TÜRKİYE’NİN İHRACATI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Coşkun ŞENOL
Gümrük Başkontrolörü
Giriş
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonrasına rastlayan ve genel olarak tüm dünya ülkelerini etkileyen 1929 yılındaki büyük buhran sonrasında Türkiye’de de hem dünya ekonomisindeki konjonktüre bağlı olarak hem de kurtuluş savaşından çıkmış genç bir cumhuriyet olarak genel ekonomi ve dış ticaret politikalarında daha korumacı ve müdahaleci bir yol izlenilmiştir. Bu dönemde ekonomi politikalarının temel hedefi olarak ekonomik açıdan kendi kendine yetebilen bir yapının oluşturulması benimsenmiş, buna bağlı olarak da ihracat ana ekonomik politikalar arasında görülmemiştir. Keza 1950’li yılların başında daha serbest bir piyasa ekonomisi izlenmesi yoluna gidilmeye başlanılması ve ithalatta serbestliklerin tanınmaya başlaması sonrasında döviz darboğazı ile karşı karşıya kalınması sonucunda ithal ikameci politikaların uygulanması yoluna gidilmiş; bu yolla da yerli sanayinin geliştirilmesi öngörülmüştür. İzlenen bu politikalar 1980’lerin başlarına kadar da geçerliliğini korumuştur.
24 Ocak 1980 tarihi Türk ekonomisi ve dış ticaret politikaları açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Şöyle ki; 24 Ocak Kararları ile birlikte, serbest piyasa kurallarının işlemeye başlaması ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi sağlayabilmek amacıyla ihracata dayalı sanayileşme ve bu yolla büyüme stratejisi izlenilmeye başlanılmıştır. Bu dönem içerisinde 1980’ler öncesinde ülkede yaşanan döviz darboğazının aşılabilmesi ve döviz rezervlerinin arttırılabilmesi amacıyla ihracatın kolaylaştırılmasına yönelik politikalar izlenilerek ihracatın artırılabilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır.
24 Ocak kararlarının alınıp, ihracatın desteklenmesiyle birlikte, dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatta önemli artışlar gerçekleşmiş ve buna bağlı olarak da ihracatın ürün kompozisyonunda büyük değişiklikler meydana gelmiştir.
Temel amacı, ekonominin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan ihracata dayalı sanayileşme ve büyüme modeli ile birlikte ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisi terkedilmiştir.
1980 yılından itibaren uygulanan dışa açık büyüme politikalarının sonucunda, ihracat 1980 yılındaki 2,9 milyar dolar seviyesinden, yaklaşık otuz kat artarak, 2006 yılında 85,5 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatın GSMH içindeki payı ise yüzde 5’lerden yüzde 22’lere ulaşmış, ihracat artışına paralel olarak da ürün ve ülke yelpazesi genişlemiş, 2004 yılında 1 milyar dolar ihracat yaptığımız ülke sayısı 14 iken, 2005 yılında 15’e, 2006 yılında da 19 ülkeye ulaşmıştır.
Türkiye’nin dışa açık ve ihracata dayalı sanayileşme ve büyüme modelini seçtiği 1980 sonrası dönemde ihracatın teşvik edilmesi amacıyla; ihracatta vergi iadesi, navlun ödemesi, destekleme fiyat istikrar fonu primi ödemesi, enerji desteği ve kaynak kullanımı destekleme fonu ödemesi gibi doğrudan parasal ödemeler şeklinde teşvik enstrümanları uygulanmıştır.Ancak, ihracatın gerçekleşmesini müteakip yapılan direkt parasal ödeme şeklindeki nakit teşvikler, Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmasına taraf olmamız ve AB ile Gümrük Birliği sürecine girilmesi ve nihai olarak da 01.01.1996 tarihi itibariyle gümrük birliğine girilmesi nedeniyle uygulanabilirliğini yitirmiştir.
İhracatın Rakamsal Gelişimi
İhracatın 1980-2000 dönemindeki gelişimi incelendiğinde; 1980’de 2,9 milyar dolar olan ihracat, ekonominin dışa açılabilmesi ve dünya ekonomileri ile entegre olabilmesi için başlatılan teşvik uygulamalarının sonucunda iyi bir performans göstererek yaklaşık 4,5 kat artmış ve 1990 yılında 13 milyar dolar seviyelerine gelmiş; ancak, çeşitli iç ve dış faktörlerin olumsuz etkisiyle 1990-1993 döneminde artış hızı yavaşlamış, anılan dönem boyunca ancak 15 milyar dolar düzeyine gelebilmiştir. 1996 yılı itibari ile de AB ülkeleri ile gümrük birliğine gidilmesi ihracat artışına yeni bir ivme kazandırmış ve 2001 yılına gelindiğinde Türkiye’nin ihracatı 31 milyar dolar düzeyine, 2006 yılı sonu itibariyle de 85,5 milyar dolara çıkmıştır. İhracat içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı radikal bir şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 2000 yılına gelindiğinde % 81.7’ye, 2006 yılı sonu itibariyle de %86,2 ye ulaşmıştır. Bu noktada sanayi malları ihracatında hazır giyim, dokumacılık ürünleri ile makine ihracatı önemli bir yeri önem teşkil ederken zaman içerisinde otomotiv ve elektrik-elektronik ürünlerin ihracatı da kayda değer düzeylere ulaşmıştır.
İhracatın dünyada yavaşlama gösterdiği 2001 yılında, 11 Eylül saldırıları bu yavaşlamayı daha da belirgin bir hale getirmiştir. Bununla birlikte; 2001 yılı Şubat ayında ülkemizde yaşanan ekonomik krizin ve kriz sonrasında Türk Lirasının devalüe edilerek döviz kurunun serbest bırakılmasının ardından ihracatımızda ciddi oranda bir artış meydana gelmiştir. Bu dönemde kriz nedeni ile iç talepte görülen daralma, firmaları ihracat yolu ile krizden çıkabilme yöntemini izlemeye yöneltmiştir. Bunun sonucunda da ihracat bir önceki yıla göre %12’nin üzerinde bir artış ile 31,3 Milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
2002 ve 2003 yılları içerisinde Türk Lirasının önemli bir şekilde değer kaybetmemesine karşın, iç talepteki daralmanın devam etmesi yanında imalat sanayi üretimindeki artış ve işgücü maliyetlerindeki reel düşüş gibi etkenler nedeni ile ihracatımızdaki artış devam etmiş ve 2002 yılı sonunda 35,8 milyar dolara, 2003 yılı sonunda da 47,3 Milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca bu dönemlerde ihracatın sektörel yapısında da önemli gelişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönem içerisinde katma değeri yüksek, yüksek teknoloji barındıran otomotiv, elektrik-elektronik ve makine imalatı gibi sektörlerde ihracat artışları gözlemlenmiştir.
2004 yılı içerisinde ihracat artışının sürdürülebilir ve kalıcı bir hal almasını teminen “İhracat Stratejik Planı” yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu stratejik plan ile ihracat artışının ve bunun ülke ekonomisine verdiği desteğin sürekli bir hal kazanabilmesi için tam anlamı ile ihracata dayalı kalkınma stratejisi izleyen ihracattaki artışın mümkün olduğunca dünya ekonomisinde meydana gelebilecek dalgalanmalardan en az şekilde etkilenecek bir hal kazandırılması hedeflenmiştir. Kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla yürütülen çalışmalar ile ihracata yönelik tüm faaliyetlerin ortak mutabakatla belirlenerek etkinliğin artırılması amaçlanmaktadır. Bu yıl sonunda ihracatımız %33 oranında artarak 63,1 milyar dolara erişmiştir. Bu yıl içerisinde de sermaye yoğun sektörlerin ihracatımız içerisindeki payının arttığı gözlemlenmiştir.
2005 yılında ihracatın lokomotifi sayılabilecek sanayi malları ihracatındaki artış %84,8 oranına ulaşmış ve toplam ihracat rakamı %16,3 lük bir atış ile 73,5 milyar dolara ulaşmıştır.
2006 yılına gelindiğinde; sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısının oluşturulmasını hedef alan ihracat stratejik planın başarılı olması hususu da göz önüne alınarak sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak rekabetçi yapıyı geliştirmek amacıyla oluşturulan ve 2007-2009 yıllarını kapsayacak Stratejik İhracat Planı çalışmalarına başlanılmıştır. Bu yıl içerisinde de ihracattaki artış devam etmiş ve bir önceki yıla göre %16,3 oranında artışla 85,5 milyar dolara erişilmiştir. Yine bu yıl içerisinde %17,9 oranında artan sanayi ürünleri ihracatı toplam ihracat içinde %86,2 lik bir pay almış ve genel ihracat artışını etkileyen bir unsur olmaya devam etmiştir.
2007 yılında Mayıs ayı sonu itibari ile toplam ihracat 2006 yılının aynı dönemine kıyasla %24,7 lik bir artış ile 40,8 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yılın beş aylık bir dönemi içerisinde meydana gelen %25 e yakın bir atış olması yıl sonu itibariyle 100 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşılabileceğinin bir göstergesi olmuştur.
2002-2007 yılları arasında YTL’nin ABD doları karşında önemli derecede değer kazanmış olmasına ve dolayısı ile ihracatın arttırılmasında önemli bir etken olan rekabetçi kur olmamasına karşın ihracatın sürekli olarak artması ve artık yıl sonu itibariyle 100 milyar dolarlık ihracat hedefinin dile getiriliyor olmasının nedenleri çalışmamızın ileriki bölümlerinde ayrıca değerlendirilecektir.
İhracatın Sektörel Gelişimi
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kurulduğu yıllarda tarımsal ürünlerin payı %86 gibi oldukça yüksek bir paya sahip iken sanayi mallarının payı ancak %8’ler seviyesindeydi. İhraç ürünlerinin çok büyük bir kısmını tütün, üzüm, fındık, zeytinyağı gibi ürünler oluşturmaktaydı.
1950’li yılların başlarında liberal bir ekonomik program izlenmeye ve toplam ihracat içerisindeki sanayi malları payı arttırılmaya çalışılmışsa da yaşanan döviz sıkıntısı nedeniyle libereral ekonomi politikaları izlenilmesinden uzaklaşılmıştır. Bu dönem içerisinde tarımsal üretimde görülen artış ihracatın da artmasına olanak sağlamış ve ihracatın %70 kadarı tarımsal ürünlerden oluşmuştur.
1960’li yıllarda dış ticaret politikası olarak ithal ikameci politikalar izlenilmiş ve iç pazara yönelik üretim yapan sanayilere ağırlık verilmiştir. Bunun sonucu olarak da ihracatta sanayi payı azalma göstermiş ve tarımsal ürünlerin ihracat içerisindeki payı %80’lere ulaşmıştır.
1970’li yıllarda vergi iadesi uygulaması ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikalar izlenilmiş, ancak dünya ekonomisindeki olumsuzlukların etkisi ile bu çabalar etkin bir sonuç vermemiştir. Özellikle iç talepteki genişleme ve arzın kimi mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün çeşitliliğinde azalmaya neden olmuş ve Türkiye’nin dünya ihracatı içerisindeki payında azalmalar meydana gelmiştir.
1980 yılındaki Türkiye ve dünya sektörel ihracat yapısı incelendiğinde, dünya ihracatı ile Türkiye ihracatının sektörel dağılımının önemli ölçüde farklı olduğu görülmektedir. Türkiye’nin ihracatında en büyük payı % 65’lik oranla alan tarım ürünlerinin (gıda dahil) dünya ihracatındaki payı (% 15) ile karşılaştırıldığında çok yüksek görünmektedir.
Türkiye’nin ihracatının ikinci büyük ürün grubunu ise, 1980 yılı itibariyle % 12 oranındaki payı ile “tekstil” ürünleri oluşturmaktadır. Diğer ürün grupları ihracatında ise Türkiye’nin 1980 yılında “yok” sayılabilecek bir konumda olması, 1980 yılı başında ihracatın kompozisyonunun iki ürün grubuna aşırı ölçüde bağlı olduğunu (tarım ve tekstil) ortaya koymaktadır.
1980-2000 döneminde, Türkiye’nin ihracatının sektörel yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiş ve tarım ürünlerinin (gıda dahil) 1980 yılında % 65 olan payı, 2000 yılında % 14’e gerilerken, sanayi ürünlerinin payı % 26’dan % 82’ye yükselmiştir.
1990-2000 yılları arasında yüzde 10’luk bir büyüme performansı; sanayi ürünlerinin toplam ihracat içerisindeki payını da artırmıştır. Sanayi ürünleri ihracatı içinde en hızlı gelişen ürün grubu ise, anılan dönem zarfında % 23,6 oranında büyüyen işlenmiş deri ve deri mamulleri ile % 21 oranında büyüyen makine ve ulaşım araçları (özellikle otomotiv ürünleri, elektrikli ve elektronik makine ve cihazlar) ve diğer tüketim malları olmuştur.
1980 sonrası dönemde, uygulanan teşvik politikaları sonucunda ihracatın ürün kompozisyonu sanayi ürünleri lehine zenginleşerek değişirken, zaman içinde başka tür bir olumsuz yapı oluşmuş; sanayi ürünleri ihracatı tekstil-hazır giyim ve demir-çelik ürünleri ihracatına büyük ölçüde bağımlı hale gelmiştir.
1980 sonrası dönemde, hammadde ve emek yoğun mal ihracatının artması şeklinde yaşanan gelişmeler, makul bir gelişme olarak kabul edilebilirse de 15 yılı aşan bir süreçte, bir kaç sektöre bağımlı hale gelen bir yapının, yeterince olumlu bir gelişme olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenledir ki, ihracatın bağımlı olduğu tekstil ve hazır giyim ile demir-çelik gibi sektörlerde yaşanan sıkıntılar, etkisini tüm ihracat üzerinde hissettirmektedir. Bu sebepten ötürüdür ki, 2000’li yıllarla birlikte, otomotiv, elektrik-elektronik gibi yüksek katma değer ihtiva eden sektörlere yönelim başlamış ve bu sektörlerde kayda değer ihracat artışları görülmeye başlamıştır.
Dahilde İşleme Rejiminin İhracat Üzerindeki Etkisi
İhracatın artmasında ve sürdürülebilir bir durum almasında dahilde işleme rejiminin büyük bir önemi bulunmaktadır.
Direkt parasal ödeme şeklindeki nakit teşvikler 1994 yılı sonunda imzalanan DTÖ Anlaşmasına taraf olmamız ve AB ile Gümrük Birliği sürecine gidilmesi nedeniyle uygulanabilirliliğini yitirmiştir.
1994 yılı sonu itibari ile her ne kadar ihracatın doğrudan parasal ödemeler ve ya benzer teşvik uygulamaları hususlarında kısıtlamalar getirilmiş olsa da; ihracata dayalı büyüme politikalarından vazgeçilmemiş ve farklı ihracatı teşvik enstrümanları ile ihracatın arttırılması sağlanmıştır.
1996 yılı itibari ile uygulamaya konulan ihracat teşviklerinin başında “Dahilde İşleme Rejimi” gelmektedir.
Bilindiği üzere; Dahilde İşleme Rejimi, ihraç ürünlerimize dünya piyasalarında rekabet gücü kazandırmak, bu piyasalardaki ihraç pazarlarını geliştirmek, ihracatımızı artırmak ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek amacıyla ihracatçılarımızın, dünya piyasa fiyatlarından gümrük muafiyetli olarak hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul, değişmemiş eşya ile ambalaj ve işletme malzemeleri ithaline imkan sağlayan bir rejim olup; ithalat sırasında alınması gereken vergilerin teminata bağlanmasına dayanan şartlı muafiyet sistemi ile ithalat sırasında ödenen vergilerin daha sonradan geri alınmasına dayanan geri ödeme sistemi bu rejim kapsamında yer almaktadır.
İhracatımız 2003 yılında 47.3 Milyar Doları seviyesinde iken bunun 24.1 Milyar Doları Dahilde İşleme İzin Belgeleri kapsamında yapılmıştır. 2004 yılında ihracat 63.1 Milyar Dolar, DİİB kapsamında yapılan ihracat ise 34.1 Milyar Dolar olmuştur. Aynı şekilde, 2005 yılında, İhracatımız 73,5 Milyar Dolar olmuş ve bunun 37,8 Milyar Dolarlık kısmı DİİB kapsamında gerçekleştirilmiştir. Son olarak, 2006 yılında gerçekleştirilen 85,5 Milyar Dolarlık ihracatın 43,5 Milyar Doları DİİB kapsamında olmuştur. Bu verilere göre 2003-2006 dönemi itibariyle ihracatımızın % 51,85’i ithalatın ise % 15,14’ü Dahilde İşleme İzin Belgeleri kapsamında gerçekleştirilmiştir.
2006 yılı içerisinde dahilde işleme rejimi kapsamında gerçekleştirilen 43,5 Milyar Dolarlık ihracatın %60,2 sine karşılık gelen 26,2 milyar dolarlık kısmı AB ülkelerine, %39,8 lik kısmı ise AB ülkeleri dışında kalan diğer tüm ülkelere gerçekleştirilmiştir.
Öte yandan dahilde işleme rejimi kapsamında yapılan ihracatımız tüm ihracatımız içerisindeki payı %50’nin üzerinde seyrederken bu oran AB ülkelerinde %10’un altındadır.
Bunun temel nedenleri arasında şunlar sayılabilir:
- AB ülkelerinde KDV tecil-terkin otomatik olarak gerçekleştirilirken ülkemizde bu ancak DİR kapsamında gerçekleştirilebilmektedir.
- AB üyesi ülkelerde gümrük birliği çerçevesinde gerçekleştirilen ithalata DİR uygulanmaz iken ülkemizde hem AB ülkelerinden gerçekleştirilen ithalat, hem de üçüncü ülkelerden gerçekleştirilen ithalat DİR kapsamında yapılabilmektedir.
- Yine en önemli nedenlerden birisi de; genel olarak AB ülkelerinde sermaye ve teknoloji yoğun bir üretim yapılırken ülkemizde daha çok emek yoğun, fason üretim yapılması ağırlıktadır. Bu durumda dahilde işleme rejimi kullanımını arttırıcı yönde bir etkiye neden olmaktadır.
- Yine önemli etkenlerden birisi; ülkemizde enerji, işçilik üzerindeki vergi yükü, finansman maliyeti gibi girdi maliyetlerinin yüksek olması yanında YTL’nin değerinin artması gibi nedenlerle dünya fiyatları ile rekabet edebilmek için ihracatçılarımız ucuz girdiyi ithalat yoluyla karşılayabilmektedirler. Bu çerçevede de; girdi maliyetlerinin azaltılması, DİR kapsamında gerçekleştirilen ithalat ile girdi maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır.
- Firmalar, ihraç etmek üzere ürettikleri ürünlerin bünyesinde kullanmak üzere vadeli akreditif veya mal mukabili ödeme şekillerinden birisi yoluyla ithal yaptıklarında %3 oranında KKDF ile karşı karşıya kalmaktadır. Oysa DİR kapsamında gerçekleştirilen bu türden ithalatlara KKDF’ndan istisna getirilmiştir.
- Tek bir Pazar ve siyasi, birlik olmaları münasebeti ile AB ülkelerinin birbirlerinden gerçekleştirdikleri alışveriş ihracat veya ithalat sayılmaz iken hali hazırda sayıları 27’e ulaşmış olan Birlik üyeleri ile gerçekleştirmiş olduğumuz dış ticaret ihracat ve ithalat rakamlarımızın yükselmesine neden olmaktadır.
İhracat Artışının Nedenleri
İhracata dayalı büyüme modeli içerisinde ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi ihracatın artırılarak sürdürülmesine bağlı bulunmaktadır. Bu kapsamda da ihracatın artarak devam edebilmesinde rekabetçi kur seviyesi çok önemli bir etkendir. Bununla birlikte; kur, ihracatın önemli bir unsur olmakla birlikte tek unsuru değildir. Eğer ihracatın artırılması sadece düşük kur unsuruna bağlı olsa idi 2002 yılından bu güne değin ihracatımızın sürekli bir artış göstermesi mümkün olamayacaktı. Şurası mutlaktır ki; YTL’nin, ABD Dolarına karşı 2002-2005 yıllarını kapsayan dönemde reel olarak % 38’e ulaşan bir oranda değer kazanması ve YTL’nin 2007 yılı içerisinde de değerini artırarak koruması ihracatçıların karlılığını belli ölçüde olumsuz yönden etkilemiştir.
Burada dikkate alınacak önemli bir nokta düşük kura rağmen, ihracatın artışının sürekliliğidir. 2002 yılı ihracatı 35,5 milyar dolar iken beş yıl içerisinde %240 oranında artarak 85,5 milyar dolara ulaşmıştır. Düşük kur seviyesine rağmen sağlanan bu artışın sebeplerinden biri ihracatçılarımızın dış pazarlarını korumak, üretimini devam ettirmek adına, verimliliğini artırarak, maliyetlerini düşürerek, daha rekabetçi yönetim mekanizmalarını devreye sokmasıdır. Şüphesiz bu artışta bölgesel ve sektörel bazda yürütülen atılımların da önemli bir etken olduğunun altını çizmek gerekir. 2003 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı 9 iken, 2005 yılında 15 ülkeye, 2006 yılında da 19 ülkeye ulaşılmış; 2002 yılında 32.000 olan ihracatçı firma sayısı da, 2005 yılında % 31 artarak 42.000’e ulaşmıştır.
2002 yılından bugüne kadarki dönem içerisinde ihracatın sürekli bir artış göstermesinde etken olan hususlar aşağıda değerlendirilmiştir.
1997 yılında Uzakdoğu ülkelerinde başlayan ardından etkilerini tüm dünyada gösteren ekonomik krizin olumsuz etkileri 2000’li yılların başlarında azalma eğilimleri göstermeye başlamış, ancak 2001 yılında ABD’de yaşanan terör saldırılarının verdiği durgunluk 2002 yılıyla birlikte dünya ekonomisinde canlanma sinyalleri vermiş; özellikle de Çin ekonomisinde görülen canlanma dünya ekonomisinde yüksek büyüme ve talepteki artışa etki etmiştir.
Ülkemizde 1999 yılında yaşanan deprem sonucunda ülke ekonomisinin daralması ve 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında uygulamaya konulan ekonomik programın olumlu etkileri yanında 2002 yılında yapılan genel seçimlerin siyasi, ekonomik ve mali istikrar sağlanacağı yönünde olumlu beklentiler oluşmuştur.
2001 yılında yaşanan kriz ile TL’nin devalüe edilmesi neticesinde TL’nin değerinin düşmesi ihracatta önemli bir etken olan rekabetçi kur ihracatın artmasında önemli bir etki yapmıştır.
Keza yaşanılan ekonomik kriz sonrasında iç pazarda yaşanılan talep daralması üreticilerin krizi aşabilmek için ihracata yönelmelerine olanak sağlamıştır. Buna bağlı olarak da firmalarca dış pazarların önemi daha iyi kavranılmış ve ihracata yönelik çabalar artırılmıştır.
Öncelikli olarak komşu ve yakın pazarlara yönelik ihracatın artırılması stratejisinin uygulanmasına gidilmiş bu pazarlarda ihracatın artırılmasına çalışılmıştır. Yine bu dönemde petrol fiyatlarında görülen yükselme özellikle taşıma maliyetlerinin yüksekliği sonucunu doğurması, komşu ve çevre ülkelerin ülkemiz ürünlerine talebi artırmıştır.
Toplam ihracatımız içerindeki sanayi malları payının her geçen yıl artması ve buna bağlı olarak sanayideki yatırımların ve verimliliğin artması toplam ihracatın artması sonucunu doğurmuştur.
Uzak Doğu, Afrika ve Amerika’ya yönelik ticareti geliştirme stratejilerinin başarıyla uygulanması; bu ülkelere yapılan ihracatın toplam ihracat içerisindeki payını artırmıştır.
İhracata yönelik devlet yardımlarının firmalar tarafından daha aktif biçimde kullanılması ihracatı artırıcı bir katkı yapmıştır.
Kurların düşük olması ihracatçıların karını olumsuz yönde etkilese de ihracatımızın genel olarak ithal edilen ham madde ve ara mallardan üretilen mallardan olması, düşük kurlar nedeni ile ithal edilen ham madde ve ara mallar maliyetini düşürücü bir etki yapmıştır.
Son yıllarda uygulanan politikalar birlikte 2002 yılı Ocak ayında uygulamaya geçen ve sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmayı amaçlayan İhracat Stratejik Planı ihracata yönelik ürün ve pazar çeşitliliğinin artırılmasını sağlamıştır.
Yurtiçi ve yurtdışındaki faiz oranlarında meydana gelen düşüşler firmaların ihracatın finansmanında önemli avantajlar elde etmelerine neden olmuştur.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi, yurtdışında yeni pazarlar bulunmasını kolaylaştırmıştır.
Firmalarımız ihracat pazarlamasının önemini kavramış, üretim yanında uluslararası pazarlamaya da ağırlık vermeye başlamışlardır. Firmalarımız artık kurumsallaşmaya büyük önem vermekte, dış ticaret birimlerinde konusunda uzman personel istihdam etmektedirler.
Sonuç
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 1980 yılına gelinceye kadar ağırlıklı olarak ithal ikameci politikalar izlenerek yerli sanayinin gelişmesi yoluna gidilmiş ve dünyadaki ekonomik gelişmelere ve küreselleşme olgusuna paralel olarak da 1980 yılına gelindiğinde, 24 Ocak Kararları ile o güne kadar izlenen ekonomik politikalarda radikal bir dönüşüm yaşanmıştır. 24 Ocak Kararları ile ekonominin serbest piyasa mekanizması kuralları içerisinde işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi sağlamak amacıyla ihracata dayalı büyüme ve sanayileşme modeli benimsenmiştir.
İzlenen bu politikalar çerçevesinde 1994 ve 2001 yılında ülkemizde yaşanılan ekonomik krizlere rağmen 1980 yılında 2,9 milyar dolar olan ihracatımız çeyrek yüzyıl içerisinde yaklaşık otuz kat artarak 2006 yılı itibariyle 85 milyar doları aşmıştır. 2007 yılı içerisinde de mevcut ihracat performansına bakıldığında, yıl sonunda 100 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşılması gerçekçi görülmektedir.
Ülkemizin sektörel bazda ihracat yapısı incelendiğinde; tarıma dayalı ihracat yapısından sanayi mallarına dayalı ihracat yapısına geçildiği görülmektedir. 1920’li yıllarda tarımsal ürünlerin toplam ihracat içerisindeki payı % 86 seviyesinde iken bu gün sanayi mallarının toplam ihracat içerisindeki payı bu seviyeye ulaşmıştır.
Yıllar içerisinde ihracatın artması yanında bu artışın süreklilik kazanması büyük önem taşımaktadır. Bu hususun önemine paralel olarak sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak amacıyla hazırlanan İhracat Stratejik Planı 2004 yılı Ocak ayında yürürlüğe konulmuştur. İhracat Stratejik Planının 2004-2006 çalışmasının başarılı olmasına neticesinde 2007-2009 yıllarını kapsamak üzere sürdürülebilir ihracat artışı sağlayacak rekabetçi yapıyı geliştirmek amacıyla yeni İhracat Stratejik Planı uygulamasına geçilmiştir.
İhracatın artırılmasına ve süreklilik kazanmasına yönelik çalışmalar yapılıp bu yönde politikalar oluşturulmakla birlikte ihracatçı firmaların en önemli şikayet konularının başında YTL’nin aşırı değerlenmesi ve bunun sonucunda ihracatın artırılmasında itici güç olan rekabetçi kur uygulamasının olmadığıdır.
Ancak 2001 yılında yaşanan kriz sonrasında sabit kur uygulamasında dalgalı kura geçilmesi ile birlikte TL’nin devalüe olmasının ardından 2002 yılından bugüne değin küçük dalgalanmalar dışında YTL’nin değer kaybetmediği gibi değer kazanıyor olmasına karşın ihracatın sürekli bir artış göstererek 100 milyar dolar seviyesine dayanmış olması ihracatın ancak paranın değerinin düşürülerek artabileceği savını çürütmektedir.
İhracatın artırılmasında ve süreklilik kazanmasında rekabetçi kur önemli bir olgu olmakla birlikte çok farklı etkenler de ihracatı artırabilmektedir.
Sonuç olarak; YTL’nin değer kazanması ihracatçılar için bir şikayet konusu hatta ihracatları açısından bir kriz konusu olsa da diğer bir çok etken kriz olarak nitelendirebilecek bu durumu fırsatlara çevirebileceği unutulmaması gereken bir gerçektir.
KAYNAKÇA:
“Türkiye İhracatının Gelişimi”, Dış Ticaret Müsteşarlığı Çalışma Notu,
“Sektörler İtibariyle Toplam İhracatın Gelişimi” İGEME Çalışma Notu,
“İhracat Artış Nedenleri”, İGEME Çalışma Notu,
“Dahilde İşleme Rejiminin Dış Ticaretimizdeki Yeri”, Dış Ticaret Müsteşarlığı Çalışma Notu
www.dtm.gov.tr
www.gumruk.gov.tr