İLK GÜMRÜK KONTROLÖRÜ, İLK BAŞKANIMIZ AHMET TÜREDİ İLE DÜNDEN BUGÜNE GÜMRÜK KONTROLÖRLÜĞÜ MESLEĞİ ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
GÜMRÜK DÜNYASI: Kontrolörlüğün kuruluş aşamasında yaşanan gelişmeleri anlatır mısınız? Kontrolörlük müessesesi hangi ihtiyaca binaen doğdu?
AHMET TÜREDİ: Kontrolörlük müessesesi, kaldırılan Gümrük ve Tekel Bakanlığında 1975 yılında Gümrük Müfettişleri Yunus Nadi KURAL ve Nejat ODABAŞIOĞLU'nun hazırladıkları Kontrolörlük ihdasına dair Teklif Raporu ve eki Gümrük Kontrolörlüğü Yönetmeliği ile kuruluş aşamasına geçilmiştir. Bu Yönetmeliğe dayanarak 1975 yılında açılan sınavla Kontrolörlüğün kuruluşunun ikinci aşamasına geçilmiş ve hatırladığım kadarıyla bu sınavda beş veya altı kişi alınmıştır. Atamalar yapıldıktan sonra Kontrolörlerin nasıl yetiştirileceği konusunda uzun süre tartışmalar yaşanmıştır.Bu sebeple üç arkadaşımız ayrılmıştır. Sonuçta ben ve halen teşkilâtımızda Müsteşar Muavini olan Hüseyin Hüsnü GÜLER kaldık. Daha sonra Müfettişlerin refakatinde çalışılmaya başlanmıştır. 1977-78 döneminde zamanın hükûmetleri ile birlikte Kontrolörlük müessesesi siyasallaştırılmaya çalışılmış ve 1977 yılında siyasal iktidar kendine uygun değişiklikler yaparak yeni bir Yönetmelik hazırlayıp sınavsız Kontrolör atamıştır. Burada dikkat çekici olan taraf, genel şartları ve kuralları bulunan (özel giriş sınavı, refakat dönemi, yetkili çalışma ve yeterlik sınavı) kariyer meslek kadrolarının dahi siyasallaştırılmaya ve kuralsızlaştırılmaya çalışılmış olmasıdır. 20 kişilik bir grup kendi aralarındaki hizmet içi eğitim yaptıktan sonra göreve başladılar. Bu arada sınavla giren bize hiç dokunmadılar. Yani bizi içlerine almak manasında herhangi bir ilişkimiz olmadı. Biz o zamanlar Teftiş Heyetinde muavin olarak çalışmaktaydık. 1978 yılında hükûmet değişikliği ile birlikte Teoman YAYIN Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşarlığına atanmıştı. Bu arada ben Kontrolörlüğün geleceğinin ne olacağı, ne olması gerektiği konusunda Müsteşar Teoman YAYIN'a bir mektup yazdım. Bu mektubun en ilginç yanı şudur. Mektubun sonuna parantez içinde büyük harflerle "KONTROLÖRLÜK MESELESİNİ YA BİTİRİN YA DA BİTİRİN!" şeklinde bir cümle yazdım. Bu cümleden şunu amaçlamıştım. Ya Kontrolörlük müessesini kendi kuralları ile yeniden tesis edelim ve hayata geçirelim ya da kaldıralım. Son cümle çok etkili olmuş. Hatırladığım kadarıyla 10-15 gün sonra Müsteşar Bey beni arattı. Müsteşar Bey'in odasına çıktım. Gülerek bana "Kontrolörlük meselesini ya bitireceğiz ya da bitireceğiz!" dedi. O arada Müsteşar Yardımcılıklarına Teftiş Heyeti kökenli Ali Metin YAVUZ ve rahmetli Cemal ERBAY getirilmişti. Müsteşar Bey onları da çağırdı ve tartışmalardan sonra yeni bir Kontrolörlük Yönetmeliği hazırlanarak Kontrolörlüğün meslek etiğine yakışır şekilde hayata geçirilmesine karar verildi. Yeni Kontrolörlük Yönetmeliğinin hazırlanması aşamasında bizim görüşümüzün Kontrolörlerin Müsteşarlık Makamına bağlanması ve görev ve yetki alanının TEKEL ve ÇAYKUR dışında bütün gümrüğü kapsayacak şekilde olması gerektiği belirtilerek bu konuda her bir Müfettişe yazı yazılarak görüş istenmiştir. Hatırladığım kadarıyla 32 Müfettiş bizim görüşümüz doğrultusunda olumlu mütalâada bulunmuşlardır. İşte 1978 yılında Müfettişlerden de görüş almak suretiyle 3 Aralık 1978 tarih 16478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik bu şekilde hazırlanmıştır. Bunun üzerine Yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra Kurul oluşturma görevi ve Kurul Başkanlığı tarafıma tevdi edilmiştir. O yıllarda Teftiş Heyetinin istemediği hiçbir oluşum hayata geçirilemezdi. Kontrolörlük kurulması ile ilgili 1961 ve 1971 yıllarında İdare tarafından 2 kez teşebbüste bulunulmuş ancak başarılı olunamadığı öğrenilmiştir. Zaten bu da son şanstı. Bu sebeple ben Kurulun her aşamasında Teftiş Kurulu güvencesini aradım. Giriş sınavı, yetiştirilme ve yeterlik sınavlarında hep Teftiş Heyeti vardı. Bu arada eski dönemde sınavsız olarak alınan 20 Kontrolörün görevine son verildi. 25 Kontrolör kadromuz vardı. İlk giriş sınavı ile 10 kişi, ikinci giriş sınavı ile 12 kişi Kontrolör Muavini (6. Sınıf Gümrük Kontrolörü) olarak alınmıştır. 1979 yılında tekrar hükûmetin değişmesi ile birlikte zamanın Müsteşarı M.Burhan ÖZFIRAT'ın talimatı ile Hukuk Müşavirliği Kontrolörlüğün tüm dosyalarını alarak 1 ay didik didik inceledi. Ama herhangi bir hukuki boşluk bulunamadı. Düşüncelerini net olarak bilemiyorum, ama 25 kadro alma girişiminde bulunuldu. Ama bunda başarılı olamadılar. Maliye Bakanlığı 25 kadro istenilmesinde gerekçe istemiştir. Ama 25 kadronun gerekçesi bulunamadığından girişim sonuçsuz kaldı. Benden gerekçe istediler. Ben de bilgim dışında yapılan bu hareket dolayısıyla herhangi bir gerekçe belirtmedim. Kontrolörlerin kurulması biraz sancılı oldu. Ancak hep doğruyu amaçladığımız için sonuçları da iyi oldu.
Kontrolörlük müessesesi bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Gümrük ve Tekel Bakanlığı o zamanlar çok güçlü bir Bakanlıktı. Gümrük yanında Tekel ve Çaykur da Bakanlığa bağlı idi. Bu sebeple teftiş heyeti sayısal olarak yetersiz kalmıştı. Bir diğer sebep de işlemlerin yoğunluğudur. Bilindiği gibi o zamanlar kapalı bir ekonomi hüküm sürmekte ve kapalı ekonomilerde Gümrük politikası ve uygulaması çok önem arz etmekte ve bu kuralların uygulanabilirliği ve hayata geçirilmesi de denetim ve teftişlerle yapılabildiği bir dönemdi. Ayrıca mevcut kadroların arttırılması zordu. O kadar çok yasak ve tahdit vardı ki, sık sık bu tür denetim ve teftişe ihtiyaç duyuluyordu. Bir sürü yasak ve kısıtlamalar vardı. Dolayısıyla gümrüklerde çok daha fazla denetim, inceleme ve teftişe ihtiyaç duyuluyordu. Yukarıda bahsettiğimiz Teklif Raporunda da genel olarak aynı gerekçeler ileri sürülerek Kontrolörlüğün kurulması istenilmiştir.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kısaca çalışma hayatınızdan bahsedebilir misiniz ?
AHMET TÜREDİ: Ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1971 yılı mezunuyum. Ben esasında 68 kuşağıyım ve Kontrolörüm. Ben bu üç özelliğimle her zaman iftihar ederim ve bu üç özelliğimi göğsümü gere gere söylerim. Fakülteyi bitirdikten sonra askerlikte yığılmalar olması nedeniyle Müfettişlik ve Kontrolörlük imtihanlarına hazırlanmak ve askere gidene kadar çalışmak amacıyla vergi memuru olarak Tekirdağ Defterdarlığına atandım. Daha sonra 1973 yılının sonunda yedek subay olarak askerlik görevime başladım. Askerlik dönüşü Ankara Defterdarlığında göreve başladım. Daha sonra 1975 yılında yapılan giriş sınavlarını kazanarak Gümrük Kontrolörlüğüne atandım. Bilahare 1978-1982 yıllarında Gümrük Kontrolörleri Başkanlığı yaptım. Başkanlık görevimin bitiminden sonra Gümrük Başkontrolörü olarak görevime devam ettim. 1984 yılında Maliye ve Gümrük Bakanlık olarak birleştikten sonra 1985 yılında Gümrükler Muhafaza Genel Müdürü Alper ÖZARSLAN'ın bana İzmir Gümrükler Muhafaza Başmüdürlüğü görevini teklif etmesi üzerine, Gümrükler Genel Müdürü Ertan CİRELİ'ye gidip, böyle bir görevin teklif edildiğini söyledim. Ertan CİRELİ bunun üzerine "Benden niye görev istemedin!" diye biraz sitemli olarak cevap verdi. Ben de kendisine "üstat, biz denetim elemanıyız, göreve talip olmayız, görev teklifi bekleriz!" diye cevap verdim. Bunun üzerine kendisi bana "Pekiyi git, kapımız sana her zaman açık!" dedi. 1986-1988 yıllarında bu görevi ifa ettikten sonra, istemediğim halde 1988 yılında İstanbul Gümrükler Muhafaza Başmüdürlüğü görevine başladım. 1991 yılının Kasım ayına kadar bu görevi yürüttükten sonra Sinop Gümrükler Muhafaza Başmüdürlüğü görevine atandım. Bu arada İstanbul'daki görevimden alınmam dolayısıyla Danıştay'a dava açtım. Davayı kazandıktan sonra idare tarihinde belki bir ilke imza atarak eski görevime başlamadım. Ben sadece itibarımın iadesi için dava yolunu kullandım. Yani zan altında kalmamak için dava açtım ve kazandım. İstanbul'da kalabilmek amacıyla Gümrük Muhafaza Başkontrolörlüğü görevine atanmak istedim. Bu talebimin karşılanması üzerine 1992 yılında bu göreve başladım. 1992-1999 döneminde Gümrük Muhafaza Başkontrolörlüğü görevini yaptıktan sonra, kendi teşkilâtımda daha üst düzey görevlerde hizmetimi sürdürmeyi düşündüm, ancak bu dileğimin gerçekleşmemesi üzerine, bir denetim elemanı için "Bakanlık önemli değil, nerde olsa görev yaparım" düşüncesinden hareketle Çevre Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine atandım. 1999-2002 yıllarında bu görevde bulunduktan sonra Kasım 2002 Genel Seçimleri dolayısıyla bulunduğum görevimden emekli oldum. Emekliliği müteakiben yapılacak olan seçimlerde milletvekili aday adayı oldum, ancak aday olmayı başaramadım. Akabinde özel bir şirkette danışmanlık yaptım. Şu anda kendi kurmuş olduğum bir şirkette faaliyetlerime devam etmekteyim.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kontrolörlüğün bugünkü durumuna baktığınızda gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz ?
AHMET TÜREDİ: Kontrolörlüğün bugünkü durumuna baktığımda gelinen nokta iyi. Diğer bir ifadeyle iç ve dış kaynaklı kısır çekişmeleri bir yana bırakırsak gelinen nokta iyi. Ancak iyinin düşmanı daha iyidir. Ben gelecekte daha iyi olacağını umut ediyorum. Ayrıca ben her zaman Kontrolörlüğe bir alanda ihtisaslaşmış kariyer mesleği olarak baktım. Bu alan da Gümrüktür. Kontrolörlük bu gün Devlet Bürokrasisine yerleşmiş ve yerini almış bir meslektir. Görüşüm dün de böyleydi bugün de böyledir. Ancak bütün siyasi iktidarların yani hükümetlerin denetim elemanına karşı bir alerjileri vardır. Bu alerji zaman zaman akut hale gelmektedir. Esas itibariyle hükûmetlerin amacı yeniden yapılanma değil, tam tersine yapmaya çalıştıkları şey, denetim elemanlarının bağımsızlığını almak ve denetim elemanını idareye tam tabi kılmaktır. Denetim elamanının tek gücü vardır. Bu da bağımsızlıktır. Bu bağımsızlığa halel getirmemek lazımdır. Ben hükûmetle (idareyle) denetim elemanları arasındaki ilişkiyi "ne seninle ne sensiz" ikileminde olduğu gibi algılıyorum.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kontrolörlüğü gelecekte nasıl bir pozisyonda görmek istersiniz ? Ve bu konuda neler yapılabilir ?
AHMET TÜREDİ: Gümrük Kontrolörleri, klâsik denetimin ötesinde risk analizine dayalı, etkili ve önleyici denetime öncülük etmektedir.Takip edebildiğim kadarıyla bugünkü iktidarın yeniden yapılanması politikasında her Bakanlıkta bir denetim kurulu olması amaçlanmaktadır. Denetimi tek bir çatı altında toplamak zor gibi görünse de hem Müfettişte hem Kontrolörde "Denetim RH (+)" kanı mevcuttur. Binaenaleyh, geçmişte teftiş heyeti Kontrolörlüğün kurulmasında ve yerleşmesinde hep destek olmuştur. Gerçi geçmişte teftiş ve denetim alanlarımız çoktu. Gümrük, Tekel, Çaykur. Şimdi bu alanlardan yalnızca Gümrük kalmıştır. İşin zorluğu buradan kaynaklanmaktadır. Ancak müktesebat ve kazanılmış haklar, denetim elemanları için göz önüne alınarak ve/veya korunarak tek çatı altında birleştirilmelidir. Bu hem Devletimiz için hem de denetim elemanları için en sağlıklı ve en mantıklı yoldur. Aksi taktirde büyük emeklerle yetiştirilen ve Devlete büyük faydalar sağlayacak denetim elemanlarının atıl hale getirilmesi, Devletin göze alamayacağı bir konudur. Devlet bin bir emekle yetiştirdiği denetim elemanını kamu yararı açısından da pasifize etmemelidir.
Her şeyden önce bu konuyu kişiselleştirmeden iyi niyetle çeşitli ortamlarda diğer kuruluşlarla görüşüp tartışmak gerektiğine inanıyorum. Çözümsüz hiçbir şey yoktur. Olaya önyargısız ve özverili yaklaşılmalıdır. Paylaşılamayan nedir? Amaç, Devlet kadrolarında millete hizmetse bırakın herkes yapsın.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kontrolörlük-İdare ve Kontrolörlük-Yükümlü ilişkileri ve bu konuda olması gerekenler konusunda neler ifade edebilirsiniz ?
AHMET TÜREDİ: İdare, düşünce ve davranışlarını mevcut iktidarların düşünce ve davranışlarına paralel olarak düzenler. Ayrıca hiçbir idare ve idareci denetlenmekten hoşlanmaz ve denetimi hep kontrol altında tutmak ister. Denetim elemanlığının karakteri ise bağımsızlıktır. Gücünü de buradan alır. Bağımsızlığına ve mesleğine gölge düşmesin diye idareye mesafeli ve soğuk yaklaşır. Halbuki denetim ve idare birbirlerinin tamamlayıcısı ve varlık sebebidirler. Denetim elemanı ve idareci empati yaparak yalnızca görevlerini yaparlarsa bu kısır çekişmeler ortadan kalkar. Kontrolör-yükümlü ilişkilerinde de aynı şeyi söylemek mümkündür.
GÜMRÜK DÜNYASI: Özel sektörden Kontrolörlüğü nasıl görüyorsunuz? Özel kesimin Kontrolörlerden beklentileri nelerdir ? Bu konuda Gümrük Kontrolörlerinin davranışları nasıl olmalıdır ?
AHMET TÜREDİ: Aslında ben kendimi tam olarak özel sektörün içinde göremiyorum. "Kırk yıllık Kâni olur mu Yani" deyimi benim için geçerlidir. Otuz yıl Devlet hizmetiyle, Devletin prensipleriyle yetişen bir kişinin sonradan tamamen özel sektöre intibak etmesi çok zor. Ama ben özel sektörün Kontrolörlere bakışını ve Kontrolörlerden talebini biliyorum. Bugün hâlâ özel sektörde bir Devlet korkusu mevcuttur. Kontrolörden gelen en basit bir yazıda dahi korku ve telaşa kapılmaktadırlar. İstedikleri aşağılanmadan, insanca muamele görmek ve kendilerinin muhatap kabul edilip, görüşülüp ve dinlenilmeleridir.
Özel sektörün Kontrolöre bakış açısı gittikçe değişmekte, bilhassa firma denetimi Kontrolörlerin özel kesimi tanımasına, özel kesimin de Kontrolörü daha iyi tanımasına yol açacaktır. Ben inanıyorum ki gelecekte özel sektör daha fazla Kontrolör görevlendirme talebinde bulunacaktır. Ancak şunu özellikle belirtmeliyim ki özel sektör alacağı kişinin sadece unvanına, kaşına gözüne para vermez. Yani Kontrolör yabancı diliyle, idareciliğiyle her konuda kendisini tam olarak yetiştirmelidir. Aksi taktirde özel sektörde kendisine yer bulması zorlaşır.
GÜMRÜK DÜNYASI: Gümrük teşkilatında yapılan işlerin niteliği ve hacmi dikkate alındığında, Gümrük Kontrolörleri açısından bir nimet-külfet dengesi hakkında ne düşünüyorsunuz ?
AHMET TÜREDİ: Ben hiçbir iş ve hizmette nimet-külfet dengesinin tam olarak sağlanacağına inanmıyorum. Hele Devlet hizmetlerinde çalışanlar için nimet-külfet dengesinden ve sağlanmasından söz etmek bugün için abesle iştigaldir. Bunun çeşitli sebepleri vardır: Birincisi bu güne kadar Gümrük teşkilâtı ile çok oynanmıştır. Teşkilât tam olarak kurumsallaşamamıştır. Belirli prensipler ve teamüller oluşturulamamıştır. Dolayısıyla belirli teamül ve prensiplerin olmadığı bir ortamda kişilerin kendi gayret ve girişimleri sayesinde belirli amaçlara ulaştıklarını gözlemliyoruz. Diğer taraftan Gümrükçülük hep kıskanılan ve gıpta edilen bir meslek olmuş ve hak etmediği şekilde de yıpratılmıştır. Hatta Gümrüklerin kaldırılması dahi istenmiştir. Kontrolörlerin bütün bu çalışmalarına ve kendilerini çok iyi yetiştirmelerine karşın idari kadrolarda yeterince değerlendirilmemesi ve diğer kazanımların elde edilememesinin diğer bir sebebi de, Kontrolörlük mesleğinin tam olarak kurumsallaşamaması dolayısıyla iç prensip ve teamüllerini oluşturamamasıdır. Bir diğer faktör, idarenin daima güçlüden yana tavır koyması ve teşkilâtın küçülmesidir. Ancak; Kontrolör arkadaşların bunları aşacaklarını düşünüyorum. Ayrıca, kendilerini emeklilikten sonra meslek sahibi yapan bir kuruluşta çalışmaktadırlar.
GÜMRÜK DÜNYASI: Gümrük Kontrolörlüğü mesleğinin ardından Kontrolörlük sıfatı sizi takip etti mi? Bu durumun fayda ve sakıncalarını gördünüz mü ?
AHMET TÜREDİ: Daha önce de belirttiğim gibi Kontrolörlük sıfatı benim gurur duyduğum sıfatlardan biri olmuştur. Memuriyetimin her aşamasında, hatta emekliliğimde bile beni olumlu yönde takip etmiştir. Hiçbir sakıncasını görmedim. Bilhassa idareye, üçlü kararnameli görevlere ve yeni görevlerin teklifinde bana çok faydası olmuştur. Kontrolörlük sıfatı benim için her zaman iyi bir referans olmuştur. Şunu da ilave etmek istiyorum. Gümrük ve Tekel Bakanlığı zamanında Kontrolörlük ile Ahmet TÜREDİ eş anlamlı hale gelmiştir. Yani ben Kontrolörlük unvanı ile özdeşleştim.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kontrolörlük mesleğinin insani değerleriniz yönünden size kattıkları nelerdir ?
AHMET TÜREDİ: Kontrolörlük mesleği bana çalışma prensipleri aşılamıştır. Ve ben Kontrolörlük mesleğinden sonra özel hayatımı da bu mesleğin prensiplerine göre düzenledim. Çalışma hayatımda 3D prensibi bana Kontrolörlükten kalmıştır. Bunlar, Doğruluk, dürüstlük ve disiplindir. Doğruluktan maksat doğru kararların verilmesi ve işlerin en doğrusu neyse onun yapılması, dürüstlük; işin hilesine kaçmadan işi dürüstçe ve samimi olarak yapmaktır. Disiplinden kastedilen ise her işi Devletin otoritesini, mesleğin saygınlığını koruyacak şekilde hareket etmektir. Bunlar, hayatımdaki üç temel prensip olarak yer almıştır.
GÜMRÜK DÜNYASI: Sizce Gümrük Kontrolörlüğü mesleği kurumsallaştı mı, bu yönde eksiklikleri var mı ?
AHMET TÜREDİ: Gümrük Kontrolörlüğü mesleği Devlet yönetiminde bir denetim unvanı olarak yerini almıştır. Bunu hiç kimse yadsıyamaz. Kontrolörlük mesleği bundan sonra da devam edecektir. Ancak kurumsallaşmasını tamamladığını söylemem mümkün değildir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Daha önce belki değindim. Teşkilâtımızla çok sık oynanması. Bakanlığın kaldırılması, birleştirilmesi, müsteşarlık haline getirilmesi gibi. Bunlar kurumsallaşmayı engelleyen veya yavaşlatan en önemli sebeplerdir. Ayrıca iç ve dış kısır çekişmeler kurumsallaşmayı engelleyen unsurlardır. Kurumsallaşmak için meslek her şeyin önünde tutulmalı, birlik ve beraberlik her zaman ön plana alınmalı, mesleğin prensipleri ve teamülleri yaratılmalı ve bunlara riayet edilmeli. İşte bu prensip ve teamüllerin oluşması zamana bağlıdır. Her ne kadar Kontrolörlüğün kuruluşundan buyana 25 yıl geçmiş olsa bile Bakanlığın yapılanması ile oynanırken Kontrolörlük yapılanması da buna paralel olarak etkilenmiştir. Bu sebeplerden dolayı tam bir kurumsallaşma sağlanamamıştır. Kurumsallaşmanın birinci şartı meslek ve bu mesleği icra eden kişilerle ilgili olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Mesela bir kişi hakkında hiçbir zaman olumsuz eleştiri yapılmamalı, olumsuz eleştiri yapmaktansa susmayı tercih etmek bile kurumsallaşmaya yardımcı olacaktır. Kontrolör unvanını alan bütün kişilerin meslek etiğine sıkı sıkıya bağlı olması gerekir ve meslek etiğini her zaman en ön planda tutmalıdır. Hatta meslek etiği için fedakarlık yapması gerekiyorsa bunu da yapmalıdır. Kurumsallaşma ancak bu şekilde sağlanır.
GÜMRÜK DÜNYASI: Gümrük Müşavirliği sertifikasına haiz birisi olarak mesleğin dünü, bugünü ve yarını hakkında ne düşünüyorsunuz?
AHMET TÜREDİ: Teşkilâtımızda görev yapmanın en büyük kazanımlarından biri de belirli bir süre çalıştıktan sonra bir meslek sahibi olunmasıdır. Eskiden Gümrük Komisyonculuğu ismi altında icra edilen meslek bugün Gümrük Müşavirliği olarak devam etmektedir. Bu isim değişikliği bile Gümrük Müşavirliğine bir statü ve bir saygınlık getirmiştir. Ancak bugün uygulamada Gümrük Müşavirliğinden bana göre istenilen sonuç elde edilememektedir. Dolayısıyla bugünkü şartlarda Gümrük Müşavirliği sistemi amacına hizmet etmemektedir. Ben gerek İstanbul ve gerekse Ankara'da araştırmalar yaptım. Hizmet veren Gümrük şirketleriyle görüştüm. Bugün Gümrük Müşavirleri maalesef boş beyannameye imza atar hale gelmiştir. Sistem bu şekilde çalışmaktadır. Gümrük Müşavirliğinin bana göre amaçlarından bir tanesi ithalat-ihracat ve dolayısıyla Gümrük işlemlerini bilen ve oto kontrol yapsın diye ihdas edilen bir kurumdur. Ancak bu amaç gerçekleşememektedir. Gümrük Müşaviri sadece sorumlu tutulmaktadır. Oysa Gümrük Müşavirine beyannameyi ve eklerini hatta ve hatta eşyayı görüp inceleme fırsatı verecek bir sistem oluşturulmalıdır. Bunun yolu da Yeminli Gümrük Müşavirliği sisteminden geçmektedir. Bu nedenle yeminli Gümrük Müşavirliği sistemini hayata geçirip örgütlenmesinin de Oda şeklinde yapılması istenilen amaçlara uygun olacaktır. Çünkü yeminli Gümrük Müşavirliği ihdas edildiğinde Gümrük Müşaviri de o beyannameyi incelemek zorunda kalacaktır. Çünkü gerektiğinde beyannamenin yeminli Gümrük Müşavirince de inceleneceğini bileceğinden daha hassas davranacaktır. Bu da işlemlerin daha sağlıklı yürütülmesine imkan sağlayacaktır. Bu sisteme geçilirken adil davranılmalı, mevcut Gümrük Müşavirlerinin de belirli şartlarla yeminli Gümrük Müşaviri olmalarına imkan verilmelidir.
GÜMRÜK DÜNYASI: Yeniden yapılanma sürecinde Gümrük Müsteşarlığı ve Müsteşarlık bünyesindeki denetim birimlerinin nasıl yapılanması gerektiği konusunda ne düşünüyorsunuz ?
AHMET TÜREDİ: Benim öncelikle düşüncem; yeniden teşkilâtlanmada Gümrüğün Bakanlık şeklinde örgütlenmesidir. Bakanlıklarda prensip ve teamüllerin oluşturulması ve yerleştirilmesi daha kolaydır. Ama sadece Gümrük alanın kapsar şekilde değil, dış ticaret gibi kuruluşu da kapsayacak şekilde Gümrük ve Dış Ticaret Bakanlığı şeklinde veya Dış Ticaret ve Gümrük Bakanlığı şeklinde olabilir. Bunun diğer bir faydası da karar organıyla icra organını aynı çatı altında toplanmış olmasıdır. Bilindiği gibi ithalat, ihracat, rejim kararlarını Dış Ticaret Müsteşarlığı almaktadır. Bunların uygulamasını Gümrük Müsteşarlığı yapmaktadır. Çoğu zaman karar organları tarafından alınan kararların icrasında güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Teori ile pratiğin aynı anda düşünülmesi gerekmektedir. İcra organı kararlara da ortak olması halinde, alınan kararların daha sağlıklı olacağını düşünmüşümdür. Kaldı ki, bugün Dış Ticaret ve Gümrük Müsteşarlığı iki ayrı kuruluş olmalarına rağmen bir Devlet Bakanlığına bağlıdırlar. Bu durum bile iki Müsteşarlığın bir Bakanlık şeklinde örgütlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İdari yapıyı bir Bakanlık olarak düşündüğümüzde bu Bakanlık yapısı içinde tek kurul olması gerektiği tezine uygun olarak daha öncede belirttiğim gibi aynı görevi yapan denetim elemanlarının tek bir unvanda, tek bir çatı altında örgütlenmesi faydalı olur.Eğer bu tek bir kurul içine sokulamayacak unvanlar varsa bunlar da müktesep haklarının kaybolmaması açısından kişiye bağlı kadro olarak kalabilir. Bu birleşme elbette kolay olmayacaktır. Ancak kamu yararı göz önünde bulundurularak işlerin de sağlıklı ve süratli yürümesi için birleşmede fayda mülahaza etmekteyim. Devlette hiçbir unvanın müktesep hakları kaybolmaz. Endişeye mahal yoktur. Yeni bir teşkilât kurulur. Bu teşkilâtta da herkes yerini bulur.
GÜMRÜK DÜNYASI: Bugün özel sektör saflarında yer alan biri olarak Gümrük teşkilâtını nasıl görmektesiniz?
AHMET TÜREDİ: Teşkilâtın iyi göründüğünü söylemek mümkün değil. Teşkilâtta bir sahipsizlik ve önemsenmezlik havası var. Hizmetlerin vekaleten yürütülmesinin psikolojik etkisi her alanda hissedilmektedir. Bakan ve idarenin fazla inisiyatif almadıkları kanaatindeyim. Yine Sayın Bakanın dış ticaret teşkilâtı ile Gümrük teşkilâtına aynı mesafede durduğunu da söylemem mümkün değildir. Atamalarda mutabakat şarttır. Mutabakat sağlanmadan, üçlü kararname çıkmadan bir bürokratı o göreve vekaleten başlatmak yanlıştır. Bir çok liyakat sahibi meslektaş bu yanlışlıktan etkilenmişlerdir. Ayrıca, Bakanlık düzeyinde bir teşkilâtlanma moral, benimseme ve aidiyet duygusunu yükseltir ve kurumsallaşmayı hızlandırır.
GÜMRÜK DÜNYASI: Meslek hayatınız boyunca yaşamış olduğunuz ve unutamadığınız ilginç bir hatıranız var mı ?
AHMET TÜREDİ: Şu anda aklıma gelen iki olaydan bahsetmek istiyorum. İlki 1976 yılında ilk ve son rüşvet teklifi ile karşılaşmamdır. Olay şöyle gelişti. O zamanlar toplu olarak birer aylık dönemler itibariyle Müfettiş ve Kontrolörler karışık olarak havaalanlarına ve kapılara gözetim ve denetime giderlerdi. Yine böyle bir teftiş ve gözetim esnasında Yeşilköy Havalimanında gözetim ve denetim ile görevlendirilmiştik. Bu görev 24 saat kesintisiz devam ederdi. Denetim elemanları bunu nöbetleşe ikişer-üçer kişilik ekipler halinde yapardık. Böyle bir gözetimde gece Yeşilköy Havalimanı çok kalabalıktı. Ben uzaktan işlemleri takip ediyordum. Yaşlı bir yolcu elinde oto teyple bana doğru geldi. Ben herhalde cep ambarını soracak diye düşündüm. Yanıma yaklaşınca hatta cep ambarı şu tarafta diye işarette bulundum. Ancak yolcu "Yok Beyim en büyük şef siz misiniz? Bu teybimi geçirmiyorlar!" dedi. Teybin üzerine 20 DM konulmuş bir şekilde teybi bana uzattığında, 20 DM'yi teybin üzerinde görünce, elimi sobaya değmiş gibi çektim. Bir an donup kaldım. Sonra kendimi toparlayıp kendisine, "Yanlış yapıyorsunuz o parayı cebinize koyun, yoksa tutanak tutup sizi hapse attırırım." dedim. Ve hemen orada görev yapan Muhafaza Memurunu çağırarak "Al şu teybi, cep ambarına teslim et ve teslime ilişkin ambar makbuzunu göreceğim" diye, kesin talimatımı verdim.
İkinci unutamadığın olay ise, 1980 ihtilalinden sonra; 1977 yılında sınavsız olarak alınan 20 kişilik Kontrolör grubunun hesabını da benden sormalarıdır. Evimi taşıdığım sırada, saat tam 17.00 civarında, çok yoğun olduğum bir durumda, yeni taşındığım evin zili çaldı. Kapıyı açtığımda zamanın Müsteşarı Mazhar KISACIKOĞLU'nun şoförü "Müsteşarım sizi acele çağırıyor, almaya geldim." dedi. Müsteşar Bey'in yanına geldiğimde, aynen bana şunu söyledi: "Askeriyeden bir heyet gelmiş, 1977 yılında alınan Kontrolörlerle ilgili olarak soruşturma yapıyorlarmış, bu nedenle seni çağırmışlar." Ben de Müsteşara, "Benim onlarla alakam yok!" dedim. Ama Müsteşar, "Ben biliyorum, ama sen onlara bunu ispatla ve kendini kurtar" dedi. Bu gelenler bir Albayın başkanlığında Askeri Müfettişlerden oluşan bir komisyondu. Ben komisyona indim. Komisyon odasında Teftiş Kurulu Başkanı ve birkaç üst düzey idareci ile Müfettiş Nazım BİLİCAN bulunuyordu. Nazım BİLİCAN yedek subay olduğu için bu askeri komisyonda yer almıştı. Komisyon Başkanı bana 1977 yılında sınavsız alınan ve daha sonra görevlerine son verilen ancak çek karneleri ve kredi cüzdanlarını bırakmayıp, çek koçanları bitene kadar kullanıp, Devlet hazinesinden para çeken kişileri kimlerin aldığını, görevlerine kimin son verdiğini, neden çek karneleri ve kredi cüzdanlarının geri alınmadığını sordu. Ben de Komisyon Başkanına, "Bahsedilen Kontrolör grubuyla hiç ilgim olmadığını ne göreve alımlarda ne de görevlerine son vermelerde hiçbir bilgimin ve sorumluluğumun olmadığını" beyan ederek "1978 yılında Başkanlığa getirildiğimi" söyledim. Bunun üzerine Heyet başkanı Albay benim başkanlığa başlama onayımı istedi. "Nazım BİLİCAN'ın refakatinde gidin bu belgeyi getirin" dedi. Nazım BİLİCAN'la daha önceden samimiyetimiz vardı. Bu nedenle kendisine sitemde bulunarak "Asker oldun, şimdi beni hapse mi atacaksın" dedim. Bana aynen şunu söyledi: "Ahmet işin şakası yok kendini kurtarmaya bak!" Odama gittiğimde, odamın kapısının kilitlenerek anahtarının da Nazım BİLİCAN'da olduğunu fark ettim. Nazım Bey kapıyı açar açmaz odamın aranıp alt üst edildiğin gördüm.Bunun üzerine Nazım Bey'e, "İnsaf, bu nedir? Beni bekleseydiniz!" dedim. "Odanın alt üst edilmesine ne gerek vardı." dedim. O karmaşa içinde ancak bir saat arama sonucunda onayı buldum. Tekrar komisyona ibraz ettim. Bu arada komisyona; konuyu Teftiş Kurulu Başkanına ve Nazım Bey'e sorabileceklerini söyledim. Gerek Teftiş Kurulu Başkanı ve gerekse Nazım Bey o dönemde benim Teftiş Kurulu ile birlikte çalıştığımı ve o grupla hiçbir ilgim olmadığını söylediler. Rahatlamıştım. Ancak komisyon başkanı sıkıştırmaya devam edip "Peki sen yapmadıysan, bunların müsebbibi kim?" diye, sordu. Ben de "Zamanın idarecileridir!" dedim. Bu idarecilerin nerede olduklarını, adreslerini kendilerine vermemi, söylediler. Bu idarecilerin adreslerini bilmediğimi ve bazılarının da arandıklarını, söyledim. Tam işi bitti gözüyle bakarken Komisyon Başkanının yanındaki Binbaşı, "İbrahim TÜREDİ senin neyin oluyor?" diye sordu. Meğer bu kişi de o zaman alınan Kontrolörden biriymiş. Ben de soyadı benzerliğinden başka hiçbir ilişkimin olmadığını ve hüviyet cüzdanımı göstererek bu konuda kimlik bilgilerinin karşılaştırılabileceğini söyledim. Karşılaştırmayı yapıp ikna olduktan sonra, "Tamam git, ama Ankara'yı terk etme!" dediler. Bu anımı hiçbir zaman unutamıyorum.