derecede uygulandığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Ancak söz konusu Raporun sonuç Bölümünde Direktifin kapsamının genişletilmesi ve güncelleştirilmesi gerektiği üzerinde önemle durulmaktadır.
Mali sistemin karapara aklama amacıyla kullanılmasının önlenmesi hakkında 91/308/EEC sayılı Konsey Direktifinin uygulanması ile ilgili olarak hazırlanan Komisyon raporları ardından Komisyon, 14 Temmuz 1999'da Avrupa Parlamentosu ve Konsey'e 91/308/EEC sayılı Direktifte değişiklik yapılmasına ilişkin bir öneri sunmuştur.
Bu öneri doğrultusunda 2000 yılında Direktif güncelleştirilmiştir. Değişiklikler özellikle öncül suçlar ve yükümlü gruplarının kapsamının genişletilmesi ile ilgilidir.
5. Karaparanın Aklamanın Önlenmesine İlişkin Malî Eylem Görev Grubu (FATF) 40 Tavsiye Kararı
Malî Eylem Görev Grubu Karapara aklama ile mücadelede gereken tedbirlerin alınması amacıyla, 1989'da Paris'teki G-7 zirvesinde kurulmuştur. FATF (Financial Action Task Force)'a, 29 ülke ve iki bölgesel örgüt (Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konsey) üyedir. Sekretarya hizmetleri Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından yerine getirilmektedir.
Başta finans olmak üzere kanun düzenleyici ve uygulayıcı kesimden katılan uzmanların oluşturduğu FATF, kara paranın aklanmasının önlenmesine ilişkin yasal ve düzenleyici reformları etkileyebilecek siyasi iradeye yardımcı olmak için dizayn edilmiş bir politika üretim merkezi görevini yürütmektedir. FATF'nin temel misyonu tüm ülkelerde gerekli tedbirlerin var olmasını sağlayarak kara para aklanmasının etkin olarak engellenmesine ve tespit edilmesine yardımcı olmaktır.
Faaliyetlerini bağımsız bir ad-hoc grup olarak sürdürmekte olan FATF, çalışmalarını Maliye Bakanları ve diğer ilgili Bakanlar ve üye ülke otoritelerine rapor etmekte ve ayrıca raporlarını OECD Bakanlar Konseyi G-7 zirvelerine sunmaktadır.
FATF bünyesinde oluşturulan çalışma gruplarının düzenli olarak yaptıkları toplantılarda; amacına ulaşmak gayesiyle yeni tavsiye kararları alınmasına, ilk 40 tavsiye kararının edinilen tecrübeler ve yeni aklama teknikleri ışığında değiştirilmesine gerek olup olmadığını incelemekte ve bu hususta çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca, üye ülkelerde tavsiye kararlarının uygulanmasını, kendi içinden seçtiği ülke temsilcilerinden oluşan incelemecilere mahallinde tetkik ettirmekte ve bunlar tarafından hazırlanan değerlendirme raporlarını tüm üye Devletlerin temsilcilerinin katıldıkları genel kurul toplantısında incelemekte ve incelenen ve diğer Devletlerin temsilcilerine açık olarak değerlendirmekte ve onaylamaktadır.
FATF tarafından; daha önce gerek ulusal ve gerekse uluslararası girişimlerle ülkelerce taahhüt edilmiş olan karapara aklamada banka ve malî kurumların kullanılmasının önlenmesine ilişkin çalışmaların yapılması ve bu konudaki işbirliği neticelerinin değerlendirilmesi, gerektiği takdirde karaparanın karşısında malî sistemin korunması ve bunun için yasal ve düzenleyici sistemlerin kabulü ile ülkeler arasında çok taraflı hukukî yardımların sağlanması amaçlanmıştır.
1990 şubat ayında FATF'ın "hareket adımları" olarak nitelendirilebilecek olan ilk raporu 40 öneri ile birlikte açıklanmıştır. Öneriler; 1.Paranın Aklanmasını Önlemede Ulusal Hukuk Sisteminin Geliştirilmesi, 2. Malî Sistemin Rolünün Güçlendirilmesi, 3. Uluslararası İşbirliğinin Güçlendirilmesi ana başlıkları altında toplanmıştır. Başka bir deyişle, karaparanın aklanmasının önlenmesi için ceza hukuku ve uluslararası işbirliği alanlarında 40 önemli nokta önerilmiştir.
40 tavsiye önce 1996 yılında, son olarak da Haziran 2003'de, geçen süre zamanında kazanılan deneyim ışığında, karapara aklama alanında ortaya çıkan değişiklikleri yansıtacak ve terörün finansmanı ile mücadeleyi de içerecek şekilde güncelleştirilmiştir. Son güncelleştirme ile terörizmin finansmanı da kapsama alınmış ve yükümlü grupları arttırılmıştır.
FATF, diğer uluslararası girişimlerden farklı olarak karaparanın aklanmasının önlenmesi konusundaki çalışmalarını gittikçe genişleyen - daha çok ülkeyi kapsamına alan - bir coğrafi alanda sürdürmektedir. Nitekim, FATF'a üye olmayan ülkelerle de işbirliği yapılarak, bu ülkelerin FATF önerilerini uygulamaları amaçlanmıştır. Üye ülkeler, karaparanın aklanmasını önlemeye yönelik 40 tavsiyeyi uygulayıp uygulamadıkları yönünden FATF tarafından incelemeye alınmış ve inceleme neticesinde, ülkelerin karaparanın aklanmasını önlemeye yönelik tutumları hakkında rapor hazırlanmıştır.
Ayrıca FATF'ın öncülüğünde, aynı tip bölgesel düzeyde örgütler oluşturulmuş olup FATF'la işbirliği halinde karapara aklamaya karşı etkili bir mücadele vermektedirler.