Takvim
GÜMRÜK DÜNYASI DERGİSİ / Sayı 56 / Makaleler

 

MISRALARDA GEZİNTİ

Mustafa IŞIK
İç Denetçi

YAŞAMAK…

Yaşamak, Anadolu’nun bir kasabasında, yol kenarı salaş bir lokantada, kuru fasulyenin suyuna ekmek banmaktır.

Yaşamak, Erciyes’in gürül gürül akan soğuk pınarlarından kana kana su içmektir.

Yaşamak, Diyojen olup Büyük İskender’e “Gölge etme, başka ihsan istemem!” diyebilmektir.

Yaşamak, Yahya Kemal olup “Ölmek değildir hayatımızın en fecî işi,/Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.” gibi mısralardan müteşekkil, Türkçe’nin en yetkin formunda, şiirler yazabilmektir.

Yaşamak, İsmet Özel gibi, “Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir” diyebilmektir.

Yaşamak, herkesin kavun yediği bir diyarda, kelek bulduğuna avunmaktır.

Yaşamak, Anadolu gibi nice milletlere ve medeniyetlere mezar olmuş bir coğrafyayı, şehit kanlarıyla ebediyen Türk’ün vatanı haline getirmektir.

Yaşamak, Yunus gibi, Mevlana gibi hoşgörü ve sevgi ikliminde bütün insanları kucaklayabilmektir.

Yaşamak, Ghandi olup “İnandığın gibi yaşamıyorsan namussuzsun.” diyebilmektir.

Yaşamak, Bedri Gürsoy gibi “Bütün ömrünce çağlayıp taşmak/En sonunda amaca ulaşmak/Budur işte insana yakışan:/Yüceliklerde sınırlar aşmak.” felsefesini yaşam düsturu haline getirmektir.

Yaşamak, Cemil Meriç gibi, asil bir aydın olmanın verdiği sorumlulukla “Hayat, herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.” deme olgunluğuna erişmektir.

Yaşamak, Çile’nin şairi Necip Fazıl gibi, “Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?/
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?” sorusunu sorabilmektir.

Yaşamak, Orhan Veli olup bir çukura düşerek öleceğini bilmeden, “Bakakalırım giden geminin ardından;/Atamam kendimi denize, dünya güzel;/Serde erkeklik var, ağlayamam.” dizelerini hafızalara kazımaktır.

Yaşamak, Nazım Hikmet’in ifadesiyle “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” olmaktır.

Yaşamak, Ataol Behramoğlu gibi “hayatın insanlara sunulmuş bir armağan” olduğunun farkına varmaktır.

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR*

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi
dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak
arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin
mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle
dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi, olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün
evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir
armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU

 

*Kuşatmada (1978)

Gümrük Kontrolörleri Derneği Web Sitesi - 2006 - Her Hakkı Saklıdır - Tasarım İnfosoft - Webmaster