Takvim
GÜMRÜK DÜNYASI DERGİSİ / Sayı 58 / Makaleler

 

GÜMRÜK MÜSTEŞARI M. EMİN ZARARSIZ İLE SÖYLEŞİ

 

GÜMRÜK DÜNYASI: Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bildiğimiz kadarıyla 59. Hükümet döneminde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptınız. Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer DİNÇER'in milletvekili adayı olması üzerine bürokrasinin en tepe noktasında, Başbakanlık Müsteşarlığı görevini de bir süre yaptınız.

M. Emin ZARARSIZ: 1961 Yozgat doğumluyum. 1984 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. 1986 yılında avukatlık stajımı tamamladım. 1987 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku bölümünde (İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku) Yüksek Lisansımı, 1995 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku bölümünde (İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku) Doktoramı tamamladım. 1996–1997 yıllarında İngiltere Leicester Üniversitesinde Legal Studies (Avrupa İnsan Hakları ve Avrupa Birliği Hukuku) alanında ikinci Yüksek Lisansımı yaptım.

Çalışma hayatına Ağustos 1980'de Tarım ve Köyişleri Bakanlığında memur olarak başladım. 1985 – 1989 yıllarında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi, 1989 – 1993 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatında Planlama Uzman Yardımcısı, 1993 – 2003 yıllarında Planlama Uzmanı ve Müsteşarlık Müşaviri, Ağustos 2003 - Mayıs 2007 arası Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, Mayıs-Eylül 2007 arası Başbakanlık Müsteşarı (vekâleten) olarak görev yaptım. 26 Eylül 2007 tarihinde ise Gümrük Müsteşarı olarak atandım.

3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması üzerine Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali BABACAN başkanlığında oluşturulan Avrupa Birliği İzleme ve Yönlendirme Komitesine (AB-İYK) Başbakanlığı temsilen katılarak Gümrük Müsteşarı olarak atandığım tarihe kadar müzakere sürecinin yönetiminde görev yaptım. Bu dönemde ayrıca Kamu Alımları Faslı ile İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi Faslı için oluşturulan Türkiye Heyetinin Başkanlığını da yürüttüm.

Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Başbakanlık Müsteşar Vekilliği döneminde, başta Kamu Yönetimi Reformu, Sosyal Güvenlik Reformu ve Kamu Personel Reformu olmak üzere birçok alanda yapılan reform çalışmalarında aktif olarak görev yaptım.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku başta olmak üzere, insan hakları, Avrupa Birliği ve diğer alanlarda yayınlanmış kitap ve makalelerim bulunmaktadır.

GÜMRÜK DÜNYASI: 26.09.2007 tarihinde Gümrük Müsteşarı olarak atanmanız öncesinde gümrük teşkilatı hakkında düşünceleriniz ne şekilde idi? Gümrük Müsteşarlığı görevine başladığınızda teşkilatımız ile ilgili hedefleriniz nelerdi? Geçen süre zarfında hedeflerinizi ne ölçüde gerçekleştirme imkânı buldunuz? Geleceğe yönelik hedefleriniz nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Gümrük Müsteşarı olarak atanmadan önce, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Vekâleten Başbakanlık Müsteşarlığı görevini yürütüyorken gümrük alanıyla ilgili olarak iki konuda çalışmalarımız oldu. Bu dönemde bir yandan Kamu Yönetimi Reformu çalışmalarını yürütürken, diğer taraftan bu çalışmaların ayrılmaz bir parçası olan bürokrasi ve kırtasiyecilikle mücadele çalışmalarını da bana bağlı olan Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığının koordinasyonunda yürütmeye başladık. Bu çerçevede gümrük iş ve işlemlerinin basitleştirilmesi, kolaylaştırılması, kişilere getirilen gereksiz idari yüklerin kaldırılması alanında da, kısaca gümrük iş ve işlemlerindeki bürokrasi ve kırtasiyecilikle mücadele alanında da yapılması gerekenler bulunmaktaydı. Özellikle, kara sınır kapılarındaki işlem süreci ve bu süreç içerisinde görevli ve yetkili olan kurumların çokluğu uzun kuyrukların oluşmasına ve yığılmalara sebep oluyor; bu da yakınmalara yol açıyordu. Ticaret erbabının, gümrük müşavirlerinin, nakliyecilerin ve yolcuların gümrük idaresi içindeki süreçlerin yanında bir kurumdan diğerine işlerini tamamlamaları için dolaşmaları zorunluluğu iş ve işlem süreçlerini uzatıyor, bu durum hem ülkemizin dış ticaretine ve imajına olumsuz etki ediyor, hem insanları bıktırıyor ve yığılmalara yol açıyor, hem de bazı suistimaller için uygun ortam oluşturuyordu. Bazı kara sınır kapılarımızda sayısı ondörde ulaşan kurum ve kuruluşların varlığı ve bunların ve çalışanlarının bu alanlardaki yetkilerinden vazgeçmek istememesi sorunun çözümündeki önemli zorluklardan biri idi. Dolayısıyla, Gümrük Müsteşarlığı istese de bunu gerçekleştiremeyeceğinden, Başbakanlık olarak İdareyi Geliştirme Başkanlığının koordinasyonunda bir çalışma grubu oluşturarak soruna müdahale ettik. Bu çalışmanın sonucunda 2006/11 sayılı Başbakanlık Genelgesini yayınlayarak hem kara sınır kapılarındaki Gümrük ile Polis dışındaki kurumların kapatılarak yetkilerinin kaldırılmasını, dezenfekte suyundan geçilmesi gibi çağdışı ve anlamı olmayan veya kişilerin gereksiz yere ücret ödemesini gerektiren ve bu nedenle vatandaşa idari yükler getiren bazı uygulamaların kaldırılmasını hem de kara sınır kapılarında transit işlemi ile yolcu ve araç giriş çıkışı dışındaki diğer işlemlerin yapılmamasını sağlamış olduk.

Bürokrasi ve kırtasiyecilikle mücadele anlamında gümrük iş ve işlemleriyle ilgili ikinci müdahale alanı dış ticaret işlemlerinin ve süreçlerinin kolaylaştırılması ve basitleştirilmesi çalışmaları olmuştur. Çok sayıda kurum ve kuruluşun yetkili olduğu ve bu nedenle de hiçbirinin yetkilerinden vazgeçmek istemediği bir alan da dış ticaret işlemleridir. Bu alanda da geçmişte yapılmak istenilen bazı iyi niyetli çabalar sonuç vermemiş ve klasik bürokratik yaklaşım aşılamamıştır. Bu nedenle, bu konuya da Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığının koordinasyonunda bir çalışma grubu oluşturarak müdahale ettik. Konunun tarafı olan kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör temsilcilerinin tamamının temsilini sağlayan bir grupla çalışmaları başlattık. Bu çalışmalar sonucunda hem bir rapor hem de gereksiz iş ve işlemlerin kaldırılması için çıkarılması veya değiştirilmesi gereken mevzuat düzenlemelerini de hazırladık. Ancak, genel seçimlerin erkene alınması kararı ve 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılması bu alandaki çalışmalarımızın hayata geçirilmesini önlemiş oldu. Umarım, şimdi Başbakanlık hemen hemen tamamlanmış olan bu çalışmayı hayata geçirmek için son yapılması gerekenleri yapar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Gümrük Müsteşarı olarak atandığımda ilk önce biraz tereddüt yaşadım. Çünkü sadece Başbakanlıkta görev yaptığım dönemde bazı çalışmalar dolayısıyla sınırlı bir şekilde tanıdığım, bunun ötesinde herhangi detaylı bir tanıma fırsatım olmayan bir kuruma Müsteşar olarak atanmıştım. Diğer taraftan politika belirlemek ve koordinasyon yapmaktan öte günlük rutin işlemlerinin çok olduğu bir teşkilata gelmiş olduk. Ayrıca, en önemlisi, çok ciddi bir imaj sorunu olan bir kurum olması da ciddi endişelere sevk edici bir durum oluşturmaktaydı. Başbakanlıktaki görevim nedeniyle Kapıkule Kara Sınır Kapısında yapılan operasyon hakkındaki bilgilerim, teşkilatın yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık gibi suçlarla çok sık birlikte anılması gibi durumlar da bu tereddütlerimizin oluşmasında etkili olmuştur. (Ancak, bu durumlara bakarak hiçbir zaman bütün kurumun ve çalışanlarının tamamının bu işler içinde olduğu sonucuna gidilmemelidir. Toptancı yaklaşımlar her zaman yanılgılarla maluldür. Her kurumda, bütün toplumda olduğu gibi iyi niyetli kişiler olacağı gibi, kötü niyetli, suç işlemeye meyilli kişilerin de olabileceğini kabul etmek gerekir. Önemli olan kişilere bağlı sistemler oluşturmak yerine, kim gelirse gelsin düzgün işleyen bir sistem kurmak olmalıdır. Şayet sistem iyi kurgulanabilirse, kötü niyetli kişiler otomatik olarak dışlanacaktır. İyi kurgulanmış bir sistemde bilgi ve liyakate dayalı, ahlaki yönden zaafları olmayan kişilerin göreve getirilmesi halinde yaşanan bazı sorunlar bir süre sonra ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla öncelikle sistem üzerinde düşünülmesi ve kurgunun çok iyi tasarlanması gerekmektedir.)

Bu tereddüt ve düşüncelerle göreve başladıktan sonra önce bir gözlem dönemi içinde bulundum. Bütün birimlerden ve taşra teşkilatı üst yöneticilerinden brifingler aldım. Gerek teşkilatın mensuplarını gerekse gümrük idaresi ile doğrudan veya dolaylı irtibatlı olan kişileri dinledim ve izledim. Bu dönemin teşkilatı ve sistemi algılamakta, tanımakta çok katkıları oldu. Şu anda teşkilatı tanıdığımı ve kurgulanacak sistemin temel parametrelerini oluşturduğumu söyleyebilirim.

Müsteşarlık görevine başladığımda teşkilatımızla ilgili hedefleri öncelikle çok genel düzeyde düşündüğümü söyleyebilirim. Çünkü 2003 yılının Ocak ayından itibaren 58 ve 59 uncu hükümetler döneminde Acil Eylem Planında yer alan bazı reformların hazırlanmasında görev verilmiş biri olmam ve 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerine kadar bu konularda çalışan bir kişi olarak; bu dönemde gündeme getirdiğimiz birçok reform çerçevesinde Gümrük Müsteşarlığının yapılanmasını ve bu yapı içerisinde yine bu dönemde bürokrasi ve kırtasiyecilikle mücadele alanında yaptığımız çalışmalar kapsamında yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirmesini sağlayacak bir teşkilat oluşturmayı düşündüğümü söyleyebilirim.

Merkezi idarenin vazgeçemeyeceği ve devredemeyeceği bir kamu hizmetini yerine getiren Gümrük Müsteşarlığının, yukarıda da belirttiğim gibi birçok olumsuz kavramla birlikte anılması, üstesinden gelinmesi gereken önemli bir sorun alanı ve bununla mücadele edilmesi diğer bir hedef olarak ifade edilebilir.

Ayrıca, Müsteşarlık, doğrudan kişilere, özellikle ticaret erbabına hizmet üreten bir idare olduğundan bu hizmetleri en süratli, yasal ticarette en az idari yük yükleyen, en az maliyetli, en düşük düzeyde kırtasiye ve bürokrasi içerisinde yerine getiren bir idare olması; ancak bunun yanında ülke güvenliğini ve halk ve çevre sağlığını da yakından ilgilendiren bir alanda hizmet yerine getirdiğinden bunları koruyan, yasadışı ticaretle en etkili şekilde mücadele eden bir teşkilat olması da ilk olarak düşündüğümüz hedefler olarak belirtilebilir.

Özellikle, 1980'li yıllardan itibaren korumacılık anlayışının kalktığı, uluslararası ticaretin serbestleştiği, bunların doğal sonucu olarak uluslararası ticarette rekabetin çok acımasız ve rekabet üstünlüğü avantajının çok önemli hale geldiği bir dünyada, ülkemizin 300 milyar Doları aşan dış ticaretine ilişkin bütün işlemlerin yerine getirildiği bir idarenin ülkemizin ve ticaret erbabımızın rekabet üstünlüğü avantajının sağlanması da bu Teşkilat için önemli bir hedeftir.

Müsteşarlık teşkilatının yeniden yapılandırılması için hazırlanan yeni teşkilat kanunu tasarısı yanında, yine teşkilatlanmayla ilgili olarak Kasım 2007'de merkez birimlerine yazılı olarak verdiğim bir talimat çerçevesinde de bazı somut hedefler belirlenmiştir. Bunları kısaca özetleyecek olursak:

•  Müsteşarlığın hizmet kapasitesinin geliştirilmesi, sorunlarının çözümü ve gümrük hizmetlerinin iyileştirilmesi, verimli hale getirilmesi, etkililiğinin sağlanması için bir EYLEM PLANI hazırlanmıştır.

•  Müsteşarlığı ilgilendiren kanunlar ve ikincil düzenlemeler (tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge, usul ve esas, tamim, tasarruflu yazı vb.) gözden geçirilerek güncellenecek, gereksiz ikincil düzenlemeler yürürlükten kaldırılacak, uygulamaya dönük hükümler objektif esaslara bağlanacaktır. Bu çerçevede bazı güncellemeler ve yürürlükten kaldırmalar gerçekleştirilmiştir. Ancak, bu alanda yapılacak daha çok iş bulunmaktadır.

•  Her bir hizmet birimi yerine getirmekte olduğu kamu hizmetinin tamamını belirleyerek bürokrasi ve kırtasiyeciliği en aza indirecek şekilde iş ve süreç analizi yapacak, her bir iş ve işlem için gerekli bilgi ve belgeler ile sürecini belirleyecektir . Bunlardan elektronik ortamda (e-devlet) (m-devlet) yapılabileceklerin tamamının bu ortamda yapılabilmesi için gerekli tedbirler alınarak alt yapısı oluşturulacaktır. Bu çalışmanın nihai hedefi, Müsteşarlığın yerine getirdiği tüm hizmetlerin insansız ve kâğıtsız yapılması olacaktır. Bu çalışmanın sonucunda “ Gümrük Hizmetleri İş ve İşlemleri ile Süreçleri Rehberi ” hazırlanarak basılı hale getirilecektir. Bu Rehberde her bir iş ve işlemin azami bitirilebileceği süre bir taahhüt olarak yer alacaktır . Bu çalışma yapılıyorken, her bir işlem önce sorgulayıcı yaklaşımla değerlendirilecek, mükerrer, gereksiz, fonksiyonel olmayan tüm işlemler, belgeler ve süreçler ayıklanacaktır. Etkililik, verimlilik, basitleştirme, fonksiyonellik, fayda-maliyet kıyaslaması bu çalışmanın temel ilkeleri olacaktır. SMS yoluyla beyanname sorgulama uygulaması mükelleflerin ve gümrük müşavirlerinin hizmetine açılmış bulunmaktadır.

•  Her bir hizmet biriminin amiri, bütün unvanlar itibarıyla kendi biriminin insan gücü planlamasını yapacak, 24 saat ve 12 saat esasına göre ayrı ayrı olmak üzere, her bir Başmüdürlük ve bağlı birimleri itibarıyla insan gücü planlaması yapılacak, her biri için standart norm kadro belirlenecektir. Daha sonra bu çalışma Gümrük Müsteşarlığı Norm Kadro Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik olarak yayınlanacaktır. Bundan sonraki atama ve yer değiştirmelerde bu Yönetmelik çerçevesinde atama ve yer değiştirmeler yapılacaktır. Bu yöndeki çalışmaların geneli tamamlanmış ancak detay çalışmaları devam etmektedir.

•  Rotasyona tabi personelin kapsamı gözden geçirilecek ve genişletilecek; müşterek kararname ile atananlar hariç, bütün unvanları kapsayacak şekilde atama ve yer değiştirmeler için puanlama usulü geliştirilecek ve tüm atama ve yer değiştirmelerin bilgisayar ortamında kura yöntemiyle yapılabilmesi için gerekli hazırlıklar tamamlanmıştır. Buna yönelik olarak 3 Mayıs 2008'de yeni Yönetmeliğimiz yürürlüğe girmiş ve 2008 dönemi rotasyonu ilk kez puanlama ve elektronik kura yoluyla yapılmıştır. Böylece insan kaynakları yönetiminde şeffaflık sağlanmış, sübjektif değerlendirmelere dayalı yer değiştirme uygulaması tamamen ortadan kaldırılmış, personelin çalışma bölgelerinin belirlenmesinde adil bir uygulama getirilmiştir.

•  Bütün hizmet birimleri yaptıkları iş ve işlemleri imza yetkisi yönünden değerlendirecek, sırasıyla Bakan, Müsteşar, Müsteşar Yardımcısı, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Müstakil Daire Başkanı ve Daire Başkanı tarafından imzalanarak tamamlanacak işler belirlenerek “ Gümrük Müsteşarlığı İmza Yetkileri Yönergesi ” hazırlanmıştır. Bu çalışmada yetki devri temel ilke olarak alınmış, bir alt kademede bitecek işler üst kademeye taşınmayacağı hususuna dikkat edilmiştir. Bu sayede bir alt kademede tamamlanacak işler bir üst kademeye taşınmamış olacak, iş ve işlem süreçleri kısaltılmış olacaktır.

•  “ Alo Gümrük ” ve “ Gümrük Beyaz Masa ” gibi uygulamalar değerlendirilecek, uygulanmaya değer ve yararlı bulunması halinde uygulanabilmesi için gerekli alt yapı çalışmaları tamamlanarak hizmete alınacaktır.

•  Tasfiye işlerinin en kısa sürede başlatılıp tamamlanabilmesi için bir çalışma yapılacak, iş ve işlem süreçleri basitleştirilecek, kısaltılacak, şeffaflık ve katılımcıların rekabetini artırıcı tedbirler geliştirilecektir.

•  Otomasyon sistemi gözden geçirilecek , demode hale gelen, fonksiyonel olmayan programların modern ve fonksiyonel olanları ile değiştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

•  Müsteşarlığın mevcut veri bankasındaki bilgilerin hem birimler tarafından hem de ilgili diğer kurum ve kuruluşlar tarafından paylaşımına ilişkin esas ve usuller belirlenecektir. Bu konuda birimler arasındaki paylaşımın usul ve esasları oluşturulmuş ve buna göre yetkilendirilmiş kişiler bilgilere erişebilmekte, yazışma yoluyla bilgi istenmesi uygulaması kaldırılmış bulunmaktadır. Ayrıca, Müsteşarlığın faaliyet alanıyla ilgili diğer kurum ve kuruluşlar tarafından oluşturulan verilerin kullanılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılacak, diğer kuruluşlarla bilgi paylaşımı konusunda protokoller yapılacaktır.

•  Müsteşarlık web sitesi, kullanıcı dostu bir şekilde, yeniden tasarlanmış, yapılan bu çalışma ile kullanım kolaylığı, basitlik, içindeki bilgilere kolay erişilebilirlik ve sadelik arzeden yeni web sitemiz hizmete girmiştir.

Müsteşarlığa başlayalı henüz çok uzun bir süre geçmemiş olmasına rağmen bu hedeflerin bir kısmı gerçekleşmiş, bir kısmının ise gerçekleşmesi için hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

GÜMRÜK DÜNYASI: Sadece ithalat ve ihracat rakamları dikkate alındığında dahi 300 milyar Doları aşan dış ticaret hacmi karşısında Gümrük Müsteşarlığının üzerine düşen görevler nelerdir? Bu bağlamda nasıl bir Gümrük Müsteşarlığı düşünüyorsunuz?

M. Emin ZARARSIZ: Bir önceki soruyu cevaplarken kısmen değindiğim gibi, dünyada 1980'li yıllardan itibaren Sovyet blokunun çökmesiyle açığa çıkan çok önemli değişimler yaşanmaya başlamıştır. İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçilmiş, dünyanın en gelişmiş devletlerinin milli gelirlerinden daha büyük cirolara ulaşan şirketler oluşmuş, ticari anlamda sınırlar ve korumacılık duvarları kalkmış, ulusal ölçekteki üretimlerden uluslararası zincir içerisinde üretim süreci başlamıştır. Ülkemizde de bu dönemde çok önemli gelişmeler yaşanmış, Liramız konvertıbıl hale getirilmiş, koruma duvarları kaldırılmaya başlanmış, karma ekonomik modelden serbest piyasa ekonomisi modeline geçilmiş, Devlet ticaret ve sanayi hayatından çekilmeye başlamış, ülkemiz insanının daha fazla bir kesimi ithalat, ihracat gibi işlemlerle tanışmaya ve iştigal etmeye başlamış, dış ticaret hacmi artmaya başlamış, Avrupa Topluluğu ile Gümrük Birliği oluşturulmuş, Avrupa Birliğine tam üyelik hedefli adaylık statüsü elde edilmiş vb. diğer gelişmeler yaşanmıştır.

Özellikle 2003 yılından itibaren yakalanan istikrar ortamıyla birlikte dış ticaret hacmimizde önemli gelişmeler kaydedilmiş, 2003 yılında 91.427 milyar Dolar olan dış ticaret hacmi 2007 yılı sonunda 277.232 milyar Dolara ulaşmıştır. 2008 yılı sonu itibarıyla 300 milyar Doları aşmak hedeflenmiş, 2023 yılında ise sadece ihracat için konulan hedef 500 milyar Dolar olarak öngörülmüştür.

Bilindiği gibi, gümrükler, ülkelerin birbirleriyle olan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal farklılıklarını korumak ve egemenliğin pekiştirilmesi ve yansıtılması fikrinden hayat bulmuştur. Bu temel hareket noktasının bir gereği olarak gümrükler ile korumacılık birbirinin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Ancak, dünyada, özellikle 1980'lerden itibaren yaşanan hızlı gelişmeler ve dönüşümler sonucunda ekonomik topluluklar, gümrük birlikleri, serbest ticaret anlaşmaları ekonomik bütünleşme hareketlerini artırmış, elektronik ortamda bilgi ve mal alış-verişindeki baş döndürücü gelişmeler birçok temel felsefenin değişmesini, dönüşmesini zorunlu hale getirmiş ve dünya genelinde ticaretin serbestleşmesi düşüncesi egemen düşünce haline gelmiştir. Bu temel değişimler, gümrüklerin fonksiyonunun da değişmesini zorunlu hale getirmiş ve korumacılık felsefesini savunan ve uygulayan bir gümrük anlayışını geçersiz hale getirmiştir.

Yeni dönem ve anlayışın zorunlu bir sonucu olarak, dış ticarette ve tüketicilerin kaliteli mala en ucuz bir şekilde ulaşması bakımından her türlü maliyet unsuru, özellikle zaman maliyeti, rekabet bakımından önemli hale gelmiş ve bu durum gümrüklerin fonksiyonunu daha da önemli kılmıştır. Zira gümrük uygulamaları dış ticarette önemli bir maliyet unsuru olabilmektedir. Bu anlamda yüklenilen maliyetlerin artması, ülkenin ithalat ve ihracatçısı bakımından uluslararası ticarette rekabet üstünlüğünü kaybetmesine ve haksız rekabete yol açacağı gibi, tüketicilerin de aleyhine sonuçlar doğurabilecektir.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, bunların üretim ve pazarlama süreçlerine yansıması, dünya ticaretinde hem nitelik hem de nicelik yönünden önemli değişimlere yol açmış, ticarete bile konu olmayan birçok ürünün dış ticarete konu olması sonucunu doğurmuştur. Bu değişimler, gümrüklerin klasik varlık sebeplerini ortadan kaldırmış ve farklı fonksiyonları üstlenmeleri gereğini doğurmuştur. Özellikle, insan sağlığının, can ve mal güvenliğinin, çevre ve tüketicinin korunması yanında insanların kaliteli mala en ucuz şekilde sahip olmasını sağlama anlamında gümrüklerin önemi daha da öne çıkmıştır.

Bu değişim ve dönüşümler çerçevesinde, yasal ticaretle ilgili olarak işlemleri basitleştiren, kolaylaştıran, her türlü maliyeti düşüren, kendisini mükellef ve yolcu yerine koyarak değerlendirme yapan ve takdir yetkisini vatandaş lehine kullanan; yasadışı ticaretle ilgili olarak ise her türlü özveriyi göstererek gerekli tüm tedbirleri alıp çelik gibi duran bir gümrük idaresi olunması gerekmektedir.

Bu düzeye gelmiş ve bu hedefler konulmuş olan dış ticaret işlemlerinin tamamı gümrük idaresi üzerinden yapılmaktadır. Dolayısıyla, bu hedeflere varma noktasında Türk kamu idaresinin bir parçası olan Gümrük Müsteşarlığına da, yasa dışı ticareti engelleme ve bununla mücadele etme konusundaki temel ilkesinden vazgeçmemek şartıyla, önemli görevler düşmektedir. Özellikle, rekabette her türlü maliyet unsurunun ve zaman maliyetinin çok önemli hale geldiği bir durumda, gümrük idaresi de ülkemiz ticaret erbabının rekabet üstünlüğünü sağlayabilmesi için idari yükleri en aza indirecek sistemi kurmak ve uygulamak durumundadır. Ayrıca, yine bu amaçları gerçekleştirmek için gümrük iş ve işlemlerinde gereksiz bürokrasi ve kırtasiye kaldırılmalı, ticaret erbabının iş ve işlemleri en hızlı şekilde gerçekleştirilmelidir. Bu kapsamda, tüm işlemlerin elektronik ortamda yapılabildiği, mükelleflerin gümrük idaresine gelmediği bir gümrük iş ve işlem sürecini oluşturmak gerekmektedir. Özellikle, kâğıt ortamındaki beyannamenin kaldırılması, beyannameye eklenmesi zorunluluğu bulunan diğer kurum ve kuruluşlarından alınması gerekli belgelerin ilgili kurum ve kuruluşlardan elektronik ortamda alınabildiği bir yapı kurulması gerekmektedir. Özellikle son konuda önemli gelişmeler sağlanmış, kurum ve kuruluşların düzenlemek zorunda olduğu belgelere elektronik ortamda gümrük idaresi tarafından ulaşılabilmesi için kurum ve kuruluşlarla görüşmeler tamamlanmış ve bunun alt yapısını oluşturma çalışmaları tamamlanmak üzeredir.

GÜMRÜK DÜNYASI: 4458 sayılı Gümrük Kanununda yapılması düşünülen değişiklikler konusunda bilgi verebilir misiniz?

M. Emin ZARARSIZ: Bilindiği gibi Ülkemiz 1996 yılında Avrupa Topluluğu ile Gümrük Birliği oluşturmuş ve bu çerçevede gümrük mevzuatını Topluluk gümrük mevzuatı ile uyumlu hale getirme yükümlülüğüne girmiştir. 3 Ekim 2005 tarihinde ise Avrupa Birliği ile tam üyelik için katılım müzakerelerine başlanmıştır. Bu müzakerelerin sonucunda ülkemiz müktesebatının, 32 başlığa ayrılmış Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu hale getirilmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla, ülkemiz mevzuatının ve bu mevzuatı uygulayacak idari kapasitesinin Avrupa Birliği norm ve ilkelerine uyumlu hale getirilmek durumundadır.

Gümrük Birliği süreci başladığında, Türk gümrük mevzuatının Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uyumlu hale getirilebilmesi için çalışmalar başlamış, 1615 sayılı Gümrük Kanunu ve buna dayalı diğer gümrük mevzuatı yürürlükten kaldırılmış ve Avrupa Birliği Gümrük Kodu tercüme edilerek bugün yürürlükte olan 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve bu Kanunla getirilen sisteme uygun diğer gümrük mevzuatı oluşturulmuştur. Ancak, Topluluk Gümrük Kodunda zaman içinde meydana gelen değişiklikler nedeniyle Gümrük Kanununun bazı maddeleri AB gümrük mevzuatı ile uyumsuz hale gelmiştir. Bu uyumsuzluğun giderilmesi ve AB ile tam üyelik müzakere sürecinin de başlaması sonucu gümrük mevzuatımızı AB gümrük müktesebatına uyumlu hale getirebilmek için 59 uncu Hükümet döneminde iki adet Tasarı hazırlanmış, bunlardan biri TBMM'ne kadar gelmiş, diğeri ise Başbakanlığa sevkedilmişti. Ancak Genel Seçimlerin öne alınması nedeniyle bu tasarılar kanunlaştırılamamıştır.

Göreve başladığımızda, bu hazırlıklar dikkate alınarak hem Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uyum amaçlı hem de uygulamada karşılaşılan bazı sorunların ulusal menfaatlerimiz de gözetilmek suretiyle dış ticaret erbabının iş ve işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik uygulamaların çözümlenebilmesi için 4458 sayılı Gümrük Kanununda değişiklik yapılmak üzere hazırlıklar ikmal edilmiş ve şu anda Tasarı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir. Oldukça uzun olan bu değişiklikleri kısaca özetlemeye çalışırsak şu hususları ifade etmek mümkündür.

“Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı” 45 madde ile 1 geçici maddeden oluşmaktadır. Bunlardan,

  • 14 madde ile AB Mevzuatına uyum,
  • 17 madde ile uygulamada yaşanan sorunların çözümü,
  • 6 madde ile hem AB mevzuatına uyum hem de uygulamada yaşanan sorunların çözümü,
  • 2 madde ile şekil açısından düzeltme,
  • 1 madde ile de 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik,

amaçlanmıştır.

Bu Kanun tasarısı ile;

  • Uyum kapsamında yeni deyimler getirilmiş, mevcut deyimlerin tanımlarında değişiklikler yapılmıştır.
  • Avrupa Birliği mevzuatında kabul gören “ yetkilendirilmiş yükümlü ” müessesesi ile kolaylaştırılmış emniyet ve güvenlikle ilgili gümrük kontrollerinden veya gümrük mevzuatının öngördüğü basitleştirilmiş uygulamalardan yararlanacak ‘yetkilendirilmiş yükümlü' statüsü belirlenerek bu statünün tanınması için gereken şartlara yer verilmiştir.
  • Uygulamada yaşanan sorunların aşılması amacıyla gerek Müsteşarlığa gerekse bağlı olduğu Bakana çeşitli yetkiler öngörülmüştür.
  • Risk Yönetimi çerçevesinde risk analizi teknikleri kullanılarak seçiciliğin sağlanması, Ulusal Risk Yönetimi Politikasının oluşturulması, usul ve esaslarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
  • Tercihsiz menşeye ilişkin olarak düzenlenen menşe şahadetnamelerine dair AB mevzuatına aykırı hükümler ayıklanmıştır.
  • AB mevzuatında oluşan değişiklikler paralelinde Gümrük Kanunundaki giriş özet beyan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yine eşyanın gümrüğe sunulmasına ilişkin hükümler yeniden düzenlenmiştir. Mer'i Kanundan farklı olarak, özet beyanın verilmesinden sonra eşyanın gümrüğe sunulması esası getirilmiştir.
  • Fikri ve sınaî hakların korunması kapsamında hakları ihlal eder mahiyetteki eşyanın gümrük işlemlerinin durdurulması kararının devamı için, ihtiyati tedbir kararı alınması şartı getirilmiş; koruma kapsamı dışında tutulan eşyaya yer verilmiştir.
  • Bilindiği gibi, gümrük işlemleri tümüyle Bilgisayarlı Gümrük Etkinlikleri (BİLGE) sistemi üzerinden bilgisayar ortamında gerçekleştirilmektedir. Gümrük beyannamesine eklenmesi gereken belgelerin elektronik ortama alınması ve gümrük idaresi istediğinde ibraz edilmek üzere mükellefçe muhafaza edilmesi öngörülmüştür. Böylece hem arşiv ihtiyacı azaltılmış olacak hem de bundan daha önemlisi mükelleflerin gümrük idaresine hiç gitmeden işlem tesisi gerçekleştirilecektir. Bu uygulamanın hayata geçmesiyle birlikte gümrük imajının tamamıyla değişmesi ve düzeltilmesi sonucu doğacaktır .
  • Gümrük işlemlerinin tamamı artık bilgisayar ortamında yürütüldüğü dikkate alınarak tescil işlemi yeniden tanımlanmıştır. Gümrük beyannamesinde düzeltme yapılması kolaylaştırılmıştır.
  • Kanunun sistematiği açısından da AB mevzuatına uyum sağlanmıştır.
  • Transit rejimi yeniden tanımlanmış, ilgili maddedeki ifade bozuklukları düzeltilmiş, Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uygun olacak şekilde transit rejiminin sona ermesi ve bu rejimin ibrasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
  • Ülkemiz transit taşımacılığının Avrupa ülkelerinin tamamını kapsayan Avrupa ülkelerinde yapılacak nakliyatta tek bir transit bölgesinin ve tek bir teminat sisteminin geçerli olmasına dayalı “ Ortak Transit ” olarak adlandırılan taşıma sistemine dâhil olması kapsamında, bu sistemin hukuki alt yapısı, Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uyumlu olarak oluşturulmaktadır. Yine transit rejiminde bireysel teminat ve kapsamlı teminat uygulamaları da düzenlenmiştir.
  • Dâhilde işleme rejiminin geri ödeme sisteminden yararlanılmasına ilişkin esaslar AB mevzuatına paralel olarak yeniden düzenlenmiştir.
  • Hariçte işleme rejimi kapsamında yeniden ithal edilen eşyaya ilişkin hükümlere istisna olarak anılan rejimi müteakip serbest dolaşıma giriş rejiminin uygulanacağı durumlar ve buna ilişkin özel şartların Bakanlar Kurulunca belirlenmesi öngörülmüştür.
  • Uyum kapsamında, serbest bölgelere gelen ve çıkan eşya ile ilgili olarak ; ilaveler yapılmış, yurt dışından serbest bölgelere gelen eşyayla ilgili gümrük idaresine özet beyan verilmesi ve sunulması, tarım ürünlerinin bu bölgelerde kalma sürelerine sınırlama getirilmesi öngörülmüştür. Serbest bölgelere Türkiye'den yapılan ihracatın tüketim ve kullanımına açıklık getirilmiştir.
  • AB mevzuatında oluşan değişiklikler paralelinde Gümrük Kanunundaki çıkış özet beyan hükümleri yeniden düzenlenmiştir.
  • Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, kuvvet komutanlıkları, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün münhasıran asli görevleri ile ilgili olarak ithal edilecek bazı eşya için, anılan kurumların faaliyet sahaları dikkate alınarak ve rekabet bozucu bir etki yaratmayacağı değerlendirilerek bazı muafiyetler öngörülmüştür.
  • Türkiye-AT Ortaklık Konseyi tarafından 6 Mart 1995 tarihinde kabul edilen Gümrük Birliğinin Uygulama Usullerini Belirleyen Kararın 26 ncı maddesi gereğince, Gümrük vergisi muafiyetine ilişkin Konsey Yönetmeliği Konsey Tüzüğü şeklinde sıralanan mevzuat benimsenmiştir.
  • Yerleşim yeri Türkiye dışında olan gerçek kişilerin Türkiye'de satın aldıkları veya kiraladıkları konutlarda kullanılmak üzere getirdikleri ev eşyasına gümrük vergilerinden muafiyet tanınmıştır. Ayrıca, yolcuların kendi kullanımlarına mahsus ticari mahiyette olmayan kişisel eşyasına muafiyet hakkı tanınmıştır. 300 EURO muafiyet tutarı da AB mevzuatı muafiyet hükümleri esas alınarak 430 EURO'ya çıkarılmıştır.
  • Özel yolla tasfiye ' uygulaması da tasfiye yöntemlerine ilave edilmiş; tasfiye edilecek eşyanın insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığına zarar vermesini engellemek amacıyla tasfiye idaresinin gerekli önlemleri alma yükümlülüğüne vurgu yapılmıştır.
  • Halen sadece ihale yoluyla tasfiye edilecek eşyanın serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulabilmesi yönündeki düzenleme, diğer gümrük rejimleri ve yeniden ihracat için genelleştirilmiş ve perakende satış yoluyla tasfiye edilecek eşyayı da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Gümrük gözetimindeki eşyanın tasfiyelik hale gelse dahi öncelikle sahibi tarafından tasarrufunun teşvik edilmesi amaçlanmıştır.
  • İthalatta gümrük yükümlülüğünün başlaması yeniden düzenlenmiş; dolaylı temsilde temsilcinin yükümlülüğüne açıklık getirilmiştir.
  • Mahiyeti veya nihai kullanımı nedeniyle tercihli tarife uygulamasından ya da ithalat veya ihracat vergilerinden tamamen veya kısmen muafiyetten yararlanması mümkün olan eşya için gümrük yükümlülüğünün doğduğu hallerde, ilgili kişinin hileli bir davranışı ve ihmalinin bulunmaması ve tercihli tarife ve muafiyet uygulanması için gerekli olan diğer şartların yerine getirildiğinin ispat edilmesi kaydıyla, tercihli tarife ve muafiyet uygulamasının devamı sağlanmıştır.
  • Dâhilde işleme rejimi kapsamında ihraç edilen işlem görmüş ürünün bünyesinde kullanılan üçüncü ülke menşeli girdilere uygulanacak ithalat vergilerine (telafi edici vergi) ilişkin ödeme süresi, eksik ödemede uygulanacak müeyyide, fazla ve eksik ödenen ithalat vergilerinin mahsubuna ilişkin düzenleme yapılmıştır.
  • AB mevzuatında yer alan ‘ iyi niyetli yükümlü ' kavramı mevzuatımıza kazandırılmış ve tercihli tarife uygulamasında iyi niyetli yükümlünün korunmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir.
  • Faiz uygulamasına ilişkin farklı anlamalara ve uygulamalara yol açabilen ifadeler düzeltilmiş; indirimli teminat uygulamasından yararlanılması durumunda faizin teminat verilmeyen kısmının tümüne ve nakit verilen kısım dışında kalan kısma uygulanmasına açıklık getirilmiştir.
  • Fazla çalışma ücretlerinin Hazineye aktarılan %50'lik kısmı kaldırılarak dış ticaret erbabının fazla mesai ödemelerinden kaynaklanan yükün azaltılmasına imkân tanınmasının yasal alt yapısı oluşturulmuştur.
  • Başmüdür ve başmüdür yardımcıları ile yaptığı işin mahiyeti gereği sivil olarak çalışması gerekenler hariç Müsteşarlık taşra teşkilatında çalışan tüm personelin resmi kıyafet giymesi zorunluluğu getirilmiştir.
  • Ticari miktar ve mahiyet arz etmeyen eşyanın ve özel kullanıma mahsus taşıt araçlarının gümrük işlemlerinin gerçek kişilerce doğrudan temsil yoluyla yürütülebilmesi ; posta yolu ve hızlı kargo taşımacılığı kapsamında gelen ya da giden bir kısım eşyanın gümrük işlemleri için posta idaresi ya da hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketlerin dolaylı temsilci olarak yetkili kılınabilmesi imkânı getirilerek bu işlemlerin kolayca yürütülebilmesi ve maliyetlerinin azaltılması amaçlanmıştır.
  • Gümrük vergileri ile birlikte alınması gereken para cezalarının bu vergiler ile aynı zamanda karara bağlanarak tebliğ edilmesi ve aynı zamanda ödenmesi esası benimsenerek, bunların etkili biçimde takibi ve bilhassa para cezalarının zamanaşımına uğraması ihtimalinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
  • Gümrük idaresine yükümlü tarafından yapılan beyan ile gümrük idaresi tarafından eşyanın muayenesi sonucu bulunan aykırılıklarla ilgili olarak cezalar tespit edilmiştir. Burada rejimlerin özellikleri göz önünde bulundurularak ayrıma gidilmiştir.
  • Dâhilde işleme rejimindeki telafi edici verginin ödenmemesi durumunda cezai müeyyideye yer verilmiştir.
  • Dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde uygulanacak cezalar yeniden belirlenmiştir.
  • Yapılan artışlarla 2008 yılı itibariyle 198,00.- YTL'ye ulaşan ve diğer idari para cezalarıyla kıyaslandığında da göreli yüksekliği nedeniyle yakınmalara yol açan usulsüzlük cezası 60,00.- YTL olarak yeniden belirlenmiş ve gümrük idarelerinde yeknesak olmayan uygulamaların bertaraf edilmesi amaçlanmıştır.
  • Yükümlülerin kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde itiraz edebilmeleri hükmü getirilmiştir.
  • Eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine getirilmeden serbest dolaşıma girişine ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu; dolaylı temsilde temsilcinin yükümlülüğünün beyanda kullanılan verilerin yanlış olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarla sınırlı olduğu, gümrük vergilerinin hangi hallerde kesinleşeceği, gümrük vergilerinin geri verilmesi veya kaldırılmasına ilişkin hükümlerin bu Kanun kapsamında tatbik edilen para cezaları için de uygulanacağına açıklık getirilmiştir.
  • Ekonomik etkili gümrük rejimlerinin kullanımı gümrük idaresinin iznine tabi kılınmış ve özet beyan eksiklik ve fazlalıklarının takibine ilişkin olarak dökme gelen eşyadaki % 3'ü aşmayan eksiklik ve fazlalıklar için takibat yapılmayacağına ilişkin hükmün bir hak olarak değerlendirilip kötüye kullanılabildiği hususu göz önünde bulundurularak eşya cinsi itibariyle Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenecek % 3'ü aşmayacak oranlardaki dökme eşya için takibat yapılmaması hükmü getirilmiştir.
  • 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun Geçici 3 üncü maddesindeki “kaçak şüphesiyle elkonulan eşya, taşıt ve araçların muhafazası için 1/1/2009 tarihine kadar kaçak eşya depoları kurar veya mevcut depolardan kiralamak veya satın almak yoluyla yararlanır” hükmünde geçen “1/1/2009” ibaresi, gerekli hazırlıkların tekemmül ettirilebilmesini teminen “1/1/2012” olarak değiştirilmektedir.
  • Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun tekerrüre esas alınacak idari para cezaları hakkındaki kayıtların Gümrük Müsteşarlığı bünyesinde tutulmasını öngören 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası, bu cezaların Cumhuriyet Savcıları tarafından verildiği ve bunlara ilişkin verilerin Ulusal Yargı Ağı Projesine (UYAP) kaydedildiği hususu dikkate alınarak, mükerrerliği engellemek için yürürlükten kaldırılmaktadır.
  • Gümrük işlemlerine ilişkin olmasına rağmen 485 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan kriz haline ilişkin düzenleme Gümrük Kanununun 10 uncu maddesine alınmaktadır.

GÜMRÜK DÜNYASI: Kamuoyundaki olumsuz gümrük imajının düzeltilmesi yönünde yapılabilecekler konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: “Gümrük” kavramı maalesef çoğu zaman “rüşvet”, “kaçakçılık”, “yolsuzluk” gibi kavramlarla birlikte anılmaktadır. Diğer bir deyişle, “gümrük” denilince çoğu zaman “rüşvet”, “kaçakçılık”, “yolsuzluk” kavramları akla gelmektedir. Durumun gerçekte böyle olup olmamasından ziyade böyle bir algılamanın varlığı dahi önemli bir sorunun varlığına işaret etmektedir. Üstelik algılamaların gerçeklerin önüne geçtiği bir dönemde bu durum sorunun önemini daha da artırmaktadır. Bu nedenle bu durum öncelikle ele alınması ve üstesinden gelinmesi gereken bir sorundur.

Bu kadar yaygın bir inanış var ve yapılan bazı araştırmaların sonuçları da bunu destekler mahiyette çıkıyorsa, demek ki bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun ya bir algılama sorunudur ya da gerçekten soruna yol açan nedenler yaşanmaktadır. Her iki durum da üstesinden gelinmesi gereken bir sorunun varlığına işaret etmektedir. Ya gerçekte iddia edilen durumlar bulunmamakta ve işin doğasından dolayı bir algılamayla varlığı iddia edilmektedir, ya da gerçekten bu olaylar vuku bulmaktadır. Bununla birlikte, 2006 yılında Kapıkule'de yaşanan olaylar ve yapılan denetimlerde zaman zaman tespit edilen hususlar iddia edilen hususların varlığına işaret etmektedir. Buna karşılık, yapılan bazı denetimlerin sonuçları da itham edilen kişilerin atılı eylemler içinde olmadığını da göstermektedir. Ancak, hiçbir zaman teşkilatın bütün çalışanlarının iddia edilen olumsuzluk içinde olduğu şeklinde bir iddia söz konusu olamaz. Diğer taraftan, bir hususu da birbirinden ayırmak gerekmektedir: iddia edilen hususların organize bir şekilde yapılıyor olması ile bireysel düzeyde zaman zaman karşılaşılan durumlar olması arasında da önemli farklılıklar vardır.

Bu açıklamalarım sadece bir durum tespiti içindir. Velev ki, bireysel de olsa, nadiren gerçekleşen olaylar şeklinde de olsa, iddia edilen hususların varlığının tasvip edilmesi, hoş görülmesi, görmezlikten gelinmesi, bireysel ve nadir olaylardır ve bu nedenle de tedbir almaya gerek yok gibi bir yaklaşım söz konusu olamaz. Tek bir kişi dahi bu tip olaylara karışıyorsa, bunun üzerine en ağır şekilde gitmek ve gerekli müeyyide her ne ise onu uygulamak gerekir.

Diğer taraftan, bir kamu kurumunda bu tip olaylar yaşanıyorsa, bu durum tek taraflı gerçekleşen bir olay olarak da değerlendirilemez. Bir gümrük iş veya işleminin iki tarafı bulunmaktadır: bunlar gümrük çalışanı ve bu kişiyle muhatap olan ticaret erbabı veya onun temsilcisi. Bu temsilci ya doğrudan temsil yoluyla ticaret erbabının bir çalışanı ya da dolaylı temsil ilişkisi içinde gümrük müşaviridir. Dolayısıyla üçayaklı bir sacayağından söz etmek mümkündür. Ayrıca, iddia edilen fiiller tek taraflı işlenebilen fiiller olmayıp, mutlaka iki tarafı gerektiren fiillerdir. Buradan hareketle, bir tarafta alan varsa bir tarafta da veren vardır, bir tarafta almaya meyilli kişi varsa bir tarafta da vermeye meyilli kişi vardır. Bu tespit, sorunun çözümü için alınması gereken tedbirleri belirlemede çok önemlidir.

Ayrıca, uygulanmakta olan sistemi de iyi tahlil etmek gerekir. Alan kişi ile veren kişiyi, almaya meyilli kişi ile vermeye meyilli kişiyi sürekli karşı karşıya getiren bir sistem uyguluyorsanız bunun da sorgulanması gerekir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bir gümrük idaresinde gümrük personeli ile ya mükellef muhatap olmakta ya da mükellef adına işlerini yapan temsilcisi. Dolayısıyla, bu noktadan bakıldığında, gümrük personeli ile birlikte onunla muhatap olan mükellef veya onun temsilcisinin de durumu değerlendirilmeli ve alınacak tedbirlerde bu bütünlük gözden kaçırılmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki, biraz önce de belirttiğim gibi, bu tür iddia veya algılamaların muhatabı sadece gümrük idaresi ve gümrük çalışanları değil, sacayağının diğer ikisini oluşturan gümrük müşavirleri ve ticaret erbabı da bu tür ithamlara muhatap olmakta veya bu ithamlardan olumsuz etkilenmektedir. Bu nedenle, bu sorunun üstesinden gelmek için sadece gümrük idaresi ve çalışanlarının değil, aynı zamanda gümrük müşavirlerinin ve ticaret erbabının da yapması gerekenler bulunmaktadır.

Bu gibi sorunların meydana gelmesinin nedenlerinin en başında etik değerlere verilen önem yatmaktadır. Etik değerler artık önemsenmez bir hale gelmişse, bu durumda toplum olarak bir sorgulama içine girilmesi ve ilk olarak bu sorgulamaya da eğitim sisteminden başlanması gerektiğini düşünüyorum.

İkinci olarak, uygulanmakta olan sistemin sorgulanması gerekir. Şayet, sistem kişilerin inisiyatifinin ve bu inisiyatifin belirleyici olduğu bir sistem olursa, bir takım suiistimallerin gerçekleşmesi her zaman ihtimal dâhilindedir. Bunun önlenmesi için sistemin tamamen otomasyona dönüşmesi, kişilerin inisiyatifinin kaldırılması, personel ile mükellefin veya temsilcisinin karşılaşmasının önlendiği, slagonik deyimi ile “kâğıtsız ve insansız bir sistem” kurgulanması gerekmektedir. Fiziki kontrolü gereken eşyanın belirlenmesinde dahi, bilimsel temele dayalı olarak belirlenmiş kriterlere göre yapılan risk analizi çalışmaları sonucu sistemin otomatik olarak yönlendirdiği bir sistem oluşturulmalıdır. Bu sistemin oluşturulmasında elbette birinci görev Müsteşarlığa düşmekle beraber, oluşturulacak sistemin hayata geçirilmesinde ve iyi çalışmasında gümrük müşavirlerinin de önemli rolleri olduğunu düşünüyorum.

Diğer taraftan gerek 58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde gerekse 60 ıncı Hükümet döneminde yolsuzlukların, suistimallerin, kaçakçılık eylemlerinin üzerine gidilmesi en önemli politika alanları olarak sürekli ifade edilmiştir. Ayrıca, kaçakçılık olaylarının ekonomi ve rekabet üzerindeki olumsuz etkileri ve terör örgütlerinin finansman aracı olarak kullanılması nedeniyle özellikle mücadele edilmesi gereken bir alan olduğu da temel kabullerdendir.

Ülkemizin milletlerarası camiada hak ettiği yere gelebilmesi, insanlarımızın refahının artırılabilmesi, temiz bir topluma ulaşılabilmesi, ticaret erbabımızın uluslararası ticarette rekabet üstünlüğünün sağlanabilmesi, insanımıza insan onuruna yaraşır bir hayat seviyesi sunulabilmesi, etik değerlerin azami ölçüde dikkate alınması ve bunun gibi birçok iyiliklerin gerçekleşebilmesi için tüm ülke olarak, kamu idareleri olarak, kamu çalışanları olarak, kamusal sorumlulukları olan kişiler olarak üzerimize düşen çok görev bulunmaktadır.

Üçyüz milyar Doları aşan dış ticaret işlemlerinin gerçekleştiği, yirmi milyonu geçen turistin giriş-çıkış işlemlerinin yapıldığı, yurt dışına giden-yurt dışından gelen tüm kişilerin (yolcuların) ve araçların işlemlerinin yapıldığı gümrük idaresinde gümrük camiasının ve bu camia ile iş yapan herkesin yukarıda belirtilen hedeflere ulaşabilmek için üzerine düşen çok görev bulunmaktadır. Özellikle kendilerini de gümrük camiasının birer üyesi olarak değerlendirdiğim gümrük müşavirleri ile gümrük çalışanlarının bu konuda çok daha fazla sorumluluğu bulunmaktadır. Nerede çalışıyorsunuz veya ne iş yapıyorsunuz sorusuna üstü örtülü kaçamak şekilde cevap vermek veya verilen cevap üzerine soran kişide istihzalı bir gülümseme yayılması durumu meydana gelmesi gümrük camiasını rahatsız ediyorsa, bu rahatsızlığı gidermek ve çok rahat bir şekilde “gümrükte çalışıyorum”, “gümrük müşaviriyim” cevabını verebileceğimiz bir gümrük idaresi oluşturmak hepimizin en önemli görevidir.

Bu sorunla mücadele etmek adına, gümrük idaresinin hizmet kapasitesinin geliştirilmesi, sorunlarının çözümü, gümrük hizmetlerinin iyileştirilmesi, verimli hale getirilmesi, etkililiğinin sağlanması ve kamuoyundaki olumsuz imajın silinmesi amacıyla;

•  Bürokratik kademe ve mekanizmalar azaltılmalı, kırtasiye en aza indirilmeli, iş ve işlem süreçleri kısaltılmalı ve önceden bilinir kılınmalı, örgüt yapısı da buna uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

•  Gümrüğü ilgilendiren kanunlar ve ikincil düzenlemeler (tüzük, yönetmelik, genelge, usul ve esas, tamim, tasarruflu yazı vb.) gözden geçirilerek güncellenmeli; sadeleştirilmeli, herkesin kolayca anlayabildiği hale getirilmeli, gereksiz ikincil düzenlemeler yürürlükten kaldırılmalı ve uygulamaya dönük hükümler objektif esaslara bağlanmalıdır.

•  Etkililik, verimlilik, basitleştirme, fonksiyonellik, fayda-maliyet kıyaslaması ilkeleri esas alınarak, gümrük idaresince verilen her türlü kamu hizmeti bürokrasi ve kırtasiyeciliği en aza indirecek şekilde, iş ve süreç analizi yapılarak her bir iş ve işlem için süreçler belirlenmeli; bunlardan elektronik ortamda (e-devlet) (m-devlet) yapılabileceklerin tamamının bu ortamda yapılabilmesi için gerekli tedbirler alınarak alt yapısı oluşturulmalı; böylelikle, Müsteşarlığın yerine getirdiği tüm hizmetlerin insansız ve kâğıtsız yapılması sağlanmalı; her bir iş ve işlemin azami bitirilebileceği süre bir taahhüt olarak kamuoyuna duyurulmalıdır.

•  Gümrük hizmetlerinin ekonomik, verimli ve etkili bir şekilde verilmesini sağlayacak bir insan kaynakları politikası geliştirilip uygulanmalıdır.

•  Tasfiye işlerinin en kısa sürede başlatılıp tamamlanabilmesi için iş ve işlem süreçleri basitleştirilip kısaltılarak, şeffaflık ve katılımcıların rekabetini artırıcı tedbirler alınmalıdır.

•  Gümrük Müsteşarlığının merkez ve taşra birimlerinin modern teknolojinin sağladığı imkânlardan azami derecede yararlanması sağlanmalıdır.

•  Gümrük Müsteşarlığının bilişim altyapısı gözden geçirilerek, demode hale gelen, fonksiyonel olmayan donanım ve yazılımlar modern ve fonksiyonel olanları ile değiştirilmelidir.

•  Gümrüklü yer ve sahalara yetkisi olmayan kişilerin girmesi kesinlikle önlenmelidir. Bu konuda Müsteşarlık olarak alınan tedbirlerin hayata geçirilmesinde en önemli görev gümrük müşavirlerine düşmektedir. Gümrük müşavirlerinin yetkisiz kişileri kesinlikle gümrüklü yer ve sahalara göndermemeleri, gönderilen kişilerin de içeri girmek için çeşitli yollar aramamaları gerekmektedir.

•  Sadece karalamaya yönelik ihbar ve şikâyetleri önleyici bir mekanizma oluşturulmalıdır.

•  Gümrük idaresi, gümrük müşaviri ve ticaret erbabı arasında karşılıklı güven artırılmalı ve bu güvene dayalı yakın işbirliği geliştirilmelidir.

•  Müsteşarlık olarak iyi bir halkla ilişkiler sistemi kurulmalı, bu sistem çerçevesinde camiayı ve kamuoyunu gümrük müşavirleri ve ticaret erbabı ile birlikte bilgilendirecek, gelişmeleri anlatacak panel, toplantı gibi etkinlikler artırılmalıdır.

•  Kısaca, insan unsurunun en az düzeyde yer aldığı bir sistem kurulmalı ve bütün taraflar içlerindeki çürük elmaları ayıklamada en küçük bir tereddüt yaşamamalıdır.

•  Son olarak bütün gümrük çalışanları, ticaret erbabı ve gümrük müşavirleri bir beyaz sayfa açmalı, ithamlara konu olacak her türlü davranış, uygulama ve ilişkiden kaçınmalıdır.

GÜMRÜK DÜNYASI: Müsteşarlığımızın insan kaynakları politikaları ile ilgili görüş ve düşünceleriniz nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Kamu hizmetlerinin kaliteli bir şekilde verilmesinin, bu hizmetlerde etkililiğin artırılmasının ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasının en önemli araçlarından biri insan kaynaklarıdır.

Müsteşarlığımız insan kaynaklarında birkaç açıdan sorun bulunmaktadır. Birincisi, sayısal yetersizliktir. Toplam dış ticaretin 91.427 milyar Dolar olduğu 2003 yılında 7.907 çalışan personel varken, bugün 300 milyar doları aşan dış ticaret hacmine ve Nisan 2007'de TASİŞ Genel Müdürlüğünün Müsteşarlığımıza bağlanmasıyla meydana gelen artışa rağmen merkez ve taşra teşkilatında çalışan toplam personel sayısı 8.907 kişidir (ayrıca, kadrosuz sözleşmeli personel, sürekli işçi ve geçici işçi toplamı ise 296 kişidir). İş hacminin bu kadar artmasına rağmen çalışan personel sayısının 2002 yılındaki düzeyinde bulunması akla demek ki zaten bir fazlalık söz konusuydu sorusunu getirebilir. Bu durumu, zaten bir fazlalık bulunduğu şeklinde değil, Müsteşarlığımızın otomasyon sisteminde sağladığı ilerleme ile izah etmek mümkündür.

İnsan kaynaklarıyla ilgili ikinci sorun alanı kadro unvan çeşitliliğinin fazla olmasıdır. Mesela, “memur”, “veri hazırlama ve kontrol işletmeni”, “muamele memuru”, “kolcu” unvanında çalışanlar aynı veya benzer görev ve fonksiyonları yerine getirmekte ve özlük hakları yönünden de farklılıklar bulunmamaktadır. Bu konuda unvan çeşitliliğini azaltmak, aynı veya benzer görev ve fonksiyonları yerine getiren personelin aynı unvan altında toplanması yönünde bir çalışma devam etmektedir. Ancak, bu durumla ilgili bazı birleştirmelerin sağlanabilmesi için kanun düzeyinde değişiklik gerekmektedir. Bu nedenle de yeni hazırlanan teşkilat kanunu tasarısında bu durum da düzenlenmiştir.

Bu konudaki üçüncü bir sorun, kariyere dayalı uzmanlık sisteminin yeterli ve yaygın bir şekilde kurulamamış olmasıdır. Bu durum sadece Müsteşarlığımız için değil, tüm kamu kurum ve kuruluşları için geçerli bir sorun alanıdır ve komple kamu personel sisteminin bu yönde değişmesi gerekmektedir. Kariyere dayalı uzman personel istihdam sisteminin olmaması veya yeterli düzeyde olmaması hem merkez teşkilatında hem de taşra teşkilatında olan bir sorundur. Gümrük gibi, teknik ve özel bilginin gerekli olduğu bir alanda hem merkez teşkilatında hem de taşra teşkilatında kariyere dayalı uzmanlık sisteminin esas istihdam biçimi olması gerekmektedir. Merkez teşkilatında hem gümrük uzmanlığı ve gümrük uzman yardımcılığı, hem de AB uzmanlığı ve uzman yardımcılığı olarak iki ayrı unvan ihdas edilmiş, ancak bu kadrolara yeteri düzeyde personel alınmamış. Taşra teşkilatında ise birçok yönden ve özellikle özlük hakları yönünden gerekli düzeltmelerin sağlanmasında sonundaki “memur” kavramından dolayı sorun oluşturan ve esasında kariyer meslek olarak düzenlenmesi gereken “muayene memurluğu” ve “muhafaza memurluğu” unvanlarında hem yeteri düzeyde personel istihdamı sağlanamamış hem de bu meslekler uzmanlık olarak düzenlenmemiştir.

Bu konudaki bir diğer sorun alanı da her ikisi de inceleme, soruşturma ve teftiş yetkisini haiz hem “müfettiş” hem de “kontrolör” unvanlarının bulunmasıdır. Ayrıca, kontrolörler de dört ayrı ana hizmet biriminde istihdam edilmektedir. Bu durum hem denetimde çok başlılık oluşturmakta hem de denetimdeki verimliliği, etkililiği ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasında olumsuzluğu beraberinde getirmektedir.

Bu alanda bir diğer sorun alanı da, hem merkez teşkilatında hem de taşra teşkilatında bir insangücü planlaması yapılmamış ve norm kadro oluşturulmamıştır. Bu durum da hem personelin yer değiştirmesinde hem de iş ve işlemlerin yerine getirilmesinde sorunlara yol açmaktadır. Diğer taraftan, yetersiz personelin taşra teşkilatındaki dağılımına da olumsuz etki etmektedir.

GÜMRÜK DÜNYASI: Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Müsteşar Vekilliği görevlerinde bulunduğunuz dönemlerde kamu reformu ve kamuda yeniden yapılanma konularında önemli çalışmalarda bulunduğunuz bilinmektedir. Yapılan bu çalışmalar ile neler hedeflenmektedir?

M. Emin ZARARSIZ: Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna geçildiğinde, imparatorluğa göre şekillenmiş kamu idaresinin de değişmesi gerekiyordu ve yeni duruma göre yeni kamu idari yapısı oluşturulmuştur. Ancak, Osmanlının son dönemlerinde başlayan Fransız idari sisteminin model alınması, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda da etkili olmuş, idari yapımız Fransız sistemine göre şekillendirilmiştir. 1900'lü yılların ilk yarısının şartları düşünüldüğünde birçok yönden normal ve olumlu değerlendirilebilecek bu yapı, ilerleyen yıllarda meydana gelen gelişmeler ve değişimler dikkate alındığında birçok yetersizliklerin açığa çıkmasına ve bizatihi kamu yönetiminin kendisi sorunlara neden olmaya başlamıştır.

Nitekim henüz Atatürk hayatta iken 1930'lu yıllarda kamu idaresi yapısının gözden geçirilmesine ve dönüştürülmesine dair çalışmalar yaptırılmıştır. İlerleyen yıllarda da bu çalışmalar eksik olmamış ve sürekli bir arayış olmuştur. Bunlardan en meşhurları DPT ve TODAİE tarafından 1962 yılında hazırlanan ve 1963 yılında Başbakanlığa sunulan, personel rejimi konusunda yoğunlaşan "Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi" (MEHTAP) ile VI. Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında, 1988 yılında TODAİE tarafından yürütülen ve 1991 yılında yayınlanan, ilk kez AB'ye uyumu ve vatandaş odaklı olmayı gündeme getiren Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA) projesi çalışmalarıdır. Ancak, bu çalışmalarda önerilen modeller hayata geçirilememiştir.

Özellikle 1980'li yıllarda dünyada meydana gelen gelişmeler ve radikal dönüşümler, kamu yönetimi alanında da çok hızlı dönüşümleri beraberinde getirmiştir. Dünyadaki değişim, genel olarak, küreselleşme ve sanayi toplumu şartlarından bilgi toplumuna geçiş şeklinde özetlenebilir. Ancak, geçmiş kalıplarımız ve mevcut yapımız ile bu yeni ortama uygun çözümler üretmek yönetim kapasitemizi aşmaktadır. Bu çerçevede, sadece yönetim yapımızı değil, yönetim paradigmamızı da değiştirmek kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu da insanlığın ortak tecrübesi ile ülkemizin birikimleri üzerine kurulan bir yeniden yapılanma sürecini ifade etmektedir.

Dünyadaki değişim ve 1980 sonrası ülkemizin ithal ikameci ve içe dönük bir kalkınma stratejisinden ihracata dayalı dışa dönük bir stratejiye geçmesi, özellikle piyasa ekonomisini geliştirmeye dönük politikalar, kamu yönetimi alanında da değişimi uyaran önemli bir faktör olmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de bu dönemde yeniden yapılanma kavramının geniş kabul görmesi ve tartışılması bir rastlantı değildir. Ancak, yapılan çeşitli araştırmalara, yayınlanan raporlara ve alınan kararlara karşılık, ülkemizin 1980 sonrası ekonomi alanında gerçekleştirdiği serbestleşmeyi ve değişimi, kamu yönetimi alanında tam olarak başardığı söylenemez. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde, bu kısmi değişimin doğurduğu uyum sorunları önemli bir yer tutmaktadır.

1990'lı yıllarda daha belirgin hale gelen kamuda yeniden yapılanma ihtiyacı, bu dönemin koalisyon yapıları, kısır çekişmeleri ve ekonomik sıkıntıları altında ihmal edilmiş ve ülkemiz kamu alanında diğer ülkelerin gerçekleştirdikleri değişimin oldukça gerisine düşmüştür. 1990'lı yıllarda ekonomi alanında yaşadığımız sorunların ve toplumun birçok sorununa çözüm üretilemeyişinin gerisinde, kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın zamanında gerçekleştirilemeyişi kilit bir rol oynamıştır. Dünya genelinde yaşanan hızlı değişim ve özellikle ülkemizin son yıllarda yaşanan krizlerle sürdürülemez olduğu belirginleşen mevcut yönetim anlayışı ve yapısı dikkate alındığında, kamuda yeniden yapılanmanın vaktinin çoktan gelip geçtiği, bu alanda ihtiyacın da ötesinde bir zorunluluğun oluştuğu gözlenmektedir.

Türk kamu yönetim yapısının değişmesini zorunlu kılan faktörleri başlıklar halinde şu şekilde özetlemek mümkündür: Kamu yönetim sistemimizin temel açıkları (stratejik açıklık, performans açığı, mali açık ve güven açığı), ekonomide yaşanan krizler, siyasi istikrarsızlıklar ve siyaset-bürokrasi ilişkileri, Avrupa Birliğine uyum, yönetim düşüncesinde ve yapısındaki yetersizlikler (gelecek yönelimli değil geçmiş yönelimli, amaç yönelimli değil sorun çözme yönelimli, teşhis yönelimli değil çözüm yönelimli, tek taraflı ve kapalı bir yaklaşım, ödüllendirme yerine cezalandırma yönelimli yönetim anlayışı), aşırı büyüme ve merkezileşme, kamu mali yönetiminde kriz ve borç yönetimi, kamu personel rejiminin krizi, kamu denetim sisteminin etkisizliği, israf ve yolsuzluklar.

Kamu yönetimi ile özel sektör işletmelerinin yönetiminde birbirine yakınlaşmalar, aynı kavramlar etrafında yeni(den) örgütlenme modelleri hızla uygulamaya geçirilmeye başlanmıştır. Aynı dönemde ülkemizde de önemli değişimler yaşanmış, serbest piyasa ekonomisine geçiş süreciyle birlikte ekonomi yönetim birimlerinde de bir yeniden yapılanma süreci yaşanmıştır. Ancak, bu değişimler genel kamu yönetim alanına yansıtılamamış, özellikle 1990'lı yıllarda yaşanan siyasal gelişmeler 1980'li yıllardaki kazanımları da bazı yönleri itibarıyla tersine çevirmiştir. Bu durum, ülkemiz ile dünya arasındaki açıklığın artmasına yol açmış, birçok alanda sağlamış olduğumuz başarıların gölgelenmesine yol açmıştır.

Kamu yönetiminde de stratejik planlara dayalı stratejik yönetim modelleri, kamu kurum ve kuruluşlarının da belirlemiş olduğu vizyon ve misyona dayalı yönetim anlayışı, kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planlara dayalı olarak oluşturulan yıllık program ve bütçelere göre kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi, dikey ve hiyerarşik örgütlenme yerine yatay ve basık örgütlenme, hesap verebilirlik ve şeffaflık yeni kamu yönetimi anlayışının temel parametrelerinden bazıları olarak sayılabilir.

58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde gündeme gelen ve bir bölümüyle gerçekleşen kamu yönetiminde yeniden yapılanma çalışmaları, dünyadaki gelişmeler ve halkımızın talepleri doğrultusunda, etkinliğin artırılması ve katılımcılık eksenine oturtulmuş ve yukarıda özetlemeye çalıştığım hedeflere ulaşmayı amaçlamıştır.

GÜMRÜK DÜNYASI: Kamuda yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında “Gümrük Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” hazırlanmış bulunmaktadır. Söz konusu Taslak ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

M. Emin ZARARSIZ: 58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde Türkiye'nin gündemine gelen ve birçok yönüyle gerçekleşen yeni kamu yönetimi anlayışına uygun örgütlenme ve yönetim anlayışı, 60 ıncı Hükümet döneminde de benimsenmiş ve bu yönde çalışmalar Başbakanlıkta devam etmektedir. Yukarıda gelişimini ve temel parametrelerini kısaca özetlemeye çalıştığım çerçevede merkezi idare kuruluşlarının yeniden yapılanması çalışmaları kapsamında Türk kamu idaresinin bir parçası olan Gümrük Müsteşarlığının da yapılanması gerekmektedir. Nitekim bu yönde bir tasarı taslağı 59 uncu Hükümet döneminde hazırlanmış, Başbakanlığa gönderilmiş, ancak Genel Seçimlerin öne alınmasıyla birlikte TBMM'ye sevk edilememiştir. Kamuda yeniden yapılanma çalışmalarının koordinasyonunu Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak yürütmekte olduğumdan bu tasarı taslağına ilişkin ilk incelemeler de tarafımdan o dönemde yapılmış idi. Gümrük Müsteşarı olarak atandıktan sonra, Hükümetin ilk üç aylık eylem planında da yer alması nedeniyle, çalışmalarımıza, ilk olarak Gümrük Kanununda Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılacak değişiklikler ve Müsteşarlığın yeniden yapılandırılması çalışmalarıyla başladık.

Müsteşarlığın teşkilatlanmasında değişiklik yapılmasını gerekli kılan birçok neden bulunmaktadır. Bunları kısaca başlıklar halinde şu şekilde özetlemek mümkündür:

Mevcut düzenleme 1993 yılında yapılmış ve bu dönemde henüz Gümrük Birliği söz konusu değil ve yürürlükteki 1615 sayılı Gümrük Kanunu esas alınmıştır. 1996 yılında Avrupa Toplulukları ile Gümrük Birliği oluşturulmuş, Avrupa Birliği Gümrük Kodu tercüme edilerek 1615 sayılı Kanunun sisteminden farklı bir yapıda 4458 sayılı Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Benzer süreç Kaçakçılıkla Mücadele mevzuatında da yaşanmış, bu mevzuat üç kez değişmiştir.

Ayrıca, anahizmet birimlerinin görevleri rafine bir şekilde düzenlenmemiş, benzer görevler birden fazla birime verilmiş olduğundan birimler arasında görev ve yetki çatışmaları yaşanmaktadır. Diğer taraftan bazı birimlere olması gerekenden fazla görev ve yetki verilmiş, bu nedenle birimler arasında bir dengesizlik söz konusu olmuştur.

Denetim çok başlı bir yapıda yapılandırılmış, her biri inceleme, soruşturma ve teftişle yetkilendirilmiş bir yandan doğrudan Müsteşara bağlı Teftiş Kurulu Başkanlığı oluşturulmuşken, aynı zamanda (TASİŞ Genel Müdürlüğünün Nisan 2007'de Müsteşarlığa bağlanması ile) dört ayrı genel müdürlükte genel müdüre bağlı kontrolörlükler oluşturulmuştur. Bu durum hem denetimde çok başlılığı ve koordinasyonsuzluğu getirmiş, hem de denetimin etkililiğini zayıflatmış, zaman zaman aynı konunun hem müfettişler tarafından hem de kontrolörler tarafından incelenmesi - soruşturulması gibi durumlar yaşanmasına neden olmuştur.

Taşra teşkilatının yapılanmasında da bir savurganlık oluşturulmuş, bölge esasına dayalı 18 adet Gümrük Başmüdürlüğü ve 18 adet Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü ve bunlara bağlı ve birbirinden kopuk gümrük müdürlükleri ve muhafaza müdürlükleri kurulmuştur. (Daha sonra başmüdürlükler Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü adı altında birleştirilerek 18 adete indirilmiş, ancak benzer durum bağlantı idarelerde gerçekleştirilememiştir.) Bu durum taşra yönetiminde kaynakların verimli kullanılamaması ve koordinasyonsuzluğa yol açmış, personel açığını olduğundan daha fazla hale getirmiştir.

İnsan kaynaklarına yönelik sorunuzu cevaplarken de ifade ettiğim gibi, kadro cetvelleri oluşturulurken kadro ve unvan çeşitliliği gereksiz yere artırılmış, benzer veya aynı işi yapan personelin kadro unvanları farklı hale getirilmiştir. Taşra teşkilatında ise kariyere dayalı uzmanlık statüsü oluşturulmamıştır. Gereksiz yere ara hiyerarşik kademeler oluşturulmuş, bu durum iş ve işlem süreçlerini uzatmıştır. 1993 yılı şartlarına göre ihdas edilen kadro sayısı yetersiz hale gelmiş, otomasyonda sağlanan gelişmelerle bunun hissedilebilirliği azalmış olmasına rağmen, ancak yine de gelişen iş hacmi karşısında yeniden açık hissedilir hale gelmeye başlamıştır.

Gelişen ve değişen şartlar bazı yeni birimlerin oluşturulmasını gerektirmiş olmasına rağmen idari tasarruflarla bu yapılar oluşturulmaya çalışılmış, bu durum da bu birimlerin etkili olabilmesinde zaman zaman olumsuz etkileri olmuştur.

Kamu idare birimlerinin de sürekli canlı tutulması gereken ve yaşayan organlar olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Aksi halde oluşturulduğu zamanın şartlarında dondurulmuş bir yapı ile kamu hizmetlerinin gereği şekilde yerine getirilmesi mümkün değildir.

Burada belirtilen ve daha da çoğaltılabilecek bu sorunların giderilmesi ve yeni kamu yönetimi anlayışına uyumu sağlamak üzere yeni bir “Gümrük Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” hazırlanarak Başbakanlığa gönderilmiştir.

GÜMRÜK DÜNYASI: Malumları olduğu üzere Müsteşarlığımız bünyesinde müfettiş ve kontrolörler ile iç denetçiler olmak üzere altı ayrı denetim birimi bulunmaktadır. “Gümrük Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” kapsamında oluşturulan “Rehberlik ve Denetim Genel Müdürlüğü” bünyesinde ve tek çatı altında verilecek denetim hizmetleri konusunda beklenti ve düşünceleriniz nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Öncelikle bir düzeltme yapalım. Tasarı ile oluşturulan yeni birimin adı “Rehberlik ve Denetim Başkanlığı” olarak değiştirilmiştir.

Yeni kamu yönetimi anlayışının gerekliliği üzerinde yukarıda belirttiğim gerekçeler arasında denetim sisteminin etkisizliğinden de söz etmiş idim. Bunun somut bir örneğini Gümrük Müsteşarlığında görmek mümkündür. Biraz önce de söylediğim gibi, her birinin de inceleme, soruşturma ve teftiş yetkisi bulunan hem Teftiş Kurulu Başkanlığı hem de dört ayrı genel müdürlük bünyesinde kontrolörlükler bulunmaktadır. Bu denetim birimlerinin halen yürütmekte oldukları veya tamamlamış oldukları inceleme ve soruşturma konularına bakıldığında hem müfettişler tarafından hem de kontrolörler tarafından aynı konuda yürütülmekte olan veya tamamlanmış bulunan inceleme ve soruşturmalar bulunduğu görülmektedir. Bu durum kaynakların savurgan bir şekilde kullanılmasına somut bir örnek oluşturmaktadır. Diğer taraftan, bir müfettiş yaptığı inceleme ve soruşturma konusunda suç unsuruna rastlayıp raporunu buna göre düzenlerken, aynı konuyu inceleyip soruşturan kontrolör olayda herhangi bir suç unsuru bulunmadığı sonucuna varabilmektedir (veya tam tersi durum).

Diğer taraftan, bilindiği gibi Müsteşarlığımızda adeta çığırından çıkmış bir duruma gelmiş ihbar ve şikâyet müracaatları görülmektedir. Üstelik öylesine bir müessese çalışmaktadır ki, aynı ihbar ve şikâyet dilekçesi Cumhurbaşkanına/Cumhurbaşkanlığına, Başbakana/Başbakanlığa, bağlı olunan Bakana/Bakanlığa, Müsteşara/Müsteşarlığa, Teftiş Kurulu Başkanına/Başkanlığına, Genel Müdüre/Genel Müdürlüğe, diğer kurum ve kuruluşlara, basın yayın organlarına dağıtımlı bir şekilde gönderilmektedir. Mesela böyle bir dilekçe Müsteşar ve genel müdür tarafından gerekli şartları taşımadığından dikkate alınmamakta, Teftiş Kurulu Başkanı bunu dikkate alarak inceleme-soruşturma onayı istemekte veya Müsteşar ve Teftiş Kurulu Başkanı dikkate almamakta, ama genel müdür dikkate aldığından inceleme-soruşturma onayı vermektedir.

Ülkemizde uygulanmakta olan denetim sisteminin temel hareket noktası, maalesef suç ve suçlu oluşturmaya dayanmakta ve çoğunlukla geçmişin incelenmesi şeklinde cereyan etmektedir. Oysa denetimin öncelikli görevi yönetime, personele, hizmeti alanlara rehberlik etmek olması gerekmektedir. Öncelik rehberliğe dayandığında, denetimdeki etkililik, kamu hizmetlerinin kalitesi ve yönetimin de başarısı artacaktır.

Diğer taraftan, yeni kamu yönetimi anlayışında egemen olmaya başlayan iç denetim - dış denetim ayırımının da iyi yapılması gerekmektedir. Kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşların dış denetiminin TBMM adına denetim yapan Sayıştay tarafından yapılması, iç denetimin ise stratejik yönetim anlayışına uygun şekilde iç denetim birimi tarafından yapılması yeni anlayışın bir gereğidir. Diğer taraftan, bazı kamu hizmet birimlerinin sunmuş oldukları hizmetler gereği “kurum dışı işyeri denetimi” veya “mükellef denetimi” denilen yapı ise bu kurumlar tarafından yerine getirilmesi gereken asli denetim fonksiyonlarındandır. Vergi idarelerinin vergi mükelleflerini, prim toplayan birimlerin prim ödeme yükümlülüğü bulunan işyerlerini/işverenleri, işgüvenliği kuralları yönünden işyerlerinin, dış ticaret işlemleri yapan dış ticaret şirketlerinin (mükelleflerin) bu hizmetleri yerine getiren idareler tarafından (dış) denetlenmesi gerekmektedir.

Bu örnekler dahi, Müsteşarlık denetim sisteminin yeniden değerlendirilmesi ve yeni bir yapıya kavuşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Müsteşarlık denetim birimlerinin tek çatı altında, rehberlik anlayışını öne çıkaran bir yaklaşımla ve önceliği mükelleflerin denetimine vermiş bir yapı olarak yeniden yapılandırılması, yukarıda sayılan sakıncaların giderilmesi, kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılması bakımından gerekli olup, öngörülen yapının oluşması halinde bu sonuçlara hizmet eden etkili bir denetim birimi oluşturulmuş olacak ve denetimin etkililiği, kamu hizmetlerinin kalitesi ve yönetimin başarısı da artacaktır.

GÜMRÜK DÜNYASI: “Gümrük Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” hakkında teşkilat içerisinde ve dışarısında, özellikle bazı basın yayın organlarında olumsuz yönde çeşitli eleştirilerde bulunulduğu malumlarıdır. Bu eleştiriler ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Klasik ve mekanik bürokrasi anlayışı her zaman “var olan durumun” (statükonun) korunmasından yana tavır almıştır. Kamu yönetiminde reform yapan tüm ülkelerde bu tür tavırlar hep olmuştur. Bu durum sadece kamu yönetiminde reform yapılan alanlarda değil, genel olarak reform yapılan tüm alanlarda söz konusu olmaktadır. Ayrıca, reform yapmak uzun soluklu, sabır ve kararlılık gerektiren bir süreçtir. Ancak, önemli olan reformla ulaşılmak istenilen genel hedefin genel çıkarı sağlamaya yönelik olmasıdır. Hiçbir reform çabasında bütün kesimlerin memnun edilmesi söz konusu olamaz. Zaten bütün kesimleri memnun eden bir çalışmanın da reform olarak adlandırılması mümkün değildir.

Hazırlanmış olan tasarı taslağının eksikliklerinin giderilmesi ve olgunlaştırılması amacıyla çeşitli kesimlerle görüş alış verişinde bulunulması en doğal olması gerekendir. Bu şekildeki tartışmalarla eksiklikler tamamlanacak, yanlışlıklar düzeltilecektir. Ancak, her türlü tartışmanın nezaket ortamında ve nezaketin korunması yoluyla yapılması asgari nezaket kuralları gereğidir. Bu değerlendirme, tüm tarafların memur olduğu bir ortamda yapılıyorsa, uyulması zorunlu bazı düzenlenmiş kurallar da eklenmektedir.

Bir aile ortamında yaşanan tartışmaların dışarıya yansıtılması ne kadar yanlış ise, bu tartışmaların çarpıtılarak yansıtılması yanlışın da ötesinde bazı kasıtları düşündürmektedir. Varılmak istenilen hedef, umumi çıkar bakımından uygun olmakla beraber, bazı kesimlerin bundan olumsuz etkileneceği düşüncesiyle bu umumi çıkara karşı çıkanların değerlendirilmesini kamuoyuna bırakıyorum.

Tasarı genel olarak değerlendirildiğinde, dünyada egemen olan yeni kamu yönetimi anlayışına uygun bir teşkilat yapısının oluşturulduğu, genel olarak yıllardır şikâyet edilen bazı sorunların çözüldüğü, merkez ve taşra teşkilatında kariyere dayalı uzmanlığın esas istihdam biçimi haline getirildiği, özlük, sosyal ve mali haklar yönünden iyileştirilmeler öngörüldüğü ve bu yönlerden bazı unvanlar için meydana gelecek kayıpların önlendiği, bazı sorunlara yol açan gereksiz kadro çeşitliliğinin giderildiği, bürokrasi ve kırtasiyeciliği azaltacak yatay ve basık örgütlenme modelinin benimsendiği, Başbakanlığa bağlı diğer Müsteşarlık şeklindeki bağlı kuruluşlarda olan ve sadece Müsteşarlığımızda olmayan kadro karşılığı sözleşmeli personel uygulamasının getirildiği, merkez ve taşra teşkilatındaki çok başlı yönetimin kaldırıldığı, anahizmet birimleri arasında görev ve yetkilerin dengeli dağıtıldığı ve yetki çatışmasına yol açan paralel yetkilerin kaldırıldığı, uygulanmakta olan genel sistem nedeniyle bir türlü kapatılamayan insan kaynakları açığının giderildiği, bütün merkez, taşra ve döner sermaye teşkilatı ile tek bir kurumsal yapının oluşturulduğu bir tasarıya karşı çıkmanın nedenlerini ve karşı çıkanların değerlendirilmesini kamuoyunun ve teşkilatımız çalışanlarının takdirine bırakıyorum.

GÜMRÜK DÜNYASI: Gümrük Müsteşarlığımız ve dolayısıyla teşkilatımızın en üst amiri olarak teşkilat içerisinde ve dışarısında karşı karşıya bulunduğunuz sorunlar nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Esasen yukarıdaki açıklamalarımın önemli bir kısmı, aynı zamanda Müsteşarlığımızın içindeki ve dışındaki sorun alanlarına da işaret etmektedir. Buna rağmen, bazıları tekrar olmak üzere yine de Müsteşar olarak atanıp göreve başladıktan sonra yaptığım gözlemlerim, aldığım brifingler ve geçen süre içerisindeki uygulamalar sonucunda tespit ettiğim sorunları genel olarak şu şekilde özetlemek mümkündür:

Müsteşarlığımızın, yerine getirdiği kamu hizmetleri bakımından çok sayıda kurum ve kuruluşla çok uyumlu ve ahenkli bir şekilde, karşılıklı güvene dayalı bir ilişki içinde olması gerekmektedir. Müsteşarlık olarak çoğu alanlarda diğer kurumların yapmış olduğu düzenlemelere dayalı uygulamaları yapmaktayız. Başta Dış Ticaret Müsteşarlığı olmak üzere, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türk Standartları Enstitüsü ve daha birçok kamu kurumu ve ayrıca dış ticaret sektöründe faaliyet gösteren özel sektör örgütleri gibi kuruluşlarla güvene dayalı uyumlu bir ilişkinin olması gerekmektedir. Bu kurum ve kuruluşlarla bir rekabet içinde ve birbirinin alternatifi olan değil, iyi bir şekilde kurulmuş ilişkiler içinde birbirini bütünleyen kurumlarız. Ancak, bu konuda istenilen düzeyde bir ilişki olmadığı, yazışmalarda ve toplantılarda buna uygun üslupların kullanılmadığı görülmektedir.

Benzer ahenk merkez teşkilatının birimleri arasında da maalesef zayıf bir şekildedir. Birimlerin birbirleriyle ilişkileri ve koordinasyon içerisinde müşterek çalışma ve sonuca ulaşma noktasında bazı zayıflıklar görülmektedir. Yönetim ile denetim birimleri arasında da uyumlu bir ilişki olduğu söylenemez.

Elbette imaj konusu hiç ihmal edilemeyecek önemli bir sorun alanıdır. Bu imajın oluşmasına yol açan nedenlerle birlikte üstesinden mutlaka gelinmesi gereken bir sorun olduğunu ifade etmek gerekmektedir.

Merkez teşkilatının beş farklı binada hizmetleri yürütüyor olması, belki de yukarıda ifade edilen bazı sorunların oluşmasında da bir neden olarak değerlendirilebilir.

Taşra teşkilatında bazı konularda uygulama birliğinin bulunmuyor olması da bazı sorunlara yol açan bir durumu oluşturmaktadır.

Yasa dışı ticaretin önlenmesi ve kaçakçılıkla mücadelede başarı oranının yükselmesi, sadece Müsteşarlığımızın değil tüm ülke olarak üstesinden gelinmesi gereken en önemli sorunlarımızdan biridir.

Sadece karalamaya yönelik, gerçek dışı ihbar ve şikâyetler, Müsteşarlığın daha önemli alanlara sarf etmesi gereken enerjisinin gereksiz yere sarf edilmesine yol açmaktadır.

Personel açığı ve diğer kurumlarla mukayese edildiğinde oldukça ileri bir düzeyde bulunmamıza rağmen otomasyon sistemi ve elektronik gümrük alanındaki eksiklikler de başka bir sorun alanı olarak ifade edilebilir.

Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Ancak, buraya kadar ifade edilenler birlikte değerlendirildiğinde birçok sorun alanını oralarda da görmek mümkündür.

GÜMRÜK DÜNYASI: Son olarak Müsteşarlığımız mensupları ile okuyucularımıza vereceğiniz mesajlar nelerdir?

M. Emin ZARARSIZ: Öncelikle, bana gümrük camiasına seslenme, mesajlarımı iletme ve nasıl bir gümrük idaresi olması gerektiği konusundaki görüşlerimi ifade etme fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederim.

Müsteşarlığımız mensuplarından ilk beklediğim konu, yasa dışı ticaretle gücümüzün de üzerinde gayretle çalışarak, bu sorunun üstesinden gelmemizdir. Bu işlerle uğraşanlar bilmeliler ki, Türkiye bütün kapılarıyla ve sınırlarıyla yasa dışı ticarete kapalı bir ülkedir ve bu konuda kararlı duruşuyla miktarına ve değerine bakılmaksızın yasa dışı ticarete müsaade etmeyen bir gümrük idaresine ve gümrük çalışanlarına sahiptir.

İkinci olarak, imajımızın olumluya dönüşmesi konusunda en üst unvandan en düşük unvana kadar bütün çalışanlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklarımızın gereğini yerine getirerek nerede çalıştığımızı anlaşılmayacak şekilde değil, göğsümüzü gererek söyleyebileceğimiz bir gümrük idaresi oluşturmak zorundayız. Unutulmamalıdır ki, içimizdeki bu imajın oluşmasına neden olan kişileri kendimiz ayıklamadığımız sürece başka birileri bunu hep kullanacak ve ayıklamaya kalkacaktır.

Biz kamu görevlileri, ülkemizde yaşayan vatandaşlarımızın adına vekâlet kullanan kişileriz. Yapmış olduğumuz, yerine getirdiğimiz kamu hizmetleri ülkemiz vatandaşları için ve onlar adına yapılmaktadır. Dolayısıyla, mevzuatla sınırları kati olarak düzenlenmiş alanlar dışında, uygulayıcıların takdirinin bulunduğu alanlarda takdir yetkimizi mükellefler lehine kullanmak durumundayız. Diğer bir deyişle mükellef odaklı bir hizmet anlayışına göre kamu hizmetlerini yerine getirmemiz gerekmektedir.

Zorlaştıran değil, kolaylaştıran, idari yük yükleyen değil bunları azaltan, hiyerarşik kademeler arasında dolaştıran değil bitirilebilecek en alt düzeyde işleri bitiren, mükelleflerin ve temsilcilerinin gümrük idaresine gelmesine gerek kalmadan iş ve işlemlerin yapıldığı, gereksiz kırtasiye üretmeyen/talep etmeyen, iş ve işlem süreçleri önceden belirlenmiş ve buna uygun şekilde işlerini yapan, tüm çalışanları ile bir aile havası oluşturan, içindeki olumsuzluklara göz yummayan, kısaca yasal ticarette (e)n-kolay gümrük, yasa dışı ticarette (e)n-zor gümrük olan bir yapıyı oluşturmak hepimizin ortak hedefi olmalı ve bilinmelidir ki kararlı olunduğu zaman da çok kolay gerçekleşebilecek bir sonuçtur.

GÜMRÜK DÜNYASI: Sayın Müsteşarımız çok yoğun çalışma programınız içerisinde bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

 

Gümrük Kontrolörleri Derneği Web Sitesi - 2006 - Her Hakkı Saklıdır - Tasarım İnfosoft - Webmaster