GÜMRÜK MÜSTEŞAR VEKİLİ MEHMET ŞAHİN
İLE SÖYLEŞİ
Sayın Üstadımız çok yoğun çalışma programınız içerisinde bizlere vakit ayırdığınız ve röportaj imkanı verdiğiniz için teşekkür ederiz.
GÜMRÜK DÜNYASI: Yaklaşık olarak 6 aydır Gümrük Müsteşar Vekili olarak görev yapmaktasınız. Bu göreve gelirken hedefleriniz nelerdi? Bu süre içerisinde hedeflerinizden hangilerini gerçekleştirme imkanı buldunuz? Bu bağlamda orta ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Gümrük Müsteşarlığı hem zor hem de herkese nasip olmayan bir görev. Bardağın bir dolu bir de boş tarafı var. Gümrük Müsteşarlığına gelmek bizim hedeflediğimiz ya da şu gün Gümrük Müsteşarlığına başlıyoruz şeklindeki bir öngörümüz değildi. Bu makama geldikten sonraki hedeflerimizi kısaca özetleyeyim. Bu güne kadar görev yapan Müsteşar ve Müsteşar Vekilleri kendilerine göre iyi bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak daha yapacak çok işimiz var. Gelinen noktada neticeye baktığımızda biriken bir çok sorun var.
Gümrük hizmetlerinin adil, süratli, kaliteli, etkili ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini sağlamayı amaçlıyoruz. Hedefimiz yasa dışı ticareti engelleyen, yasal ticaretin önünü açan çağdaş bir gümrük idaresi oluşturmak. Bunun için sorunları iyi tespit etmek ve bunların çözüm yollarını ortaya koymak gerekiyor. Müsteşarlığımızın en önemli sorunları: personel sayısının azlığı, fiziki altyapı ve teknolojik altyapı eksiklikleri, gümrük kapılarındaki kurum ve birim karmaşası, yasal düzenleme eksiklikleri. Göreve başladığımızdan beri bu sorunların hepsine el attık, çözüme ulaştırma yönünde de önemli mesafeler kaydettik. Önümüzdeki dönemde bunların hepsini çözmeye gayret göstereceğiz. Burada dilerseniz daha fazla detaya girmeyeyim, sanırım hayli detaylı ve fazla soru hazırlamışsınız, yeri geldikçe bunları daha detaylı anlatırım.
GÜMRÜK DÜNYASI: Teşkilatımızın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlar nelerdir? Bu sorunların aşılması hususunda neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
MEHMET ŞAHİN: Müsteşarlığımızın sorunlarının en başında personel sorunu geliyor. Hepimizde biliyoruz ki bundan 7-8 sene kadar önce yaklaşık 12 bin personel varken dış ticaret hacmi 60 milyar dolar civarında idi. Bugün 200 milyar dolar ithalat-ihracat ve 100 milyar dolarlıkta paraya çevrilemeyen transit ve yolcu işlemleri olmak üzere 300 milyar dolarlık bir işlem hacmi var. 60 milyar dolar civarından 300 milyar dolarlara çıkan bir işlem hacmi varken personel sayısının 12 binlerden 7 bine düştüğü bir gerçektir. Diğer ülkelerle mukayese ettiğimizde; toplam nüfus ve gümrük personel sayıları Almanya’da 82,5 milyon – 36.000, Fransa’da 60 milyon – 19.000, Hollanda’da 16 milyon – 4.800, Bulgaristan’da 7,5 milyon – 3826, Finlandiya’da 5,2 milyon – 2.600, İsveç’te 8.9 milyon – 2.200, Estonya’da 1.4 milyon – 400 olarak karşımıza çıkıyor. Tabi ki dış ticaret hacimleri, sınırların uzunluğu, komşu ülkelerin sosyoekonomik durumu gibi faktörleri de dikkate almak lazım. Zaman zaman Personel Dairesi Başkanımızla beraber sadece niceliğe bakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Gerçekten de özellikle ikame edilemeyen gümrük muhafaza memuru ve gümrük muayene memuru açısından ciddi bir sayısal eksiklik var. Bu sene Sayın Bakanımız Kürşad TÜZMEN’in destekleri ve Devlet Personel Dairesi Başkanlığının bağlı olduğu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali ŞAHİN’in tensipleri ile bundan önceki devir kadrolarla beraber 800 kadro alındı. Teşkilattaki ihtiyaçları dikkate alarak 800 kadronun kullanabileceğimiz en üst limit olan 480 tanesini muhafaza memuru, 200 tanesini de Gümrük Muayene Memuru olarak ayırıp, görev yerlerini belirleyerek ÖSYM’ye bildirdik. Şu anda ikame edilemez kategorideki muhafaza ve muayene memuru olarak 680 takviye yapıyoruz ki, bu nispeten bir iyileşme sağlayacaktır. Geriye kalan kadroyu da Gümrük Memuru olarak kullanacağız.
Müsteşarlığımızın en önemli sorunlarından biri de fiziki altyapı sorunudur. Hükümranlık alanlarımızın başladığı noktalar olan, dışa açılan penceremiz diye nitelediğimiz gümrük idarelerine baktığımızda, hakikaten fiziki ortam, hizmet binaları, gümrük sahası, teknik altyapı ihtiyaçları diyebileceğimiz X-Ray cihazları, kantarlar gibi çok fazla birikmiş, bir an önce çözülmeye muhtaç sorunumuz var. Yakın tarihlerde biliyorsunuz UMAT ile İpsala Kara Sınır Kapısı yapıldı ve 2003 yılında hizmete açıldı. Peşinden 2004-2005 yıllarında UND ile Gürbulak Kara Sınır Kapısı yapıldı ve hizmete açıldı. Şu anda da TOBB ile Habur Kara Sınır Kapısını bitirmek üzereyiz. 1 aya kadar resmi açılışı yapılacak. Ayrıca yakında Cilvegözü Kara Sınır Kapısının yenilenmesine başlayacağız. Yeniden yapılan bu üç kara sınır kapısında önceki durumlarıyla kıyaslanmayacak derecede fiziki bir iyileştirme sağlamış durumdayız. Kapıların hem giren-çıkan yerli ve yabancı turiste, araca, ithalatçı ve ihracatçıya hitap edecek nitelikle, görsel açıdan istenilen seviyede ve teknik altyapıda, hem de gümrük işlemlerinin daha az riskli yapılmasına uygun hale getirilmesine çalışıyoruz. Burada daha az riskliden kastım; X-Ray cihazı koyuyorsunuz, sahadaki zapt-û-raptınızı artırıyorsunuz. Teknik altyapı ile işlem hacminde belli bir sayıya ulaşıyor ve ulaştığınız o sayıda da, kamyonun, tankerin, tırın içerisindeki yasak eşya, uyuşturucu gibi, öncelikli olarak ülkeye girmesi veya ülkeden çıkması yasak olan eşyaların kontrolü anlamında etkin bir denetimi ve otokontrolü sağlıyorsunuz.
Personel ve altyapıdan sonra bizi bekleyen üçüncü sorun da şu; günümüzde artık elektronik bir çağda yaşıyoruz. Maalesef elektronik imkanlardan biz yeterince faydalanamamışız. Son yıllarda otomasyona geçmişiz. Çoğunlukla veri girişleri veri giriş salonlarından yapılıyor. Şimdi yeni yeni herkesin kendi bürolarından veri girişlerini yapmasına olanak sağlanmış durumda. Aşağı yukarı %40’lar seviyesindeyiz. Ancak bizim kullandığımız EDI sistemi gelinen teknolojik ortamda yazılım anlamında baktığımızda çağın yakaladığı yazılım sisteminin gerisinde kalmış. Biz Muhabere ve Elektronik Dairesi Başkanlığımızda 6 tane büyük proje yürütüyoruz. Bir tanesi de EDI sisteminin yeniden yazılımı. Başka bir sisteme geçip, elektronik ortamda bunların hem veri girişlerindeki hem de merkezden onay verilmesi, sistemin hızlı çalışması anlamındaki yazılımlar. Bizim bir an önce telafi etmemiz gereken konulardan birisi de elektronik altyapıyı yazılım ve fiziki konuşlanma anlamında hızlandırıp, bunları bir an önce hayata geçirebilmek. Fakat bunların hepsi de kısmen personel hariç, özellikle son ikisi olan fiziki ve elektronik altyapı ile ilgili yatırımların hepsi sadece sizin kararlarınızla olacak işler değil. Bunların bir de ekonomik boyutu var. Baktığımızda bunların çoğu milyar dolarlarla ifade edilen yatırımlar. Zaman zaman siz bütçe imkanları ile bunları ölçmek ve önceliği iyi belirleyip, hangisinden başlayacağınızın gerekliliğini ortaya koymak durumundasınız. Burada biz fiziki altyapı yatırımları konusunda TOBB örneğinde olduğu gibi, yap-işlet-devret modelini uygulamaya çalışıyoruz. Bu yöntemde de kurumlardan, başta DPT Müsteşarlığı olmak üzere olumlu görüşler alıp, daha sonra Yüksek Planlama Kurulunun oluruna sunuluyor. Olur geldikten sonra üst projeler, avam projeler, alt projeler ayrılıyor. Belli bir süreç alıyor bunlar. Ancak siz 50 yılda birikmiş sorunları iki yılda çözemezsiniz. Çözmek için size zaman lazım, size para lazım, size eleman lazım, size teknisyen lazım. Önceliği iyi belirleyip, en kısa zamanda en çok işi nasıl yaparız bunları düşünüyoruz. Bunun yöntemini ortaya net koyup, çözebildiğimiz kardır ama bir an önce çözebildiğim kardır mantığı ile çalışmak zorundayız.
GÜMRÜK DÜNYASI: Tasfiye İşleri ve Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün Müsteşarlığımıza bağlanması hakkındaki yasa tasarısı ve Gümrük Müsteşarlığı Teşkilatı Yasa Tasarısı ile ilgili görüşleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Biliyorsunuz ki 1993 yılında Maliye ve Gümrük Bakanlığı ayrılıp, Gümrük Müsteşarlığının kurulmasına kadar TASİŞ, Gümrük teşkilatına bağlı idi. Ayrılma sırasında TASİŞ, Maliye Bakanlığı bünyesinde kaldı. TASİŞ gümrük idarelerince el konulan veya başka kurumlarca el konulmakla beraber gümrüğe teslim edilen sair emtianın tasfiye işlemlerini gerçekleştiren bir birimdir. İki ayrı teşkilat olunmasından dolayı ortaya çıkan iki başlılık sebebiyle, hem yazışma süresi ve sürecinden dolayı, hem emir ve komutanın ayrı birimlerde olması dolayısıyla işlemlerin seri bir şekilde yerine getirilememesi sonucunda ülkemizin yüksek rakamlarla ifadesini bulan ekonomik kayıpları söz konusuydu. Bu tasarının geçen haziranda yasalaşmasına kesin gözle bakıyorduk ama TBMM’nde başka öncelikli kanunlar da olduğu için Ekim ayına kaldı. Şu an TBMM gündeminde. Ekim ayında yasalaşmasını bekliyoruz. Yasalaştığında TASİŞ Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı bünyesinde yer alacak. Yasa çıkınca biraz önce bahsettiğim gecikmeler artık olmayacağından, hem ekonomik anlamda tasfiye süreçleri hızlanarak hazineye ciddi ve zamanında katkı sağlanacak hem de bu farklı bakanlıklara bağlı olmaktan dolayı ortaya çıkabilen sair sıkıntılar ve sızlanmalar ortadan kalkacaktır. Bu yapılması gereken, geciktirilmiş bir işti. İnşallah TBMM’nde kabul edilip, yasa haline dönüşünce bu sorunu çözmüş olacağız.
Ayrıca, Teşkilat Yasa Tasarısı ise bu yasadan ayrı olarak hazırlanıp, görüşlere sunulmuştur. Önümüzdeki yasama döneminde Ekimde TBMM açıldığında gündeme getireceğiz. Burada da arkadaşlarla bir araya gelip, hem Müsteşarlık üst düzey yöneticileri ile değerlendirdik, hem de tüm birimlerin görüşüne sunduk. Bizim önem verdiğimiz, baz aldığımız konular var. Bunlardan birisi, gümrük idaresinin belkemiği olan muayene memurlarının unvanlarında memur kelimesi geçmesinden dolayı hem özlük haklarında hem de statülerinde sıkıntı söz konusu. Hem görev itibariyle, hem eğitim durumu itibariyle hem de gümrük idaresinin işleyişindeki fonksiyonları itibariyle çok önemli bir meslek grubu olan muayene memurlarının unvanını değiştiriyoruz. “Gümrük Muayene Uzmanı” şekline getirme yönünde bir yaklaşım ortaya koyduk.
Merkez teşkilatındaki bir takım isimlendirmeler ve özlük haklarında yeni düzenlemeler hazırladık. Dikkat ederseniz bugün Başbakanlığa bağlı bütün Müsteşarlıklarda kadro karşılığı sözleşmeli personel olma durumu vardır. Bu özlük hakları açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Bu durum Müsteşarlığımızda yok. Bunları da dikkate aldık. Henüz TBMM’ne sevkedilmediği ve yasal süreç işlediği için daha fazla konuşmak istemiyorum, ancak yapılabileceklerin azamisi yapılacaktır. Sadece bizim istememizle de olmuyor. Önce diğer kurumlardan görüşler alınıyor, Başbakanlığa gidiyor, Başbakanlıkta tekrar yazışmalara konu oluyor, oradan da aynen geçmiş olsa bile, TBMM’nde komisyonlara gidiyor, yani yasalaşıncaya kadar 7-8 tane değişik süreçten geçiyor. Ben şu kadarını söylemek istiyorum, eğer bu hazırlanan tasarıları yasa haline dönüştürebilirsek, hakikaten teşkilat tarihindeki en büyük kalıcı hizmet olacak. Bunları takip ediyoruz.
Bunların dışında, önceki hafta Sayın Bakanımız ile Ulaştırma Bakanımızın iştirakleri ile Ulaştırma Bakanlığı ile yaptığımız bir protokol var. Çoğu sınır kapısında biliyorsunuz 10’un üzerinde birim var. Hatta 18 tane birim olan yerler var. Bunların hepsi gümrük idaresi olarak bilinir. Bunların her birinde ortaya çıkan bir sorun gümrükte çıkmış sorun olarak kamuoyuna deklere edilir ya da kamuoyu öyle bilir. Bu hem oradan giriş-çıkış yapan araçların, şoförlerin, yolcuların işlemlerinin kırtasiyecilik yüzünden uzaması -ki bazen bu uzamalar saatlerle hatta günlerle ifade edilebilecek şekillerde ortaya çıkabiliyor- sonucunu yaratıyor, hem de diğer birimde çıkan bir sorun hepsi gümrük olarak bilindiği için sizi buluyor. Biz şimdi kurumlarla bu protokollere başladık. Ulaştırma Bakanlığı 1 Eylülden itibaren kendi personelini çekip, yetkilerini Müsteşarlığımıza devrediyor. Ulaştırma Bakanlığı personelinin yaptığı işlemleri artık bundan sonra bizim personelimiz yerine getirecek. Bu hem oradaki sıkıntının tarafımızdan bertaraf edilmesini sağlayacak, hem de oradaki hizmet alım süresini azaltarak, bir bakıma kamu hizmetinin daha seri sağlanmasını ortaya çıkaracak. Bu projeler çok ana hatları ile devam ediyor. Bunları çözdüğümüzde çok daha iyi gümrüklerle karşılaşacağız.
Başbakanlık’ta yapılan toplantılar neticesinde Başbakanlık Makamınca imzalı 2006/11 sayılı Genelge çıktı. Bu Genelgenin amacı; kara sınır kapılarındaki fiziki yığılmaları ve kirliliği önlemek, kara sınır kapılarında sadece yolcu işlemleri ile transit işlemlerini gerçekleştirmek, ithalata ve ihracata yönelik asli işlemleri iç gümrüklerde gerçekleştirmek idi. Neticesinde 01.05.2006 tarihinden itibaren uygulamaya geçtik. Genelgenin bir istisnası, eğer 100 km. derinlikte bir gümrük müdürlüğü yok ise, ki Habur ve Gürbulak’ta yok; 100 km derinlikte iç gümrük olmadığından orada yıl sonuna kadar ithalat ve ihracat devam edecek. Diğerlerinin tamamında kara sınır kapılarında artık asli gümrük işlemleri yapmıyoruz, yolcu ve transit işlemleri yapıyoruz. Habur ve Gürbulak’ta çalışmalar devam ediyor, heyetler kurduk, arkadaşlar oraya gitti. İçeride bir gümrük oluşturmanın çalışmasına başladık. Bizim önerilerimiz, raporlarımız Başbakanlık’ta. Oradan talimat geldiğinde oralarda da iç gümrük müdürlüğü ve muhafaza müdürlüğü oluşturulacak. Artık bu yılın sonundan itibaren kara sınır kapılarımızdan ithalat ve ihracat olmayacak, bu suretle oradaki yığılmaları, fiziki kirliliği ve gecikmeleri önlemiş olacağız. Orada sadece transit işlemleri, içeride ihracat işlemi yapılacak, transitle oraya sevkedilecek, kurşun mühür sağlam mı beyannamesine bakılacak ve çıkışı temin edilecek. Tersten girerken de yine kurşun mühür ile, transit beyannamesi ile iç gümrüğe sevkedilecek, içerideki gümrük müdürlüğünden ithalat işlemi yapılacak. Bu da bu dönemde yapılanlardan bir tanesi.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Yasa Tasarısı TBMM’ne gönderildiği, keza 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile ilgili olarak da önemli değişikliklerin yapılacağı yönünde çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu konular ile ilgili görüş ve düşünceleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Tasarısı ve Gümrük Kanunu’nda değişiklik öngören Tasarılar TBMM’ye gönderilmiş durumda. Biz göreve başladığımız tarihte, 4926 sayılı Yasa’da bir değişiklik yapılması konusu üzerinde çalışılıyordu. TBMM Alt Komisyon Başkanı Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı KÖYLÜ -ki kendisi de emekli bir Cumhuriyet Başsavcısı ve hukukçudur-, Sayın Bakanımız ve Adalet Bakanı Sayın Cemil ÇİÇEK’in de bilgileri dahilinde, biz ilgili teorisyenlerle beraber, yani hukukçular, Yargıtay’dan cezacılar, Üniversitelerden Profesörler ve ilgili diğer Bakanlık ve kurumlardan görevlilerle beraber toplantılar yaptık. Bu toplantılarda Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı gibi kurumlardan görevliler de vardı. Daha sonra yazışmaya döküldü. Buradaki mantık şuydu. Globalleşen dünyada, AB uyum çerçevesinde, her şeyi kaçakçılık olarak nitelendirmeyip, burada bizim kullanabileceğimiz bir inisiyatif, sağlayabileceğimiz bir rahatlama söz konusu ise, kaçakçılığı ve kaçakçılığın müeyyidesini ortadan kaldırmak söz konusu olmadığına göre, burada dış ticaret erbabını, ihracatçıların sıkıntısını asgariye indirebilecek, ekonomik suça ekonomik ceza prensibini hukuk kuralları çerçevesinde realize edebilecek yollar varsa bunlar teorisyenler ve uygulayıcı olan bizler tarafından ele alındı. Yeni TCK’na uyum gözetildi. Sonuçta tasarıyı hazırladık, ilgili kuruluşlardan ve Bakanlıklardan görüş aldık ve Başbakanlığa gönderdik. Başbakanlıktan da TBMM’nin ilgili komisyonlarına gönderildi. Burada Adalet Komisyonundan, Plan Bütçe Komisyonundan geçtikten sonra Ekim de açılacak yeni yasama döneminde Kasım ayı gibi yasalaşmasını bekliyoruz. İleri tarihe sarkar mı bilmiyorum, ancak bu da Hükümet tarafından takip edilen yasalardan bir tanesi.
Gümrük Kanunu ile ilgili değişiklikler konusunda ise, bundan iki sene kadar önce 34 maddelik değişiklik, AB uyum Yasaları çerçevesinde hazırlanarak Başbakanlığa gönderilmiş ve buradan TBMM’ye komisyonlara gönderilmiş, ancak devamındaki süreçte takip edilmediğinden, hassasiyetler kaybedildiğinden gündeme getirilmemiş. Ancak bu 2 yıllık süreçte AB ile uyum yasaları çerçevesinde tekrar Gümrükler Genel Müdürlüğünce takip edilen 21 maddelik yeni değişiklik gereği ortaya çıkmış. Şimdi öbürü iki yıldır TBMM’de bekliyor. İki yıllık süreç içerisinde de 21 maddelik değişiklik gündeme gelmiş, biz bunları tekrar hazırladık, yeniden görüşlere sunduk, bunları da bir an önce çıkarmak durumundayız. Bu hususlarda ortaya çıkan gecikmeler sonucu, teşkilatımızla ilgili seri çalışılmıyormuş gibi yanlış anlamalar ortaya çıkmasına ya da yasal zorunluluklar zamanında takip edilmiyor gibi anlaşılmasına sebep olup, imajını da sarsıyor. Aynı zamanda da AB uyum yasaları çerçevesinde de gecikmeler oluyor. Biz bunları zamanında bir an önce yasalaştırıp, eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bir söz vermişsek, yasal süreci bir an önce tamamlamalıyız. Hem ülke olarak, hem de Gümrük Müsteşarlığı olarak boynumuz dik olmalı. Tabi şöyle bir sıkıntımız ya da başka bir ifadeyle şöyle bir gerçeğimiz var: Bu dönem Meclisin son yasama dönemi, biriken yasalar var, önümüzdeki bir yıllık yasama döneminde bizim biriken TBMM’ye gönderilen veya gönderilmek durumunda olan 5 tane kanun tasarımızın toplam madde sayısı 200-250 civarında olduğunu da ve bizim gönderdiğimiz tasarılar dışında diğer kurumların gönderdiği yasa tasarılarını da dikkate aldığımızda, ben gerçekçi bir yaklaşımla bunların hepsini TBMM’den çok kısa bir süre içerisinde kanunlaşıp kanunlaşmayacağı hususunda %100 emin değilim. Ama %90 eminim, bunları takip ediyoruz, Sayın Bakanımızın büyük destekleri var ama bir realite olarak son bir senelik yasama dönemi içerisinde 30 bakanlık varsa, 30 yasa tasarısı olduğu varsayıldığında, bizim yasa tasarılarımızın ne kadarını yasalaştırıp, arkasını takip edip, kanun haline getirip ortaya koyabiliriz herkes kendi takdir etsin, burada da önceliğimizi belirlemek durumunda kaldık, birinci öncelik AB’ne taahhütlerimiz olduğundan, bizim Gümrük Kanunu’ndaki değişikliklerdir. Diğerlerini bir şekilde telafi edersiniz, ancak uluslararası taahhütlerinizdeki gecikmeleri izah edemezsiniz. İkincisi, bizim aynı kapsamda ele alacağımız Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu var, bununla beraber verimin arttırılması, içerdeki haksızlıkların giderilmesi, diğer kurumlarla kıyaslanarak özlük hakların iyileştirilmesi için Teşkilat Kanunumuz gündemde. Bunları bir öncelik sırasına koyarak hepsini çıkartmak için, az zamanda büyük işler başarmaya çalışacağız. Bunu ne kadar başarabiliriz, az bir zaman var. Bunu herkes kendisi takdir etsin, varsa bizim aklımızın yetmediği arkadaşlar gelsin izah etsin beraber yapalım.
GÜMRÜK DÜNYASI: Malumlarınız olduğu üzere 1980’li yıllardan itibaren Türkiye “İhracata Dayalı Kalkınma Modeli”ni benimsemiştir. Bu çerçevede ihracatın arttırılması hususunda Teşkilatımız üzerine düşen görevler nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Biliyorsunuz, 1990’lı yıllarda ihracatın teşvikler yoluyla arttırılması hususunda gayret gösterildi, epey mesafe alındı. Burada reel, ekonomik parasal destek suretiyle katkı verildi, kimi zaman da enerji indirimi, yatırım indirimi gibi dolaylı teşvikler yoluyla destek verildi. Sonuçta bu ikisi de, ihracatçı firmaya dolaylı veya doğrudan akçalı bir destek idi. Günümüzde bunlar çok yok. Günümüzde dünyada da bunlar çok yok. Geri kalmış ülkeleri veya az gelişmiş ülkeleri bir yana koyarsanız, AB ülkelerini, kalkınmış ülkeleri veya kalkınmakta olan ülkeleri dikkate aldığınızda, buralarda çok fazla teşviklerin olduğunu görmüyorsunuz. O zaman siz ne yapacağınıza bakacaksınız. Ülke olarak bir şeyler yapılacaktır. Her ülke ve kurumları yapıyordur. Diğer kurumlara ne yapmaları gerektiğini söylemek bize düşmez, bu etik olmaz. Ama biz Gümrük Müsteşarlığı olarak bir kere liyakatli olacağız. Bizim merkez dahil 7.800 kişilik personelimizin, icraatın taşrada yapıldığını dikkate aldığımızda, 1.800 kişinin merkezde olduğunu düşündüğümüzde, taşrada yaklaşık 6.000 kişiyiz. Bu 6.000 kişinin içerisinde yardımcı hizmetli, şoför, bekçi, teknisyen, teknik eleman gibi işin doğrudan asli unsurunda görev alamayacak eleman var. İşin doğrudan asli unsurunda görev alabilecek eleman muayene memurudur, gümrük idarecileridir; başmüdür, başmüdür yardımcısı, müdür, müdür muavini, şeftir ve memurdur. Onun dışında da, yine asli unsurun içerisinde yer almamakla beraber, asli unsurun bir parçası, mütemmim cüzü olan muhafaza personelidir. Biz bir kere teşkilat olarak liyakatli olmak zorundayız. İki, bizim adımız çıkmış, doğrudur, ona katılıyorum. Bizim bugün konuştuğumuz akçalı konuları kesin ve net bir biçimde bırakmamız lazım. Çorbadaki bir sinek bir kase çorbayı mahvedebiliyor. Çorbadaki sineğin hacmi de ağırlığı da kapladığı alan da yüzdeye vursanız yüzde biri geçmez. Ama yüzde birden dolayı çorbanın tamamı dökülüyor.. Bizim taşraya mesajımız arkadaşların kesin olarak gümrükte manifesto olarak ifade edilen gayri yasal kazanca tevessül etmemeleridir, hiç kıvırtmadan rüşvettir, haksız kazançtır, ne kamu vicdanında yeri vardır, ne hukukta yeri vardır, ne de dinde yeri vardır, öyle bir şey yok. Liyakat ve dürüstlükten bahsettik. Üç, eğer haklıysak, bu ülkenin vatandaşı ve ne yaptığımızı biliyor isek, cesur uygulama yapmak zorundayız. Yaptığımız işi izah edebilecek şekilde kolay imza atmak zorundayız. Merkezdeki birimler dahil, özellikle taşradaki icracı birimler. Ben yukarıya sorayım, yukarıdan talimat alayım, yarın bana sorulursa izahta zorlanmayayım anlamında yaklaşırsa ve taşradaki demin bahsettiğimiz, transit yolcu işlem hacmini bırakın, 200 milyar dolar işlemi merkeze yazarsak ki, merkezde de özellikle memur düzeyinde ciddi eleman sıkıntısı olduğu göz önüne alınırsa, buradaki dosya ve işler kilitlenir ki, iş içinden çıkılmaz hale gelir. O aşamaya nerdeyse gelinmiştir. Arkadaşlar merkezde sağolsunlar biraz daha fazla çalışarak telafi ediyorlar. Ben taşrada çalıştığım dönemlerde arkadaşlara şunu söylüyordum, bunu merkeze da ifade ettim; Gümrük Kanunu, Kaçakçılık Kanunu ve gümrük kanunuyla ilgili sair mevzuata gereğince biz yetkili olduğumuza göre, Gümrük Kanunu uyarınca doğrudan yukarıdan talimat almamı gerektiren, yetki gaspı kapsamına girmeyen konular hariç, insiyatif kullanırım ve kullandım diyordum. İmza attım. Yeter ki sizin verilebilecek hesabınız olsun. Verilecek hesabınızdan ne korkacaksınız. Verilemeyecek hesabınızdan korkacaksınız, arkadaşlar biraz daha bu anlamda kendilerine güvenli, samimi olmalılar. İthalatta biraz daha pimpirikli olacağız, bunun altını çiziyorum, ama özellikle ülke ihracatçısının işlemlerinde yardımcı olma yoluna gidilirse ihracata gümrük olarak en büyük katkımız bu olacaktır. Herkes bir takım gerekçelerle, kendini sağlama alma gibi veya mevzuatı bilmediğinden, yaptığı işi bilmediğinden, devlet ve hükümet programlarını ve vizyonunu algılayamadığından çeşitli nedenlerle ben bunu bir yukarıya sorayım, ben bunu müdürüne, başmüdürüme, genel müdürüme, müsteşarıma sorayım mantığı ile hareket ederse, “aklın yolu bir” “görünen köy kılavuz istemez” işleri tıkamanın bir başka versiyonu olur. Kimsenin işleri tıkamaya hakkı yoktur. Bilmiyorsan soracaksın ama bir işi yapıyorsan da o işi bileceksin. Bir işi el yordamıyla ne kadar yapabilirsin. 6 ay, 1 sene idare edebilirsin ama el yordamıyla bir işi sonsuza dek yürütemezsin. O halde ben açıp okumak, öğrenmek zorundayım, benim mesleğim buysa. İşini öğrenen insan, temiz çalışan insan, kendine güvenen insan atması gereken imzayı her zaman atmalıdır atacaktır da. Ama insanın bilgisi yetersizse, kafasının arkasında başka hesapları varsa, para, pul, siyaset, dini önyargı ne derseniz deyin, eğer objektif değilse, ya da en alttan en üste kadar sıralı amirler hiyerarşik sıralama içerisinde bir düzensizlik söz konusu ise müdürüm ne diyecek, başmüdürüm ne diyecek, genel müdürüm ne diyecek derse bunun sonu yoktur. Güvensizlik söz konusu ise orada ihracatçının önünü tıkamış oluruz. Hayır, ben kendime güveniyorsam, ben mevzuata hakimsem, bundan dolayı herhangi bir menfaat sağlama gibi bir amaç gütmüyorsam, boğazımdan bir şey geçmiyorsa özellikle ihracat işlemlerinde seri çalışacağım. Daha önce belirttiğim gibi ithalattaki pimpirikliliği kısmen kabul ediyorum, özellikle uzak doğudan gelen eşyalarla ilgili pimpirikliliği kabul ediyorum, orada da uluslararası anlaşmalara uygun davranmak zorundasınız. Sizin AB’nden gelen, STA kapsamındaki eşyalar ile risk analizi kapsamı dışında kalan eşya ve firmalarda pimpirikli olmanızı kolay izah edemezsiniz. İhracatta özellikle yararlanılan bir prim ödemesi varsa, KDV iadesi zaten olacaktır ihracatta, Hazineden çıkan bir değer var ise tabi ki daha dikkatli olmak gerekir. Günlerle, saatlerle, haftalarla ölçelim adamı batırırız. İnsanı yaşatırsak devleti yaşatırız. Herkese kaçakçı herkese sahtekar gözüyle bakarsak, bunun sonu gelmez ve bu mantık normal ruh sağlığına sahip bir insana uygun bir mantık değildir. Risk analizlerinde bir mantık var, uygulamada da mevzuatta da böyle. Herkes bulunduğu yerde risk analizini yapsın, ama iyiniyetle, objektiflikle yapsın. Siz o zaman sorunları çözersiniz. Dış ticarete ve özellikle ihracatta seri çalışmalıyız. İhracatı teşvik edici anlamda gümrük işlemlerini hızlı ve doğru olarak bitirmemiz yeterlidir. İnsanlar ihracatçılara hiçbir katkıda bulunamıyorlarsa moral versinler, herkes birbirine moral versin, ihracatçıya moral versin, tatlı dil ve güler yüz versin, yapacağı işi de yapsın, kimseden aslında çok büyük şeyler beklenmiyor, sırtında taş taşı diyen yok, zaten gerekte yok, dediklerimizi yapmak yeterlidir. Bunu herkesin yapacağına inanıyorum, inanmak istiyorum. Üzerimize düşenleri yapmazsak bizden sonraki nesillere bunu izah etmekte zorlanırız. Yapmayanlarda izah edemez.
GÜMRÜK DÜNYASI: Başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinden yapılan ithalatlarda son yıllarda meydana gelen artışları tehdit olarak görüyor musunuz? Uzakdoğu ülkelerinden çeşitli sektörlerde yapılan ithalatların incelenmesi ve soruşturulması ile ilgili olarak Gümrük Kontrolörlerince yapılmış olan çalışmalar hakkındaki izlenimleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Sizin uluslararası taahhütleriniz var, bu taahhütler kapsamında DTÖ, DGÖ gibi imza attığınız anlaşmalara uygun davranmak zorundasınız. Hepimizde biliyoruz ki her ülkenin kendi insiyatifine bırakılan bir takım tedbir alma mekanizmaları, refleksleri de var. Sizin uluslararası taahhütleriniz var. Bu taahhütler ve DTÖ kapsamında, mukayeseli üstünlükler teorisi, kaliteli malı daha ucuza mal etmek anlamında. Bu konuda kendinize güveniyorsanız, kaliteli bir marka iseniz, ben kendi adıma konuşuyorum; Hiçbir zaman Çin’i ve uzakdoğuyu tehdit olarak görmem. Burada bizim ihracatçımızın iki konuda desteklenmesi lazım. Bunlardan bir tanesi, içerideki maliyetleri düşürmek. Bu maliyetler hem çalışanların SSK prim maliyetidir, hem enerji girdileridir, hem de emek yoğun üretimden teknoloji yoğun üretime geçmektir. Ülke olarak bunları bizim çok kısa bir süre içerinde gerçekleştirmemiz çok kolay olmaz. Kayıtlı ekonomiye geçtikçe Hükümet de çeşitli tedbirler aldığını deklare etmektedir. Bu dönemde iktisadi terim olan ceterus paribus (bazı faktörler sabitken) siz ne yaparsınız. SSK pirim maliyeti, enerji birim maliyeti, işçi maliyeti sabitken, biz ne yaparız? Bizim burada Çin’i tehdit görmek yerine teknolojik üretime, AR-GE çalışmalarına ağırlık vermemiz gerekir. Biz teknolojik yatırımlara ve AR-GE’ye ağırlık verdikçe öbür konudaki eksikliğimizi ve maliyet artışımızı nispeten de olsa bu şekilde azaltabiliriz. Azalttığımızda rekabet gücümüzü doğru orantılı arttırırız. O zaman falanca ülke bizim için tehdit olmaz. Biz gümrük olarak ne yapıyoruz? Biz şu anda 18 sektörde Başmüdürlüklere referans kıymetler gönderdik. Şu ürünlerde, şu ülkelerden gelen ürünlerde Gümrük Kanunu’nun verdiği yetkiye dayanılarak orada yer alan sonradan kontrol, risk analizi gibi yetkilere istinaden bir kısım eşyalarda ve/veya bir kısım ülkelerde ve/veya bir kısım firmalarda biz bunları toparladık ve 18 sektörde Başmüdürlüklere referans fiyatlara ilişkin talimatlar verdik. Bu bir tedbirdir. Ancak siz bu tedbirleri bir yere kadar götürebilirsiniz. Adam yurtdışından Gümrük Kanununda yer alan kıymet belirleme yöntemlerine ilişkin evrakları getirdiğinde sizin eliniz kolunuz bağlanmaktadır. Sizin teminatı çözüp o eşyayı o kıymetten ithal etmesini engelleyebileceğiniz çok imkanınız bulunmamaktadır. Burada ne yapılacak? İlk olarak, Uluslararası ticarette ülkeler yok, alıcı ve satıcı var. Almanya’daki, İngiltere’deki, Çin’deki bir satıcı ile Türkiye’deki alıcı var. O satıcı ile Türkiye’deki alıcı anlaştıkları zaman ne vatan, millet, Sakarya kalıyor, ne farklı ülke vatandaşlığı kalıyor, ne de din, millet, vatan kalıyor. O zaman siz satan olarak ben de alıcı olarak bunun evrakını da satış sözleşmesini de hukuka uygun olarak her zaman hazırlayıp getiriyorum. İşte burada Gümrük idaresine hassas görev düşüyor. Bu görev nedir? Sizin başka ithalatlarınız var. Burada işte ben gümrük personelinden zeka, kabiliyet, yetenek bekliyorum. Nerden gelmiş bu eşya… Çin’den. Çin’den bu eşyayı herkes aynı fiyattan mı getiriyor, işte burada mevzuata hakim olma, ülke vizyonuna hakim olma, milli duygu ön plana çıkmış oluyor. Bunları sağladığımızda bir kısım mesafe almış oluruz. Kati sonuç yine almış olmayız. Kati sonuç içerdeki ürünün mukayeseli üstünlükler teorisine uygun olarak dışarıdaki mallarla kıyaslandığında karlı ve cazip hale gelmesidir. Bunu da üreticiler kendileri yapacaklardır. İkinci olarak, Okullarda da öğretildiği gibi; ithal ikamesi diye bir konu var. Biz ülke olarak ithal ikamesine geçmek, bu yatırımları yapmak zorundayız. Ülkenin müteşebbisini ihracatçısını kastediyorum. Siz eğer ithal ikamesine ağırlık vermezseniz, Çin’den ya da başka bir ülkeden 1/3 fiyatına ürün satın alırsanız ülkenin artan genç nüfusunu orta vadede ciddi anlamda işsizlik bekliyor demektir. Bugün; nüfusa her yıl eklenen %1-2 için %3 düzeyinde istihdam yaratmalısınız ki hem onlara iş kurabilirsiniz hem de biriken işsizliği azaltabilirsiniz. Ama bizim müteşebbisimiz ucuza geldiği için Çin’den veya başka bir ülkeden ithalat yapmaya devam ettikleri sürece biz sadece o ülkelere sponsor olmaya devam ederiz. O müteşebbislerin çocukları da gelecekte işsiz kalırlar. Bugün Çin’den, Dubai’den Hong Kong’dan ithalat yapmaya devam ettikçe, bilsinler ki gelecek 5-10 yıl içerisinde kendi çocuklarını da işsizlik beklemektedir. Buradan, ben o insanlara da sesleniyorum. Varsın biraz daha az kar etsinler, içeride yatırıma ağırlık versinler, ithal ikamesine ağırlık versinler. Vermezlerse kendileri biraz daha müreffeh yaşayacaklardır, ama kendilerinin yaşadığı müreffehlik ile kendi çocuklarının yaşayacakları arasında taban tabana zıtlık olacaktır. Bunların hesabını gelecek nesillere veremezler.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kamuoyunca yakından takip edilen “şeker, akaryakıt, alkollü içecekler ve sigara, çay, cep telefonu” kaçakçılıkları ile ilgili ne tür mücadeleler verilmektedir? Bu kapsamda 2000/8 sayılı Genelge ile belirlenen mutat depoda getirilmesi öngörülen mazotu aşan miktardan litre başına vergi alınması uygulaması, yolcu beraberinde gelen eşyaya uygulanan muafiyetten yararlanılabilmesi için yurtdışında en az üç gün kalınması uygulaması, cep telefonu ithalatlarında referans fiyat uygulanması gibi hususlar ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Benim taşrada Başmüdür olarak görev yaptığım süre zarfında edindiğim tecrübelerim var. Bu tecrübeler çerçevesinde bizim ilk yaptığımız adına operasyon mu dersiniz, cep telefonları ile ilgili idi. Cep telefonu konusunda öngörümüzün ötesinde mesafeler aldık. Bu kapsamda sahte İMEİ numaraları ile Telekomünikasyon Kurumuna cep telefonlarının tescillerinin yapıldığı, bazen sahte beyanname türetilip Telekomünikasyon Kurumuna gidilerek telefonların tescilinin yapıldığını belirledik. Aynı zamanda bir beyanname kapsamında 100 tane getirilip 110 telefon için başvuru yapıldığını gördük. Bu konuda Gümrük Kontrolörü arkadaşlarımız incelemelerini, soruşturmalarını yürütüyorlar. Zaman zaman bu konuda bize bilgi notları da geliyor. Yine bu kapsamda Savcılıklarla müşterek olarak İstanbul’da Gümrük Muhafaza birimlerimizce operasyonlar yürütülüyor. Buradaki aldığımız sonuçlar şunlar: Geçişe yönelik vergi resim harçlarla ilgili olarak bir öngörü ile 2 milyar dolarlık tahsilatlara ulaşacağız. Ama asıl aldığımız sonuç şu: Daha önce beyan edilen kıymetlere nazaran şimdi %100-300 oranında beyan edilen kıymetlerde artışlar oldu. 50 USD, 40 EURO gibi kıymetlerden yapılan beyanların, 200 USD, 180 EURO gibi kıymetlere kendi kendiliğinden çekildiğini gördük. Bu operasyonun yapıldığından beri 3 ay geçtiğini düşündüğümüzde; kıymet artışları nedeni ile yapılacak ithalatlarda devlet hazinesine girecek rakamın önümüzdeki bir yıl içerisinde 2 milyar dolar olacağını düşünüyorum. Burada hata payını en fazla %20 görüyorum. Diğer sektörler (çay, sigara, akaryakıt, içki gibi) 18 sektörde de caydırıcılık anlamında mesafe aldık. Fakat cep telefonu spesifik bir operasyon olduğu için onda geldiğimiz mesafeye gelemedik. Zaman içerisinde bu sektörlerde de çok önemli mesafeler alacağız.
Mutat depo uygulaması konusuna gelindiğinde de daha önce 2000/8 sayılı Genelge’de öngörülen miktar aşıldığı durumda aşan miktar çekiliyor ve kara sınır kapılarında TASİŞ’in depolarına dolduruyordu. Bu da yer ve zaman anlamında sıkıntılara neden olmakta idi. Hatta bundan dolayı da yakın bir tarih de Habur da başka bir birim nezdinde bir operasyon oldu. Biz limit fazlası için akaryakıtın tek ve maktu vergi getirilmesini teminen girişimlerde bulunarak bir Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılmasını sağladık. Uğraşı verdik, ilgili birimlerin desteğini aldık ve bu limitin fazlası akaryakıtı maliye ile konuşup protokole bağlayıp tek ve maktu vergi getirdik. Alınacak vergi miktarı = fazla getirilen akaryakıt x 1.509 YTL olarak belirlendi. Bu rakam içerideki akaryakıtın fiyatına yaklaşık %1’lik bir oynama ile yakın bir fiyata geldi. Bu uygulamanın başladığı gün Habur’da günlük tahsilat 170.000 YTL oldu. Şu anda gelinen noktada; bu 170.000 YTL’lik tahsilat 50.000 YTL’ye düştü. Yani insanlar, cazibesi kalmayınca getirmemeye başladı. Bu uygulama ile içerideki TÜPRAŞ’ın PETKİM’in satışları artırılmış, kayıtlı ekonomiye geçilmiş ve bu sektörde istihdam artırılmış oldu. Ayrıca, belki de en önemlisi olup, yakın vadede görüleceği üzere, yurt dışından gelen bu akaryakıtın kalitesi düşük olmasından, genel olarak dizel arabalarda kullanıldığı için çeşitli birimlerden aldığımız bilgiler çerçevesinde aracın ekonomik ömrünü %25’ler civarında azalttığı ortaya çıktığından, ülkemizdeki dizel araçların toplamı dikkate alındığında, belki de milyar dolarla ifade edilebilecek ekonomik bir kayıp anlamına gelmektedir. Bunu da engellemiş olduk.
Diğer bir husus da günübirlikçi olarak ifade edilen kara hudut kapılarından girip çıkanların, kimi zaman sınır ticareti kapsamında freeshoplardan kimi zaman yolcu beraberi, hediyelik eşya listesindeki eşyaları getirmeleri söz konusu oldu. O hale gelmiş ki bunlar, bizim Güney sınırlarımızda daha çok olmak üzere, bir kişinin bir günde onlarla ifade edilebilen giriş çıkışları olmaya başladı. İş muafiyetten çıkıp ticarete dökülmeye başladı. Kaç kere girip çıkarsa…Geliyorsunuz freeshopa dolduruyorsunuz poşetinizi, pasaportunuzda damga var, hukuka uygun, veya güney sınırlarda, karşıda ne ucuz, Dubai de ne ucuz, Suriye de ne ucuz? Sizin yasalarla verdiğiniz muafiyet hakkını insanların ticarete dökerek suiistimal ettiğini gördük. Burada öyle ki, hem içeride haksız rekabet had safhada, hem de o bölgedeki vatandaşlarımızın bu hakkı ticaret yapmak sureti ile kullandıklarını, bize göre yasaya karşı hile olarak ifade edebileceğimiz boyutlara geldiğini gördük. Aldığımız tedbirlerle ve Resmi Gazete’de yayımlanan BKK ile bugün bu sıkıntıları %90 azalttık.
GÜMRÜK DÜNYASI: AB ile yürütülen tarama süreci ve müzakereler içerisinde Birlik Müktesebatına uyum açısından en hazır kurumların başında Gümrük Müsteşarlığı gelmektedir. Bu konuda ne tür çalışmalar yapılmıştır ve nelerin yapılması planlanmaktadır?
MEHMET ŞAHİN: AB müktesebatına uyum konusunda bu alanda Türkiye’de en hazır kurum Gümrük Müsteşarlığıdır. Bu konuda hiçbir eleştiri almıyoruz, özverili çalışmaları nedeniyle AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ile diğer ilgili birimlerimizde görev yapan tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
GÜMRÜK DÜNYASI: Kamuoyundaki Gümrük imajının düzeltilmesi yönünde ne tür çalışmalar yapmaktasınız ve bu kapsamda gümrüklerde uygulamaya geçilmesi düşünülen “e-kart” ile ilgili olarak bizleri aydınlatır mısınız?
MEHMET ŞAHİN: E-kart uygulaması da önem atfettiğimiz projelerden bir tanesi. Hep gümrüklerde rüşvet konuları gündeme geldiğinden, bu konular konuşulduğundan ve bunu da ortadan kaldırmak için Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü ve Vakıfbank ile birlikte yürüttüğümüz bir proje var. 2006 yılı içerisinde, muhtemelen önümüzdeki 2-3 ay içerisinde Ankara’daki ve İstanbul’da büyük birer Gümrük Müdürlüğü’nde pilot uygulama olarak e-kart sistemine geçmeyi hedefliyoruz. Bu sistemde doğrudan ya da dolaylı temsilcilere yetkilerine göre bilgiler manyetik kartlara yüklenerek verilecek. Aynı zamanda bu kartlar Vakıflar Bankasında mükellefler adına açılacak cari hesaplarla da ilişkilendirilmiş olacak. Gümrüklere sağlanacak olan post makineleri vasıtasıyla her türlü vergi, resim, harç, fon ve fazla mesai ücretleri nakdi para kullanılmadan bu kartlar aracılığıyla ödenebilecek. Böylece, mükellefler de yatıracakları vergi, fon, fazla mesai gibi her türlü ücret için vezne ya da banka kuyruklarında bekleme zahmetinden kurtulacak. Zaman içerisinde de fiziki altyapı yatırımlarının ikmaliyle gümrük sahasına girişlerde de bu kartlar vasıtasıyla yetkisiz kişilerin girişleri engellenmiş olacak. Tabi bunların tüm gümrüklerde gerçekleştirilebilmesi için bize birkaç yıl lazım. Biz bunun ilk uygulamasını bu yıl Ankara ve İstanbul’da birer gümrükte başlatacağız, tabi bu olayın bir de ekonomik boyutu var, çok maliyetli bir proje bu, mali boyutunu bütçeden kaynak kullanmak yerine Vakıflar Bankası’ndan sağlanacak bir fondan kaynak yaratmak suretiyle sistemin kullanıcılarından cüz’i bir komisyon karşılığında finansmanı sağlanabilecektir. Bu sayede bütçeden tek kuruş para harcanmadan bu sistem hayata geçirilebilecektir. Bu yönde proje ve fikirler ürettik, bunun olacağına insanları ikna ettik kendim de ikna oldum, çalışmalar devam ediyor, bunu hayata geçirdiğimizde bütçeye yük olmadan önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde bütün Türkiye’de e-kart uygulamasına geçilecek. Ayrıca imajın düzeltilmesine yönelik olarak, kendimizi doğru bir şekilde ifade edebilmek ve kamuoyunu doğru bilgilendirebilmek için zaman zaman televizyonlara çıkıyorum.
GÜMRÜK DÜNYASI: Müsteşarlığımızca yaklaşık 7.800 adet personel ile yıllık 200 Milyar USD’ı aşan dış ticaret hacmine ilişkin işlemlerin yürütüldüğü gerçeğinden hareketle, Teşkilatımızın insan kaynakları politikaları ile ilgili görüş ve düşünceleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Bu konuda daha önceki sorunuzla ilgili verdiğim bilgilere ilave olarak; Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğini değiştirdik Daha önce biliyorsunuz Başmüdürlükler itibariyle bölgelendirmeye gidilmişti. Yani Habur, Gürbulak Hakkari 5. bölge; Samsun, Gaziantep, Ankara, Antalya 3. bölge; İstanbul, İzmit, Bursa, Edirne 1. bölge gibi. Burada bir kısım adaletsizlikler vardı. Bunlardan bir tane örnek vermek gerekirse. Gaziantep bağlantıları 3. bölge, Antalya bağlantıları 3. bölge, Samsun bağlantıları 3. bölge, Ankara bağlantıları 3 bölge. Önceki yönetmeliğe baktığımızda İslahiye’de çalışan bir personel ile Ankara’da çalışan bir personel aynı kategoride. Bölge içinde ele alırsak, Ankara merkez ile Karaman ya da Samsun merkez ile Tokat, bunlar hep 3.bölge. Antalya merkez ile Kaş, İslahiye ile Samsun’un merkezi bir olmadığına göre, ki İçişlerinde böyle, Maliye’de böyle, Milli Eğitim’de böyle… Biz yönetmeliği değiştirdik. Artık gümrük veya muhafaza müdürlüğünün bulunduğu yer itibariyle bölgelendirmeye gittik. Yani aynı başmüdürlük içerisinde birden fazla bölgeye döndük. İslahiye’nin sosyal şartları, çocuğunun eğitim şartları, kendinin yaşam şartları ve standartları Gaziantep merkezi ile bir olmayacağına göre dedik ki o zaman burası 3. bölge ise burası 4. bölgedir. Mesela Bursa 1. bölge ise Bandırma 2. bölgedir. Ankara 3. Bölge ise Karaman 4. Bölgedir. Personel politikası anlamında taşrada çok güzel tepkiler aldık. Olması gereken bu idi. Yine yönetmelik kapsamında daha önce rotasyon kapsamı dışında olan şefler, başmüdür yardımcıları, muamele memurları gibi personeli de rotasyona aldık. Eğer personel takviyesi konusunda, bu sene olduğu gibi sonuç almaya devam edersek, şu anda rotasyona tabi olmayan tek personel grubu düz gümrük memurları kaldı ki bunun uygulama tarihini 01.09.2007 olarak koyduk. Çünkü personel takviyesi gerekiyor. Hemen uygulamaya geçerseniz adam bulamazsınız, kimisinin 1. bölge olur, kimisinin 2. bölge olur, intibaklar var çünkü. Önümüzdeki sene de bu sene olduğu gibi personel takviyesini koyarsak atama ve yer değiştirme yönetmeliği yürürlüğe girmeden önce, yani 01.09.2007’den önce, memurları da bu kapsama alacağız. Artık nasıl gümrük müdürü, muayene memuru, muhafaza memuru, müdür yardımcısı gidiyorsa, başmüdür yardımcısı da şefi de, memuru da, muamele memuru da, herkes her tarafa gidecek, bazıları İstanbul’da başlayıp, İstanbul’da bitirmeyecek veya Bursa’da başlayıp İzmit’te bitirmeyecek. Herkes Gürbulak’ı da, Habur’u da, Hakkari’yi de görecek. Adaletin gereği budur. Buradaki adaletsizliği de gidermiş olduk.
TASİŞ ile ilgili tasarının içeriğini TASİŞ’in gümrüğe bağlanması, fazla mesai ücretlerinin daha adil bir sisteme kavuşturulması ve yurtdışı kadroların alınması oluşturmaktadır. İlk defa 10 tane yurtdışı kadrosu alıyoruz, işte Çin’den bahsediyoruz Pekin’de, AB’den bahsediyoruz Brüksel’de, Washington’da gibi. Bakanlar Kurulu Kararıyla yerleri saptanacak, tabii Kanun çıktığı takdirde. 10 yerde kadrolu olarak arkadaşlarımızı 3 yıllığına tayinle göndereceğiz, orada bir bakıma Gümrük Müsteşarlığı’nın büyükelçileri olacaklar, hem Devlet politikalarını, hem Hükümet politikalarını, hem Müsteşarlık politikalarını, hem de ekonomik politikaları izleme, zamanında haberdar etme ve edilme şeklinde fonksiyon icra edecekler.
Fazla Mesai ücretleri işlem yoğunluğuna bağlı olarak ithalat ihracatın daha fazla olduğu bölgelerde yüksek, diğer yerlerde daha düşük olarak uygulanmakta. Bu da personelin fazla mesai ücretlerinin yüksek olduğu yerlere gitmek istemesini beraberinde getiriyor. İstanbul, İzmit, Bursa gibi mesai ücretlerinin yüksek olduğu illere tayin olmak için merkezdeki personel de dahil olmak üzere yoğun bir talep var. Fazla mesai ücretlerinin düşük olduğu bölgelere tayinlerde ise personelimizde haklı olarak bir isteksizlik söz konusu olmaktadır. Bu konuyu da kanun tasarısı kapsamına aldık, fazla mesai ücretlerini merkezde toplayacağız, merkezdeki Müsteşar da en ücra yerdeki memurda sembolik oranlarda farklılıklar yaratarak, ancak fahiş farklar olmadan daha adil bir fazla mesai ücreti alacak. Ayrıca eğitime çok büyük önem veriyoruz.
GÜMRÜK DÜNYASI: Bir makalenizde; “Teftiş, inceleme veya soruşturma için taşraya giden Denetim Elemanları asli görevlerinin yanı sıra aynı zamanda, Teşkilatımızın bir bakıma Merkez ile Taşra arasındaki hem karşılıklı temsilcisi ve hem de bilirkişisi olarak eksikliklerin ikmalinde önemli görevler ifa etmelidirler ve etmektedirler de. Nelerin nasıl eksik ya da yanlış yapıldığının yanında, bundan böyle nasıl yapılması gerektiği de ortaya konularak işin eğiticilik yönüne ağırlık verilmelidir. Eğiticilik hem taşrada ve hem de merkezde olmalıdır.” Demektesiniz. Bu çerçevede uzun süre başarıyla Gümrük Kontrolörü olarak görev yapan birisi olarak denetim elemanlarının üzerine düşen görevler nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Denetim elemanları, müfettişler ve kontrolörler taşraya gittiğinde sadece eleştirmek yönünden değil, eğitici ve öğreticilik, moral verme fonksiyonlarına ağırlık vermelidirler. Bu personele yönelik olarak yapılması gerekenler anlamında bir tavsiye. Bununla birlikte ben taşrada iki tane olay yaşadım. Genelde bir denetim elemanı geldiğinde illaki yazacak, çizecek, açığa alacak, ceza verecek eleştirecek gibi bir yaklaşım içerisinde oluyor. Halbuki, insanların tüm dünyada ve Türkiye’de böyle, iki tane sığınacağı son merci var: Uyuşmazlıklarda mahkemeler idari işlerde ve idarelerde de denetim elemanlarıdır. Nasıl ki, mahkemeler objektif, adaletin terazisi ile tartması gerekiyor ise, denetim elemanlarının da yazdığı raporlar son derece adaletli, hassas, çok yönlü düşünülüp kaleme alınmış olmalıdır. Denetim elemanları personele karşı eğitici, onlara moral verici, yol gösterici olmalıdır. Bir de işin özel sektör yönü var. Şimdi özel sektör yönüne baktığımızda biz sadece herkesin yaptığı işe bir bahane bulma, herkesi mahkemeye verme, bütün soruşturmalarda veya teftişlerde haklı veya haksız usulsüzlük cezası yerine kaçakçılık dersek bu ülkede vergi mükellefi bulamayız. Bence denetim elemanlarının birinci mantığı insanları kazanmaktan yana olmalıdır. Eğer birebir örtüşen elbette ki kaçakçıyı herhangi bir mantıkla korumak, görmezden gelmek, desteklemek söz konusu dahi olamaz. Ama burada bazen o kadar hassas tartımlar gerekiyor ki, bakıyorsunuz bir usulsüzlük cezası denilebilecek konularda mahkemeye verilmiş ya da olması gerekenden daha ağır ceza istenilmiş. Bu tür konularda denetim elemanları olarak çok hassas olmak zorundayız. Biz eğer Şeyh Edebali’nin bahsettiği gibi insanları yaşatmaktan yana tavır almazsak, başka ülkelerin gerisinde kalmaya mahkum oluruz. Doğu Bloku ülkeleri bugün AB üyesi oldular, oluyorlar. Ben 1993’te Sırbistan-Karabağ’a uygulanan ambargo kapsamında Romanya’ya gittiğimde satın alınacak ekmek yoktu, 50 dolarla 15 gün kalmak mümkündü. Bugün acaba kendimizi Romanya veya Bulgaristan’la -ki Bulgaristan yıl sonunda AB’ye giriyor- 10 yıl sonra karşılaştırdığımız zaman hangi noktada olacağız. Burada icracılara da yöneticilere de aynı zamanda denetim elemanlarına da mutlaka görevler düşüyor. İşte eğiticilik, yönlendiricilik burada önemli. Yani hassas terazi ile tartma ile ifade ettiğimiz tartım da burada önemli. Benim arkadaşlara, denetim elemanlarına mesajım tabi ki burada tırnak içerisinde bahsettiğimiz konu eğiticilik, öğreticilik, pozitife yönlendirme. Ama aynı zamanda da iş alemini de aynı şekilde eğitmek ve yönlendirmek zorundayız. Para cezası ile tecziye edilebilecek bir konuya kaçakçılık denmesi çok da doğru, adaletli bir tarz ve yöntem değildir.
GÜMRÜK DÜNYASI: 4 yıl gibi uzun bir süre Gümrük Kontrolörleri Derneği Başkanlığı’nı yürütmüş olmanız gözönüne alındığında, Derneğimizin dünü, bugünü ve geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
MEHMET ŞAHİN: Derneklerde, sivil toplum örgütlerinde görev almak gerçekten çok zor bir iş. Ülkemizde maalesef sivil toplum örgütlerinde olsun, diğer yerlerde olsun iyi şeyler yapmış olsanız bile teşekkür etmek pek yerleşmiş değildir. Takdir edilmezsiniz, en iyimser yaklaşımla “fena değil” diye bir değerlendirme duyarsınız. Ama asli işlerinizden ve özel hayatınızdan fedakarlıkta bulunarak bu tür işlere zaman yaratıp ortaya bir ürün koymak zordur. Bazen de zaman yaratamayıp fırsat bulamadığınızda gerek odalarda, gerek genel kurullarda çok olmasa da zaman zaman karnından konuşanları duyduk, duyacaksınız, bu galiba ülkemizin bir gerçeği. Yalnız burada önemli bir konu var. Eleştirilerek veya teşekkür almayarak iş üretmek çok büyük bir olgunluk, hele hele yaptığınız iş belli bir grubu ya da bir kurulu, belli sınavlardan geçmiş, bir anlamda daha çok mürekkep yalamış ve seçilmiş insanlardan oluşan bir grubun ya da kurulun temsili anlamında ise ve onların eleştirilerine rağmen bir şeyler üretebiliyorsanız o zaman yaptığınız iş biraz daha fazla takdire şayandır. Bu hep böyle olmuştur. Gümrük Kontrolörleri Derneği’nin yönetimine girdiğimiz yıllarda şimdikine oranla biraz daha eksiklikler fazla idi. Bu eksiklik hem örnek olma anlamında bir evveliyatı yoktu, dolayısıyla ne gereği var, dergi birkaç sayı çıktı, bir daha çıkmayacak, niye çıkardınız gibi eleştiriler aldık. Hem de ekonomik anlamda sıkıntılar vardı. Yılmadık, kitaplar yazdık, arkadaşlar kitaplar yazdı, telif ücreti almadan ve kimseye telif ücreti ödemeden bunlardan elde edilen gelirleri dernek bünyesindeki ortak paydaya hizmet etmeye tahsis ettik. Hem sosyal faaliyetlerde, hem de dergi, kitap gibi üretime yönelik işlerde bu kaynakları kullandık. Gelinen noktada mesafeler alındığını görüyoruz. Tabi bu insanın hoşuna gidiyor, bir kere üretmek çok güzel bir duygu. Üreten insanın 10 sene de geçse 20 sene de geçse hakkı teslim ediliyor. Gıyaben de olsa, lafla da olsa hak teslim ediliyor. Zaten kimsenin kimseden madalya, teşekkür falan da beklediği yok. Şifahen hakkın teslim edilmesi yeterli. Sivil toplum örgütleri ait oldukları topluma çok şeyler katabilecek örgütlerdir. Çünkü, özellikle kamu kesiminde siz her zaman her yerde derdinizi anlatamayabiliyorsunuz. Oraya mensubu olduğunuz bir unvanla gitmekle, bir sivil toplum örgütünün yöneticisi olarak gitmek arasında çok büyük bir farklılık yaşanıyor. Sizin orada kabulünüz, sorunlarınızın dinlenmesi ve çözümü konusunda daha farklı yaklaşımlar oluşuyor.
GÜMRÜK DÜNYASI: 1994 yılında yayın hayatına başlayan ve kesintisiz olarak 12 yıldır yayınlanmakta olup, 50. sayısına ulaşmış olan ve sizin de büyük emek ve katkılarınız bulunan “Gümrük Dünyası” isimli dergimiz ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Burada bir hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gümrük Dünyası Dergisi ilk çıktığında İstanbul’da turnedeydim ve o zaman Yönetim Kurulunda değildim. Dergi dağıtılırken tesadüfen gördüm, değişik bir duygu, hoş bir andı. Derginin isminin nasıl konulduğunu ve tartışmaların olduğunu sonradan duydum. Arkadaşlar konuyu tartışırken 5-6 tane değişik isim önerilmiş, Mehmet KAYA Gümrük Dünyası isminde ısrar etmiş, sonuçta Gümrük Dünyası’nda karar kılınmış. Bu vesileyle buradan arkadaşımızı da selamlamış olalım. Tabi yayıncılık zaman alıcı bir iş, maddi destek ister. Dernek yayınlarının önemli bir kaynak olduğunu ve teşkilatımızda bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum, mesleki olarak da çok yönlü etkileri var. Bilimsel çalışmaların ortaya çıkması, tanıtıcı etkileri yadsınamaz, o nedenle ne kadar çok yere giderse o kadar faydalı olacağı kanaatindeyim.
GÜMRÜK DÜNYASI: Görev yaptığınız her kademede maiyetinizde bulunan personel tarafından sevilen ve sayılan bir bürokrat oldunuz. Bunu nelere bağlamaktasınız?
MEHMET ŞAHİN: 1999 yılından beri aralıklarla idari görevlerde bulundum. İlk idari göreve giderken de ikna edildim, ani bir kararla taşrada idari göreve başladık ve 7 yıl gibi bir süre geçti. Herkesin bir siyasi görüşü var, benim de var, herkesin bir dini görüşü var, benim de var, herkesin memleketi var, benim de var. Ancak, siz insanlarla çalışırken siyasi, dini ve sair önyargılardan uzak, insanı önce insan olarak değerlendirip insanlara bağırmak çağırmak yerine ne verebilirim, örnek olmak anlamında, moral anlamında, nasıl yol gösterebilirim mantığıyla davrandığınızda, özellikle taşrada bizim insanımız size değer veriyor ve elinden gelenin en iyisini ortaya koymak için çaba sarf ediyor. Taşrada ben şunu gördüm, bizim insanımız iyi. Bizim insanımız belki de insan olmanın bir gereği mükemmel birer varlık olarak yaratılmışlar, insanlara sadece moral verici, haklı konuları varsa öncelikle sorunlarını dinleyici, bunları çözmeye çalışıcı olarak pek yaklaşılmamış. İdari kademelerde genelde insanlar kapısını kapatıp burnundan kıl aldırmayarak, unvan büyüdükçe biraz daha havalara girerek, kendini personelden soyutlayarak çalışılmış. Tabi herkes için geçerli değil ama ekseriyetle böyle yapılmış. İnsanlar teknik konularda yaptığı işlerde bir sıkıntı yaşadığında durumu Başmüdürüne anlatmakta güçlük çekmiş, görüşememiş, zaman zaman şifahi talimatlar verilmiş, yazılı talimat vermede isteksiz davranılmış, yarın sıkıntı doğduğunda böyle bir talimat vermedim denilerek insanlar haksızlıklara maruz bırakılmış, o zaman da güven kalmamış. Dikkat edin! Yazılı kurallar her zaman sorunları çözmüyor, ama güven çözüyor. Güven konusu çok önemli. Güveni lafla kazanamazsınız, icraatla sağlarsınız. Eğer beni hemşerim diye ya da aynı siyasi görüşteyim diye kandırmaya kalkarsanız bir kere iki kere kandırabilirsiniz. Birisiyle ya da altınızdaki memurla akçalı ilişkiniz varsa bir kere kandırılabilirsiniz. Bunlar yoksa, liyakat esas alınırsa, dürüstlük, adalet, şeffaflık, cesaret gibi kriterlerinizi baştan koyacaksınız. Eşitlik bunlarda olur. Her zaman söylerim, elbette ki benim eşitler arasında bir tercih hakkım olacaktır, olmalıdır da. Kriterlere uygunluk ön koşul olmalıdır. Başka saiklerle, önyargılarla tercihte bulunulmamalıdır. Devlet memurusunuz, devletin kriterlerine göre önceliği belirleyeceksiniz. Şu ana kadar çalıştığım yerlerde bir oylama olsa %80 oranında çoğunlukla lehe oy alacağımı zannediyorum. Eğer demokrasilerde bu bir kriter ise, ciddi bir mutlak çoğunluğun desteğini alacağımı düşünüyorum. Bu da bizim doğru yaptığımızın bir göstergesidir diye düşünüyorum. Tabi ki yapamadıklarımız da var. Ben Samsun’da yaptığım Başmüdürlüğü İzmit’te, İzmit’te yaptığım Başmüdürlüğü de Bursa’da yapmadım. Samsun’da İzmit’e göre daha rijittim. Bursa’ya gittiğimde de İzmit’e göre rijittim. Taşrayı gördükçe şunu anladım ki başarınız taşradan gelecek, gücünüz orada. İthalat orada, ihracat orada hakkınızdaki olumlu olumsuz dedikodular yanlış veya doğru, projektörler oraya çevrilmiş durumda. Oradaki insanların motive edilmesi, liyakatla donatılması, teşkilatın başarısının artırılmasında %80-90 oranında etkili. O zaman biz taşradaki bu adaleti, güveni, teknik donanımı hızla sağlamak durumundayız. Bunu da icraatlarla sağlayabilirsiniz. Bakınız biz bu sene 400 civarında rotasyona tabi personelin tayinini yaptık, teşkilat tarihinde ilk defa 600 civarında rotasyona tabi olmayan personelin tayinini yaptık. Personel sayısı fazla olan bölgelerden daha az olan ve acilen personel takviyesi yapılması elzem olan yerlere orada en çok çalışmış olandan başlamak üzere tayin edeceğiz dedik ve yaptık. Kim olursa olsun benim çalışmış olduğum insanlarda var, onları da verdik. Bununla ilgili tek bir olumsuz tepki almadık. Rotasyon harici tayinler yapıldığı halde Personel Dairesi Başkanlığındaki arkadaşlar bu tayin dönemini çok rahat geçirdiklerini ifade ediyorlar. 27 yıldır aynı yerde çalışanlar vardı. Teşkilatta olup da hiç Gürbulak’ta, Habur’da, Hakkari’de, Malatya’da görev yapmamış arkadaşlar vardı. Bu konuda bize gelen herkese Personel Dairesi Başkanı ile birlikte dosyasını açarak nerede kaç yıl görev yaptığını, hangi bölgelerde personel ihtiyacının had safhada olduğunu anlatmak suretiyle haklı olduğumuzu onlara da izah ettik. Bu konuda bizi arayanlara da hep bunun gerekçelerini ve ihtiyaç duyulan yerleri dosyalarından izah ettik, hiç kimse de itiraz etmedi, çünkü biz herkese eşit davrandık, kriterlerimiz önceden belirlenmişti ve hiç kimseyi kayırmadık. Buraya gelen insanlarla bizzat görüşüyorum, üşenmiyoruz, herkesi dinliyoruz, yaptığımız işi anlatıyoruz, gizleyecek hiçbir şeyimiz yok. Taşrada yöneticiliğimizde hep bu anlayışla görev yaptık. İdarenin boya badanasına kadar her şeyiyle bizzat ilgilendim. Sosyal dayanışmaya hep önem verdim. Personelle periyodik olarak bir araya geldik, yemekler yedik, eğlenceler düzenledik, briç oynadık. Sadece kendi kurumumuzla sınırlı değil diğer kurum personelleriyle, vali, emniyet müdürü, askeri ve adli mercilerin ileri gelenleriyle yemekler tertip ettik, kaynaşmayı sağladık. Misafirhaneler ve sosyal tesisler kazandırdık. Bursa’da bunu yaptık, şimdi Trabzon’da yapılıyor, bitmek üzere. Buralardan personelimiz faydalandığında size bir saygı duyuyor. Kurum kimliği kazanmalarını sağlıyorsunuz. Teşkilata bir şeyler vermeye çalışıyorsunuz, risk alıyorsunuz. Niye? Hep personele, kuruma bir artı değer katmak için. Başka kurumlara muhtaç olmadan kendi kurumunuzun imkanlarından faydalanabiliyorsunuz. Bütün bunlardan dolayı diyaloglarımız hep iyi oldu. Görev yaptığım tüm Başmüdürlüklerde fazla mesaileri arttırdık. Göreve geldiğimizde hep şunu dedik, rüşvet almayın, yasal hakkınızı alın, fazla mesai alın. Bunun için çalıştık. Samsun’da göreve başladığımda fazla mesai 1999 Eylül ayında 90 milyon lira idi. Ayrılırken bıraktığım 470 milyon lira idi. 2001 Nisan’da İzmit’te göreve başladığımda 205 milyon lira, ayrılırken 2002 ekimde 970 milyon lira bıraktım. Bursa’da dağınıktı. En yüksek alan Gemlik’ti, 580 milyon lira. Mudanya’da 400 milyon lira idi. Hepsini birleştirdik, düşmesi gerekirken ekimde geçen sene son dağıttığımız mesai 1.380 milyon lira idi. Bundandır arkadaşlarımızın bizi sevmesi. Bunları da hep doğrularla yaptık. Keşke imkanımız olsa da hepsi en iyi mağazalardan giyinse, en iyi şekilde yaşasa. Niye? Sizin güzel giyinmeniz, rahat yaşamanız benim onurumdur. Bir şartla helalinden, hukuka uygun olanından, kamu vicdanında yeri olmak kaydıyla. Fazla mesai ücretini 4 katına çıkarıyorsunuz. Bunu çıkarırken sektör sektör toplantılar yaptım, izah ettim, kanun bu yönetmelik bu, hak bu, soruyordum sizin burada oğlunuz kızınız çalışıyor olsa 200 milyon fazla mesai, 600 milyon maaş, ne yapsın çalışanlarımız, Bursa’daki ev kiraları zaten 400 milyondan başlıyor, nasıl geçinecektiniz. Bu konuyu müşavirlerle ayrı, antrepocularla ayrı, tekstilcilerle ayrı, otomotivcilerle ayrı, hangi sektör varsa ayrı ayrı toplanarak açtırdım kameraları, toplantıya personelden de temsilciler çağırdım, idarelerden muayene memuru, muhafaza memuru, şef, müdür, başmüdür yardımcıları ve ben huzurda bunları konuştuk. Ulufe istemedik, kimsenin parasına ortak değiliz, kanunun bize verdiği yetkiyi kullanıyoruz dedik ve kademeli olarak imkanlar dahilinde kendi rızalarıyla fazla mesailerin artmasını sağladık. Ama insanlarla hep neyi niye yapmaya çalıştığımızı paylaştık, bu nedenle de şikayet falan nadiren olmuştur. Hem mesai ödeyen sektörlerle, hem de mesai alacak personelle görüşmeler yaptık, personele bakın mesainizi 4 kat arttırdık, işi geciktirmeye hakkınız yok, çalışmak zorundasınız dedik. Bunlardan dolayıdır arkadaşların bizi sevmesi. Bende o arkadaşları seviyorum. Bize inanıp da hakikaten bizim başarımızda o arkadaşların katkısı çok ciddi manada vardır. Neticede, günümüzde kimse şah değil, padişah değil, inanırsa insanlar size, işini yaparak sorun getirmeyerek katkı sağlıyor, inanmazsa hep konuştuğumuz sıkıntılar gündeme geliyor.
GÜMRÜK DÜNYASI: Teşkilatımızın en üst amiri olarak aşılmasında güçlük çektiğiniz sorunlar var mıdır?
MEHMET ŞAHİN: Sayın Bakanımızın bana ve Teşkilatımıza çok büyük desteği var. İçten teşekkür ediyorum. En üst amir olarak karşılaştığımız sorun ya da aşılmasında güçlük çektiğimiz konular yok da zamansızlıktan ve az önce de konuştuğumuz yatırım, bütçe imkanları gibi konulara dayandığından, sadece bizim imzamızla ya da bizden çıkacak talimatlarla yerine gelmesi mümkün olmadığından, işte X-Raylardan bahsettik, fiziki alt yapılardan bahsettik, bunlar parasal konular, imkanınız nedir? tek başına yapacağınız bir çözüm değil, başka kurumlardan görüş alarak ve mutabakatla yapılacak işlerde zaman zaman çok vakit kaybettiren koşuşturmalar oluyor. Bunları da normal karşılıyorum, yalnız burada gerçekten çok büyük bir iş yoğunluğu var, bu biraz da bizim yönetim tarzımızdan kaynaklanıyor. Herkes bizi cep telefonundan arıyor, cep telefonum herkeste var, bütün taşra teşkilatında, firmalarda var. Bizimle daha önce taşrada çalışmış olanlar veya duyanlar tarzımızı bildiğinden, herkesi dinleyip çözüm için gerekeni yapacağımızı bildiklerinden, buraya geliyorlar, sorunlarına çözüm arıyorlar.Bu tarz taşrada da benim yönetim tarzım idi, ancak bu zaman zaman baş ağrılarını çok arttıran bir yoğunluk yaratıyor, bu noktada şöyle iyi de karlı bir yön görüyorum. İnsanlar biz gittik de en azından Müsteşarla görüştük ve haklı olduğumuz konularda sorunlarımız çözüldü diyorlar. Bu anlamda devlete ve Gümrük Müsteşarlığı’na ulaşılabilirliği ve saygınlığı artırmada katkımız olduğunu zannediyorum, bizim anlayışımız böyle, bu böyle devam edecek.
GÜMRÜK DÜNYASI: Çalışma hayatı dışında özel hayatınızda neler yapmaktasınız? Hobileriniz nelerdir? İki çocuğunuz olduğunu bilmekteyiz. Ailenize zaman ayırabilmekte misiniz?
MEHMET ŞAHİN: Özel hayatımızda benim iki tane sevdiğim konu vardı. Bunların ikisinden de şu anda mahrumum. Bir tanesi, yüzmeyi çok seviyordum, bundan mahrumuz. İzin kullanmak gündemimizde yok zaten. Bir tanesi de briç oynamaktan çok büyük keyif alıyordum, çalıştığımız yerlerde hep diğer kurumların çalışanlarıyla bir kare kurduk. Samsun’da, İzmit’te, Bursa’da. Mesai oralarda daha rahat olduğundan iş çıkışı saat 18-19 gibi bir araya gelerek, iki saat bir stres atıp geliyorduk. Bu insana bir rahatlama sağlıyordu. Hani kimisi gezmeye gidip deşarj olur, kimisi spora gider, biz de briçe gidiyorduk. Şimdi burada bunlardan da mahrum kaldık, ne kadar da mahrum kalacağımı bilmiyorum. Ama pişman değilim çalışmaktan dolayı.
Aileme pek zaman ayıramıyorum. Eşim öğretmen olduğundan çocuklarla birlikte şu anda Antalya’da. Üç haftada bir geliyorlar. Yaz tatili ikimizi de kurtardı. Onlar Antalya’ya gittiler, annesi ve babasıyla birlikte vakit geçiriyor. Akşam ben eve gidince onlara benimle uğraşmayın demediğim için veya evde ben şu dosyayı getirdim çalışmam lazım demediğim için benim kahrımı çekmiyorlar, ben de “tüh yine eve gidemedim, yemeğe bekliyorlar” gibi düşüncelerle vicdani baskı altında olmuyorum. Bu anlamda, yazın rahatız, kışın da rahat olacağıma inanıyorum. Çünkü, 1999 yılından bu tarafa Samsun’da, İzmit’te, Bursa’da ve tekrar Ankara’da olmak üzere beş kez ev taşıdık. En uzun kaldığımızda aralıksız 13,5 ay Samsun’da kaldık. Bu süre son yedi yılda bir yerde aralıksız kaldığımız en uzun süredir. O zaman benim kızım iki yaşında idi, şimdi 9,5 yaşında. Kızım evde uzun kaldığım zaman bana “Baba sen bir yere gitmeyecek misin?” diye sorar. Çünkü, 2 yaşından beri böyle geldiği için evdekiler de bunlara alışıyor. Bu konularda bir sıkıntımız yok. Bir de bu işlerde şunu yapacaksınız, hem özel hayatım olsun, hem boş vaktim çok olsun, hem bu olsun, şu olsun, bu olmuyor. O zaman birisi aksamak zorunda. Tercih yapmak zorundasınız. Rüzgar bizi buralara kadar getirdi, bizde bu yönde tercih yapmak durumunda kaldık. Ben bundan pek rahatsız değilim, pişman da değilim. Hani “Mahkeme kadıya mülk değil” derler, burada 2-3 sene oturursunuz, ne olacağı bilinmez ama dönüp geriye baktığınızda “Keşke şunları da yapsaydım” dememek için çalışıyoruz, arkadaşlarla beraber çok yakın çalışıyoruz burada, tabi herkesin çok ciddi bir desteği mutlaka vardır, kimseyi inkar etmiyoruz, nankörlük yapmıyoruz. Bu makamdan, ne zaman olur bilinmez, iki sene sonra veya yarın, Allah bilir, gittiğimizde “Şunu yapamadık, şunu ihmal etmişiz” dememek; “Şu kadar zamanımız vardı, şunları yapabildik, elimizden bunlar geldi, bunları gerçekleştirdik” diyebilmek tüm temennimiz. Çünkü, hakikaten tüm samimiyetimle söylüyorum, Samsun, İzmit ve Bursa’da “Keşke şunu da şöyle yapsaydım” dediğim bir ukde yok. Bu ukdenin kalmaması, dönüp baktığınızda rahat olmanızı sağlıyor. İnanır mısınız! Beni zaman zaman eski çalıştığım yerlerden ararlar, birkaç kere oldu bu, akşamın saat: 9-10’u gibi. Halen daha Başmüdürüm diyorlar, olsun desinler önemli değil, “Başmüdürüm biz Ankara’dayız, izin verirseniz eve gelebilir miyiz, hanım da var” diyorlar. Yani benim eskiden görev yapmış olduğum bir yerdeki memurum eve gelir. Birkaç kere misafir de ettik, ben bundan mutluluk duyarım. İnsanların arayıp da evime misafirliğe gelmelerinden memnun oluyorum. Demek ki bizim onlara verdiğimiz intiba “evine gelinebilir, konuşulabilir” ki benim o zaman artık Başmüdürlüğüm falan bitmiş, Müsteşar Vekiliyiz ama olsun! Bunları hoş şeyler olarak görüyorum, insani ilişkiler olarak görüyorum, hanım da alıştı sağolsun, o da hemen kaç kişiler yemek hazırlayalım mı diye soruyor, bunlar ayrı bir keyif veriyor insana.
GÜMRÜK DÜNYASI: Son olarak Teşkilatımız mensupları ile tüm okuyucularımıza vereceğiniz mesajlar nelerdir?
MEHMET ŞAHİN: Teşkilatımıza mesaj anlamında ilk olarak vurgulamak istediğim, hiç tartışmasız dürüstlük. Bunu konuşmamak bile lazım, bu olması gereken bir haslet zaten. İkincisi, işimizi bilerek yapmak. Bizim insanımız, taşradaki en çok eleştirdiğimiz konulardan biri, birbirine sorarak yapıyor işleri. İşte “Şefim, müdürüm, ağabey, abla bu nasıl olacak?”, o da “Böyle yapacaksın” der, iş yapılır. Hayır kardeşim, sen soran değil, sorulan ol. Böyle ol ki yaptığın işi bilerek yap, attığın imzanın nedeni sorulduğunda o sorduğun ağabeyini ablanı bulamayabilirsin orada. Onun için okumak, mevzuata hakim olmak, çok çalışmak zorundasın, en azından kendi boyutuyla ve kendi alanında. Bir memurdan başmüdür düzeyinde mevzuat bilgisi istemiyoruz ya da bir muhafaza memurundan muayene memuru gibi tarifeyi de sormuyoruz. Kendi görev alanındaki liyakata sahip olması yeterli. Üçünçüsü ise, insanlar kendilerine güvenmeli. Boğazdan bir şey geçmiyorsa, önyargıyla bir işlem, icraat yapmıyorsa, insanlar kolay inisiyatif kullanmalı. Herkesin bir şekilde kendi korkusu, geleceğe ilişkin şu sorulursa, şu sıkıntıyı yaşar mıyım? endişesi olabilir. Bu endişenin sonu yok, üst makamın da sonu yok, o zaman ben de korkayım, ben de Bakana, Başbakana, Cumhurbaşkanına sorayım, var mı böyle bir şey! Hayır, yok. Herkes yasalarda kendine konmuş görev ve yetkileri kendi inisiyatifi oranında kullanmalı. Yani, insanlar dürüst ve liyakatli olmak kaydıyla cesurca inisiyatif kullansınlar. Dördüncüsü de gümrük teşkilatında bizim maalesef sosyal yönümüz biraz zayıf. Biz çalışıyoruz, çalışıyoruz, ondan sonra gidiyoruz dışarıda karnımızdan konuşuyoruz! Teşkilatımızda herkes kendi bölgesinde sosyal yöne ağırlık verirse, yani ayda bir personelle bir araya gelip bir yemek yesin, mesela bir müzik dinlesinler. Biz bunu yaptık, düzenlediğimiz yemeklerde mikrofon isteyip türkü söyledim. Ama hiçbir arkadaş ne yemekte ne de ertesi sabah bunu istismar etmedi. Bunlar kötü değil, iyi şeyler. Fakat bizim toplumumuzda pek alışık şeyler olmadığı için bunlar ilk anda yadırganıyor. Ama sonra gördük ki o süreçte, hakikaten insanların birbiriyle kaynaştığını, aralarında kırgın olanların orada barıştığını, insanların birbirlerine ve başmüdür düzeyinde bize güveninin arttığını gözlemledim. Yani taşrada başmüdürlük, mümkün değilse gümrük müdürlüğü ve muhafaza müdürlüğü düzeyinde bu sosyal organizasyonlara ağırlık verilmesi benim tavsiyem. Bu at ile deve değil, çok boyutlu lüks falan asla değil, mütevazı yerlerde yapılabilir. Bunu da yapmamız lazım. Bütün bunlardan sonra, benim son mesajım; hiç kimse bulunduğu yerde müdürlükte ise, müdüre; başmüdürlükte ise, başmüdüre; müsteşarlıkta ise, müsteşara; çalışıyor değil. İnsanlar devletten aldığı maaş ve fazla mesai ücreti karşılığında devlete çalışıyor. Dolayısıyla insanlar hiyerarşik amirlerine sevgili saygılı bir şekilde, ama devlete çalıştığının bilincinde olarak çalışmalı, anlayış bu olmalı; müdürüne kızabilir, başmüdürüne kızabilir, bana da kızabilir, hayır o şahsi bir konudur, kızsın sevmesin, ama işini 70 milyona karşı sorumlu olarak, yani millete ve devlete sorumlu olarak çalıştığının farkında olarak, her ne pahasına olursa olsun işini iyi yapsın. Bu psikoloji ile çalışırlarsa, bu anlayış ile çalışırlarsa, çok daha fazla verimli olacaklarını düşünüyorum. Arkadaşlar teşekkür ediyorum ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Söyleşi : Haldun YAĞAN, Coşkun ŞENOL, Adnan AKGÖZ