KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNUNDA TASFİYELİK EŞYA VE TASFİYE İŞLEMLERİ
Abdullah ŞAHİN
Tasfiye Kontrolörü
I- Giriş
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 21.03.2007 tarihinde kabul edilmiş, 31.03.2007 tarihli 26479 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu yazımızda, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında hangi eşyanın tasfiyeye tabi tutulacağı, tasfiyeye tabi tutulacak eşyadan hangi türlerinin tasfiye idaresince, hangi türlerinin ise başka kurum ve kuruluşlarca tasfiye edileceği, tasfiye idaresince yapılan tasfiyelerde karşılaşılan sorunlar ve bunların çözüm yolları hakkında bir çalışma yapılacaktır.
II- Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda Tasfiyelik Eşya
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan suçlara konu olan eşyaya el koyma ve müsadere tedbirinin genel, kabahatlere konu olan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi tedbirinin ise istisnai olarak uygulanacağı anlaşılmaktadır. Mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun aksine, kaçak zannıyla el konulan eşyanın, soruşturma ve yargılama safhasında teminatlı olarak sahibine iadesine yer verilmemiş, iade sadece suça/kabahate konu eşyayı taşıyan araçlar için öngörülmüştür.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında tasfiyeye tabi tutulacak eşyanın niteliği 16’ncı maddesinin (1) numaralı bendinde belirtilmiştir. Bu maddede; Kanunda tanımlanan suçların veya kabahatlerin konusunu oluşturması dolayısıyla müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımlarının uygulanabileceği eşyanın tasfiye edileceği hüküm altına alınmıştır.
Müsadere ile ilgili hükümlere Kanun’un 13’üncü maddesinde değinilmiştir. 13’üncü maddede; “Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır” denilmektedir. Maddeden anlaşılacağı üzere Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan suçlara konu eşya ve taşıtların müsaderesi Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre yapılacaktır. Etkin pişmanlık nedeni ile faile ceza verilmemesi veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, suça konu eşyaya müsadere hükümlerinin uygulanmasına etki etmez.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda eşya ve kazanç müsaderesi 54 ve 55’inci maddelerde düzenlenmiştir.
Kazanç müsaderesinde, müsadereye konu olan varlık “kazanç” olduğu için bu madde kapsamında müsadere edilen şeylerin tasfiyeye konu olmayacağı açıktır.
Yukarıda zikredildiği üzere müsaderesi öngörülen dolayısı ile tasfiyeye tabi tutulacak eşya; Kanunun 3’üncü maddesinin 1–7, 12 ve 14’üncü fıkraları ve 6’ncı maddenin 3 ve 4’üncü fıkraları kapsamındaki eşyalardır.
Ayrıca 3’üncü maddenin 10 ve 11’inci fıkralarına konu olan eşya için ise mülkiyetinin kamuya geçirilmesi yaptırımı sözkonusudur. Dolayısı ile bu fıkralar kapsamındaki eşya da tasfiyeye tabi tutulacaktır.
Bunlarla birlikte Kanunun, “Kaçak Eşyanın Naklinde Kullanılan Taşıta Elkoyma” başlıklı 10’uncu maddesinde, kaçak naklinde kullanılan taşıtlara el konulması ve el konulan taşıtların tasfiye edilebilmesi için gerekli şartlar belirtilmiştir.
Buna göre, kaçak naklinde kullanılan taşıtlara el konulması ve tasfiye edilebilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir;
1- Taşıtın 5607 sayılı Kanun kapsamında tanımlanan suçların işlenmesinde kullanılmış olması (kabahatlerde kullanılan taşıtlar kapsam dışı tutulmuştur),
2- Aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmiş olması,
a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması,
b) Taşıtın Türkiye'de sicile kayıtlı olmaması,
c) Taşıtın, soruşturma ve kovuşturma devam ederken, kaçakçılık suçunun işlenmesinde tekrar kullanılmış olması,
3- Taşıt sahibinin, aracın değeri kadar teminatı alıkoyma tarihinden itibaren otuz gün içinde gümrük idaresine teslim etmemesi,
Kaçak naklinde kullanılan taşıt bu üç şart gerçekleştiğinde, soruşturma ve kovuşturma sonucu beklenilmeksizin derhal tasfiye olunur.
Bunların yanı sıra Kanunun 13’üncü maddesinde, kaçak eşya taşımasında kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen taşıma aracının müsaderesinden bahsedilmektedir. Kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilebilmesi için aşağıdaki üç şarttan birinin gerçekleşmesinin gerektiği belirtilmiştir.
Bu şartlar;
1) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması.
2) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.
3) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye'ye girmesi veya Türkiye'den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması.
olarak ifade edilmiştir.
Yukarıda belirtilen şartlardan biri gerçekleştiğinde, kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilmesi için gerekli ortam oluşmuş olacak ve müsadere edilen taşıma aracı tasfiyeye tabi tutulacaktır.
Buraya kadar belirtilen, müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımına konu olan eşya, Kanunun 16’ncı maddesi uyarınca tasfiyeye tabi tutulacak eşyadır.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında tasfiyeye tabi tutulacak eşyaları bir kez daha belirtirsek; Kanunun 3’üncü maddesinin 1–7, 12 ve 14’üncü fıkraları, 6’ncı maddenin 3 ve 4’üncü fıkraları, 3’üncü maddenin 10 ve 11’inci fıkraları kapsamı eşya ile gerekli şartlar gerçekleştiğinde 10’uncu madde kapsamında kaçak eşya naklinde kullanılmasından dolayı el konulan taşıtlarla, 13’üncü maddede müsaderesi öngörülen taşıtlar bu Kanun kapsamında tasfiye edilecek eşyalardır.
III- Kaçak Zannı İle Yakalanan Eşyanın Tasfiyesi
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda, tasfiyesi öngörülen eşyanın hangi şartlarla ve usullerle tasfiye edileceği Kanunun 16’ncı maddesinde belirtilmiştir.
Kanunun 16’ncı maddesinde kaçak zannı ile yakalanan eşyanın tasfiyesinin gerçekleştirilebilmesi için iki yol öngörülmüştür.
Bu yollardan birincisinde; kamu davasının açıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde kovuşturmanın sonuçlanmamış olması;
İkincisinde, eşyanın;
a) Zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı halinde üç gün,
b) Muhafazasının ciddi külfet oluşturması halinde onbeş gün,
içinde, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından tasfiyesine karar verilmesi,
gerekmektedir.
Hakim veya mahkeme tarafından eşyanın tasfiyesine karar verilmesi durumunda, eşyadan numune alınmasının mümkün olduğu durumlarda numune alınması, mümkün olmaması halinde ise gerekli tespitlerin yaptırılması şarttır.
Buna göre; kamu davasının açıldığı tarihten itibaren bir yıl geçmemiş olan ve hakim veya mahkeme tarafından tasfiyesine karar verilmemiş olan (Zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesi bulunan ve muhafazasının ciddi külfet oluşturduğu) eşya tasfiye idaresi tarafından tasfiye edilemeyecektir.
5607 sayılı Kanun kapsamında tasfiye edilecek eşya, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 178’inci maddesine göre;
a) İhale yoluyla satış suretiyle,
b) Yeniden ihraç amaçlı satış suretiyle,
c) Perakende satılmak suretiyle,
d) Kamu kuruluşları ile özel kanunla kurulmuş vakıf ve derneklere tahsis edilmek suretiyle,
e) İmha suretiyle,
Tasfiyeye tabi tutulur.
Tasfiyeye ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça müştereken hazırlanan Tasfiye Tüzüğü ile belirlenmiştir.
IV- Kaçak Eşyayı Tasfiye Edecek Kurumlar
Kanunun 16/4’üncü maddesinde; “Bu Kanunun uygulamasında tasfiye, tasfiye idaresi tarafından Gümrük Kanunu hükümlerine göre yapılır” hükmü yer almaktadır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 178’inci maddesinde; “Tasfiyeye ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça müştereken hazırlanan Tasfiye Tüzüğü ile belirlenir” denilmektedir. Bu maddede bahsi geçen tüzük, 03.01.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Tasfiye Tüzüğüdür.
Tasfiye Tüzüğünün 2/a maddesinde ise tasfiye idaresi deyiminin; Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü veya taşra teşkilatı anlamında kullanıldığı belirtilmiştir. Tüzüğün 8’inci maddesinde ise tasfiye edilecek eşyanın satışı ile tasfiye idaresinin görevli olduğu esası mevcuttur.
Buna göre, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa kapsamında tasfiye edilecek eşyanın tasfiyesi Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ) Genel Müdürlüğü (taşra teşkilatı) tarafından yerine getirilecektir.
Bununla birlikte, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununda bu usulün bir istisnası bulunmaktadır.
5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun “Kaçak Petrolün Tespiti ve Tasfiyesi” başlıklı Ek 3’üncü maddesinde; “Kaçak petrolün tasfiyesi ilgili il özel idaresi tarafından bu Kanun hükümlerine göre yapılır” denilmektedir.
Bu hükme göre, 5607 sayılı Kanun kapsamında kaçak zannı ile el konulan eşyanın tasfiyesinde, tasfiye idaresinden (Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü) başka bir kuruluşun da rol oynayacağı anlaşılmaktadır. Bu kuruluş ise il özel idaresidir.
5015 sayılı Kanunun Ek 3’üncü maddesinin devamında, “kaçak petrolden teknik düzenlemelere uygun olanlar, Kurum tarafından belirlenen usûl ve esaslara göre ilgili il özel idaresi tarafından, teknik düzenlemelere uygunluğunun tespiti tarihinden itibaren en geç bir ay içinde açık artırma suretiyle satışı yapılarak veya yaptırılarak tasfiye edilir. Bir ay içinde satılamayan kaçak petrol, pazarlık usûlü ile satışı yapılarak tasfiye edilir.
Kaçak petrolden teknik düzenlemelere uygun olmayanlar, Kurum tarafından belirlenen usûl ve esaslara göre ilgili il özel idaresi tarafından, teknik düzenlemelere uygun olmadığının tespiti tarihinden itibaren en geç bir ay içinde, satılmak üzere Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğüne devredilir…” denilmektedir.
Bu hükümden, kaçak zannı ile yakalanan petrolden, teknik düzenlemeye uygun olanların ilgili il özel idaresi tarafından, teknik düzenlemelere uygun olmayanların yine tasfiye idaresi (TASİŞ Genel Müdürlüğü) tarafından tasfiye edileceği anlaşılmaktadır. 5607 sayılı Kanun kapsamında kaçak zannı ile yakalanan eşyadan sadece petrol cinsi eşya, tasfiye idaresi haricinde bir kuruluş (il özel idaresi) tarafından tasfiye edilecektir.
İl özel idaresi tarafından tasfiye edilecek kaçak zannı ile yakalanan petrolün hangi ürünleri içerdiğine değinelim:
5015 sayılı Kanunun 2’nci maddesinin 33 numaralı bendinde, petrolün; aynı maddenin (5), (14) ve (44) numaralı bentlerinde tanımlananları ifade ettiği belirtilmektedir.
Maddenin 5 numaralı bendinde, akaryakıtın; benzin türleri, nafta (hammadde, solvent nafta hariç), gazyağı, jet yakıtı, motorin türleri, fuel-oil türleri ile Kurum tarafından belirlenen diğer ürünleri,
14 numaralı bendinde, ham petrolün; yerden çıkarılan sıvı haldeki doğal hidrokarbonları,
44 numaralı bendinde ise ulusal markerin; akaryakıta rafineri çıkışında veya gümrük girişinde eklenecek katkıyı,
ifade ettiği belirtilmiştir.
Buna göre, teknik düzenlemeye uygun olan petrol ürünlerinden,
— Akaryakıt (benzin türleri, nafta (hammadde, solvent nafta hariç), gazyağı, jet yakıtı, motorin türleri, fuel-oil türleri ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen diğer ürünler),
— Ham petrol (yerden çıkarılan sıvı haldeki doğal hidrokarbonlar),
— Ulusal marker (akaryakıta rafineri çıkışında veya gümrük girişinde eklenecek katkı),
cinsi eşya ilgili il özel idaresi tarafından, teknik düzenlemeye uygun olmayanlar ile yukarıda zikredilenler dışında kalan akaryakıtlar ise tasfiye idaresi (TASİŞ Genel Müdürlüğü) tarafından tasfiye edilecektir. İl özel idaresi bahse konu eşyanın tasfiyesini 27.05.2007 tarihli ve 26534 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Kaçak Petrolün Tespit Ve Tasfiyesine Dair Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde yerine getirecektir.
Bunun yanı sıra 5607 sayılı Kanunun Geçici 4’üncü maddesinin 1 numaralı bendinde istisnai bir tasfiye şekli belirlenmiştir. 5607 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 31.03.2007 tarihinden önce Mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında kaçak zannı ile elkonulan veya Devlete intikal eden akaryakıtlardan kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerde muhafaza edilmekte olanların, muhafaza edilmekte oldukları kurumlara bedelsiz tahsis edilmek suretiyle tasfiye edileceği hüküm altına alınmıştır. Kaçak Petrolün Tespit Ve Tasfiyesine Dair Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin geçici 1’inci maddesinde de, bahsi geçen akaryakıtlardan teknik düzenlemelere uygun olanların muhafaza edilmekte oldukları kurumlara bedelsiz tahsis edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Bu hükümlere göre, 31.03.2007 tarihinden önce kamu kurum ve kuruluşlarında muhafaza edilen kaçak akaryakıtlardan teknik düzenlemelere uygun olanlar, muhafaza edildikleri kamu kurumu ve kuruluşuna tahsis edilmek sureti ile tasfiye edilmiş olacaklardır. Teknik düzenlemelere uygun olmayanlar ise yine tasfiye idaresi tarafından tasfiye edileceklerdir.
Bu aşamada, 5607 sayılı Kanun kapsamında tasfiyesi öngörülen eşyanın büyük bölümünü tasfiye edecek olan Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğünden bahsedelim.
28.02.1982 tarih ve Mükerrer 17619 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27.02.1982 tarih ve 8/4334 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki “Bakanlıkların Yeniden Düzenlenmesi ve Çalışma Esasları Hakkında Kararname” ile yapılan düzenleme sırasında, Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı esas birimler arasında “Tasfiye Daire Başkanlığı” kurulmuştur.
Bakanlıkların kuruluş ve görev esaslarının 17.06.1982 tarih ve 2680 sayılı Kanunla verilen yetki çerçevesinde düzenlenmesi sırasında, “Maliye Bakanlığı” ile “Gümrük ve Tekel Bakanlığı” 13.12.1983 tarih ve 178 sayılı “Maliye ve Gümrük Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile birleştirilmiştir.
Tasfiye Daire Başkanlığı 16.05.1984 tarih ve 3007 sayılı “Gümrük Mevzuatına Göre Tasfiye Edilecek Eşya Hakkında Döner Sermaye Kanunu” ile “Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü” adı ile Maliye ve Gümrük Bakanlığına bağlı bir kuruluş haline dönüştürülmüş ve Daire Başkanlığı geçici madde ile kaldırılmıştır.
02.07.1993 tarih ve 494 sayılı KHK ile “Maliye ve Gümrük Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kararname” adı, “Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” olarak değiştirilmiş ve TASİŞ Genel Müdürlüğü Maliye Bakanlığı ana hizmet birimleri arasında yer almıştır. Daha sonra 05.04.2007 tarih ve 5622 sayılı “Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Gümrük Müsteşarlığına Bağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile TASİŞ Genel Müdürlüğü Gümrük Müsteşarlığına bağlanmıştır.
TASİŞ Genel Müdürlüğü, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında tasfiyeye tabi tutulan eşyanın yanı sıra 4458 sayılı Gümrük Kanununun çeşitli maddelerinde tasfiyesi öngörülen eşyanın da tasfiyesi ile ilgili işlemleri yürütmektedir. Ayrıca genel bütçeye dahil dairelerin hizmet dışı kalan taşınır mallarıyla devlete intikal eden taşınır malların tasfiyesi de 193 sayılı Milli Emlak Genel Tebliği ile Gümrük Müsteşarlığına bağlandığı 17.04.2007 tarihe kadar TASİŞ Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktaydı. TASİŞ Genel Müdürlüğü, 25 yıldan fazla bir süredir ihale veya perakende yoluyla menkul malların tasfiyesini gerçekleştirmekte olduğundan menkul malların tasfiyesi hususunda uzman bir kuruluş haline gelmiştir.
V- Tasfiye İdaresince Yapılan Tasfiyelerde Karşılaşılan Sorunlar ve Bunların Çözüm Yolları
Kaçak zannı ile yakalanan eşyanın kısa süre içerisinde tasfiye edilememesinden dolayı yıpranma, bozulma, demode olma vb. nedenlerle eşya ekonomik değerini kısmen veya tamamen yitirmekte, uzun süre tasfiye işletmelerine yük olmakta ve eşyanın değiştirilmesi veya çalınması gibi usulsüzlükler meydana gelebilmektedir. Bundan dolayı da büyük miktarlarda Hazine zararı ve işletme geliri kaybı ortaya çıkmaktadır. Bu tür olumsuzluklara sebebiyet veren eşyanın tasfiyesinde karşılaşılan sorunlar ve bunların çözüm yolları aşağıda maddeler halinde ele alınacaktır.
a) 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda, kaçak eşyanın zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı halinde üç gün, muhafazasının ciddi külfet oluşturması halinde onbeş gün içerisinde soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından tasfiyesine karar verileceği belirtilmiş olmasına rağmen belirtilen süreler içerisinde adli mercilerce tasfiye kararlarının verilmemesi veya eşyanın tasfiyesinin uygun görülmediğine karar verilmesi, tasfiyenin gecikmesine sebep olan başlıca nedenlerdendir.
Kanunda, eşyanın tasfiyesi için belirlenen genel durum, kovuşturmanın tamamlanması ile kovuşturmanın bir yıl içerisinde sonuçlanmaması halinde derhal satılması yönündedir. Ancak, kanun koyucu tarafından bazı hallerde bu süre beklenmeden eşyanın tasfiye edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu uygulama, eşyanın özelliği gereği kovuşturmanın tamamlanmasına kadar, kovuşturmanın tamamlanmaması halinde ise bir yıl gibi bir sürenin beklenmesi durumunda, eşyanın tasfiyesinin zorlaşacağı veya imkansız hale geleceği veya muhafazasının ciddi külfet oluşturacağı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Burada eşyanın tasfiyesi hususunda karşımıza çıkan sorun, Kanunda belirtilen sürelerde hakim veya mahkeme tarafından bahse konu eşya hakkında karar verilmemesidir. Kanunda hakim veya mahkeme tarafından üç ve onbeş günlük süreler içerisinde karar verilmediği zaman eşyanın tasfiye edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Halbuki mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda, benzer nitelikteki eşya için üç ve onbeş gün içinde karar verilerek idareye tebliğ edilmemesi halinde eşyanın tasfiyeye tâbi tutulacağı hüküm altına alınmıştı. Bu şekilde hakim veya mahkeme tarafından süresi içerisinde karar verilmemesi durumunda eşyanın tasfiyesi gerçekleştirilebilmekte idi. Ancak 5607 sayılı Kanunda, hakim veya mahkeme tarafından karar verilmeden eşyanın tasfiyesi cihetine gidilemeyecektir. İş yoğunluğu ve benzeri sebeplerden dolayı hakim ve mahkemeler tarafından çoğu zaman üç ve onbeş günlük süreler içerisinde karar verilmeyeceği düşünüldüğünde, bahse konu eşyanın tasfiyesi gerçekleşmeyecektir.
Kaçak zannı ile yakalanan ve niteliği gereği kovuşturmanın sonuçlanmasını veya kovuşturma sonuçlanmasa dahi kamu davasının açılmasından itibaren bir yıllık bir süreyi bekleyemeyecek olan eşya ile ilgili hakim veya mahkeme tarafından kararların süresi içerisinde verilmesinin, eşyanın tasfiyenin bir an önce yapılması ve en kısa sürede ekonomiye kazandırılmasını sağlayacağı ortadadır.
Aynı durumdaki eşyanın tasfiyesinin gecikmesine bir sebep de, yukarıda belirtilen süreler içerisinde eşyanın tasfiyesinin yapılmaması yönünde karar verilmesidir. Eşyanın tasfiye edilmemesinin, kamu ve eşya sahibi açısından getireceği fayda ile zararın göz ardı edilmemesi gerekir. Tasfiye edilmemesi yönünde karar verildiğinde, eşya zarara uğrar, değerinde büyük ölçüde kayıp meydana gelirse hem kamu hem de eşya sahibi açısından zarar ortaya çıkacağı açıktır. Ülkemizde yargılama sürecinin çoğu zaman uzun sürdüğü düşünüldüğünde, tasfiyeye karar verilmemesinden dolayı bu tür zararların ortaya çıkacağı kesindir. Zaten eşya tasfiye edilmiş olsa da, kovuşturma sonucunda sahibi lehine karar çıktığında, satıştan elde edilen gelir faizi ile birlikte sahibine verilmektedir. Bu durumda kamu ve eşya sahibi açısından daha az zarar ortaya çıkacağı düşünülmektedir.
b) Kaçak zannı ile yakalanan eşya, kamu davasının açıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde kovuşturmanın sonuçlanmaması durumunda tasfiye edilebilmektedir. Ancak bu süre içerisinde mahkemeler tarafından eşyanın tasfiye edilmemesi yönünde kararlar çıkabilmektedir. Bu durumda, yukarıda belirtildiği üzere eşyanın ekonomik değerinin düşeceği, belki tasfiyesinin imkansız hale geleceği, bu şekilde de hem kamu hem de eşya sahibi açısından zararlar ortaya çıkacağı muhakkaktır.
c) Kanunda, kaçak eşyanın zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı halinde üç gün, muhafazasının ciddi külfet oluşturması halinde onbeş gün içerisinde, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından tasfiyesine karar verileceği belirtilmiştir. Bahsedilen eşyanın tasfiyesi yönünde karar istenmesi işi gümrük müdürlükleri tarafından yerine getirilmektedir. Ancak zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesi bulunan ve muhafazası ciddi külfet oluşturan eşya için zaman zaman hakim veya mahkemeden eşyanın tasfiyesi yönünde karar istenmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle tasfiye süreci uzamaktadır. Bu problemin çözümü için zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesi bulunan ve muhafazası ciddi külfet oluşturan eşya hakkında, en kısa sürede hakim veya mahkemeden tasfiyesine karar verilmesinin istenmesi gerekmektedir.
d) Eşyanın yakalanıp kamu davası açılmasına kadar kurumlar arasında gerçekleşen yazışmalardan ve diğer sebeplerden dolayı belli bir süre geçmektedir. Bundan sonra kamu davası açılmasından itibaren de bir yıl beklemek zorunluluğu olduğu için eşyanın yakalanmasından sonra tasfiye sürecinin başlamasına kadar en az 1,5–2 yılı bulan bir süre geçmiş olacaktır. Bu kadar süre ambarlarda, bazen açık ortamlarda bekleyen eşyanın değerinde kayıp olacağı aşikardır. Bunun önlenmesi için ilgili kurumlar arasında görüşmeler yapılarak, eşyanın yakalanmasından kamu davası açılmasına kadar geçen sürenin en aza indirilebilmesinin sağlanmasının ve bununla birlikte, 5607 sayılı Kanunda eşyanın tasfiyesi için öngörülen sürenin (“…kamu davasının açıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde kovuşturmanın sonuçlanmaması…”) kısaltılmasının (örneğin; “…kamu davasının açıldığı tarihten itibaren 6 ay…”) uygun olacağı düşünülmektedir.
e) Kaçak zannı ile yakalanan eşya ile ilgili davalarda, dava takibini yapan kurum, ilgili Gümrük Başmüdürlükleri ve gümrük müdürlükleridir. Eşyanın tasfiye edilebilmesi için tasfiye idaresince dava sürecinin yakından takip edilmesi gerekmektedir. Kamu davası açıldıktan sonra bir yıl içerisinde kovuşturması sonuçlanmayan eşyanın kanunen derhal tasfiye edilmesi lazımdır. Eşyanın tasfiyesinde gecikme olmaması için ne zaman kamu davası açıldığı, eğer varsa ne zaman iadesine veya müsaderesine karar verildiği bilgilerinin tasfiye idaresine en kısa sürede ulaşmış olması önem arzetmektedir. Ancak, bazen kamu davası ile ilgili bilgiler, tasfiye idaresine çok uzun süreler sonra ulaşmaktadır. Bu nedenle tasfiye süreci uzamaktadır. Bu sorunun önlenmesi için Gümrük Başmüdürlükleri ve gümrük müdürlükleri tarafından, eşya hakkında açılan kamu davası ile ilgili bilgilerin en kısa sürede tasfiye idaresine bildirilmesi gerekmektedir.
f) Kamu kurum ve kuruluşlarının (Akaryakıtlar için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, haberleşme cihazları için Telekomünikasyon Kurumu, tütün ve tütün mamulleri ile alkollü içkiler için Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, tıbbi malzemeler için Sağlık Bakanlığı gibi), eşyanın tasfiyesi ile ilgili getirdiği sınırlamalar ve kısıtlamalar tasfiye idaresi için eşyanın tasfiyesinin yapılmasında ortaya çıkan sorunlardandır.
Bunlardan birisi akaryakıt üzerine yapılan sınırlamalardır. Kaçak Petrolün Tespit Ve Tasfiyesine Dair Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 23’üncü maddesi uyarınca, Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü devraldığı akaryakıtı, yalnızca rafinerici lisansı sahiplerine satabilir. Rafinericiler kendilerine teklif edilen ürünleri almakla yükümlüdür. Ancak buna rağmen zaman zaman rafinerici lisansı sahiplerinin akaryakıtı almamalarından dolayı tasfiye yapılamamaktadır. Bu sorunun çözülebilmesi için tasfiye idaresi tarafından tasfiye edilen akaryakıtı almadıklarında rafinerici lisansı sahiplerine yaptırım uygulanmasının gerekli olduğu ve bu yönde yasal düzenlemelerin yapılmasının yerinde olacağı mütalaa edilmektedir.
Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu’nun tütün ve tütün mamulü cinsi eşya hususunda yaptığı düzenlemeler ve kısıtlamalar da kaçak eşyanın tasfiyesinin yapılmasında sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Tütün mamulü eşyanın iç piyasada tasfiyesi hususunda Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu’nun belirlediği, beher paket üzerine “Yasal Uyarı: Sağlığa Zararlıdır” ibaresinin yazılması, TAPDK logolu bandrolün selofan içinde pakete yapıştırılması gibi teknik şartların yerine getirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu tür eşyanın iç piyasada tasfiyesi yapılamamaktadır.
Yine Telekomünikasyon Kurumu tarafından telsiz ve telekomünikasyon terminal ekipmanlarının tasfiyesi ile ilgili yaptığı kısıtlamalar da tasfiye idaresinin önündeki sorunlardandır. Telekomünikasyon Kurumu, telsiz ve telekomünikasyon terminal ekipmanlarının toptan (ihaleli) satışlarının satış ve bakım-onarım yetki belgesi almış kuruluşlara yapılmasını şart koşmaktadır. Dolayısı ile yetki belgesi almayanlara toptan satış yapılamamaktadır. Bu durum da bahse konu eşyanın tasfiyesi için daha fazla isteklinin katılmasını engelleyen bir kısıtlama olmaktadır.
Sağlık Bakanlığı tarafından tıbbi cihazların yurt içinde satışına kısıtlamalar getirilmiştir. Bu kısıtlama, Tıbbi Cihaz Yönetmeliğinde belirtildiği üzere “CE” uygunluk işareti taşımayan cihazların yurt içine girişinin yapılamayacağı yönündedir. 5607 sayılı Kanun kapsamında yakalanan tıbbi cihazların büyük kısmı “CE” işareti taşımadığı için tasfiye idaresi tarafından iç piyasaya arz edilememektedir.
Yukarıda bir kısmı sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının 5607 sayılı Kanun kapsamında tasfiyesi öngörülen eşyanın tasfiyesi ile ilgili getirdiği sınırlamaların ve kısıtlamaların, tasfiye sürecinde meydana getirdiği olumsuzlukları gidermek için ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile görüşülerek mevzuat çerçevesinde ve insan sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde çözümler aranması gerektiği, bunun mümkün olmaması durumunda ise bahse konu eşyanın yurt içine girmesinin engellenmesi veya tasfiye idaresine teslim edilmeden imha edilmesini kolaylaştıracak önlemler ve düzenlemeler yapılmasının yerinde olacağı fikrine ulaşılmıştır.
g) Tasfiye idaresi tarafından yapılan tasfiyelerde karşılaşılan sorunlardan birisi de araçların tescili hususundadır. 5607 sayılı Kanun kapsamında yakalanan araçlar hakkında kamu davasının açıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde kovuşturmanın sonuçlandırılmaması, yani müsadere veya iade kararı verilmemesi durumunda, araçların herhangi bir mahkeme kararı aranmaksızın derhal tasfiye edilmesi gerekmektedir. Halbuki Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 73’üncü maddesinde, bahse konu araçlara ait trafik sicil kayıtlarının silinmesi için müsadere kararı verilmiş olması gerektiği belirtilmektedir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 73’üncü maddesindeki, sadece müsadere kararı verilen araçların tescillerinin silinmesine ilişkin hüküm nedeniyle, tasfiye idaresince tasfiyesi yapılan ve trafik kayıtlarında rehin ve haciz gibi şerhler bulunan bazı araçların satışları gerçekleştirilememekte, yapılan satışların bazıları ise iptal edilebilmektedir. Ayrıca bu durumdaki araçlar için alıcılar adına tescil yapılması aşamasında sorunlar yaşanmaktadır. Bu problemlerden dolayı, araç satışlarına katılımın azalması söz konusu olabilmektedir.
Belirtilen olumsuzlukların giderilmesi ve 5607 sayılı Kanun kapsamında tasfiyesi öngörülen araçların tasfiyesinin bir an önce yapılabilmesi için tasfiye idaresince tasfiyesi yapılan araçlar üzerindeki rehin, haciz gibi şerhlerin, alıcılar adına tescile engel olmayacağı şekilde yeni bir düzenleme yapılmasının veya mevcut mevzuatın bu yönde düzeltilmesinin bu sorunu ortadan kaldıracağı düşünülmektedir.
VI- Netice
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında tasfiyesi öngörülen eşyanın en kısa zamanda ekonomiye kazandırılması hem Devlet hem de eşya sahibi açısından büyük önem arz etmektedir. Zira eşyanın uzun süre beklemesinden dolayı hem Devletin hem de eşya sahibinin gelir kaybı söz konusu olacaktır. Ayrıca bu durum eşyayı muhafaza etmekle yükümlü kamu idarelerine de büyük külfet getirecektir. Dolayısı ile kaçak zannı ile yakalanan eşyanın ekonomiye kazandırılması ve bahsedilen olumsuzluklarla mümkün olduğu kadar az karşılaşılması için tasfiye sürecinin etkin ve hızlı olması lazımdır. Tasfiye sürecinin etkin ve hızlı olabilmesi için ise eşyanın el konulmasından tasfiyesine kadar geçen süreçte görevli olan bütün kurum ve kuruluş görevlilerinin bu ortak amaçta birleşerek görevlerini yerine getirmeleri ve bunun için azami gayret göstermeleri gerekmektedir.
Kaynakça:
1- KILIÇ Kaptan, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu-Açıklamalı, Gümrük Kontrolörleri Derneği Yayını (30), Ankara, 2007
2- TASİŞ Genel Müdürlüğü web sitesi (www.tasis.gov.tr)